Frank Ockenfels 3: “Mükemmellik Uğruna Verilen Savaş Sanatı Öldürür”
Kurt Cobain’i hayattayken son kez fotoğraflamış olan sanatçı Frank Ockenfels 3, David Bowie’nin kariyerinin ilk dönemlerine ait çok özel bir sergiyle İstanbul’da. Ockenfels’e merak ettiklerimizi sorduk.
Spin dergisinin Ekim 1993 kapağı. Birkaç ay önce Nirvana’nın “In Utero” albümü yayınlanmış. Soldan sağa Krist Novoselic, Dave Grohl ve Kurt Cobain derginin kapağında yer alıyor. Cobain, bu fotoğraftan altı ay sonra, 1994 yılının Nisan ayında Seattle’daki evinde ölü bulunuyor. Müzik tarihinin gelmiş geçmiş en karanlık günlerinden biri… Spin bu kez Cobain’in fotoğrafını vefatı sonrası tek başına kullanıyor.
O fotoğrafı biliyorsunuz. Kurt Cobain’in hayattayken bir dergi kapağında yer aldığı son fotoğraf. Fakat belki de onu kimin çektiğini bilmiyorsunuz. O kişi, dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı Frank Ockenfels 3. Kendisi Nirvana’nın yanı sıra Jay Z, Alicia Keys, Snoop Dogg, Tom Waits, Soundgarden gibi pek çok grup ve müzisyeni fotoğrafladı. Angelina Jolie, George Clooney, David Lynch, Tom Hanks, Başkan Barack Obama gibi isimler de kadrajına girdi. “Breaking Bad”in o meşhur fotoğrafını hatırlayın. Bryan Cranston ve Aaron Paul’ün ellerinde bira ile bir kanepede oturdukları o meşhur kare… İşte o da bir Frank Ockenfels 3 karesi.

Ockenfels’in kariyerinde David Bowie’nin ayrı bir yeri var. Efsanevi müzisyeni yıllar içinde onlarca kez fotoğraflamanın yanı sıra, Bowie’nin 1997 tarihli “Earthling” albümünün kapağını da tasarladı. Bu kapakta, Bowie’nin merhum tasarımcı Alexander McQueen ile birlikte tasarladığı ünlü Birleşik Krallık bayrağı desenli ceketi yer alıyor.
Efsane fotoğraf sanatçısı, bu kez David Bowie’nin erken dönemlerine odaklanan özel bir seçkiyle İstanbul’da izleyici karşısına çıkıyor. 212 Photography kapsamında gerçekleşecek “Frank Ockenfels – A Period of David Bowie” sergisi, sanatçının çok az yerde yayımlanmış portrelerini bir araya getirerek yalnızca Bowie’nin ikonik imgesini değil, sahne dışında saklı kalan iç dünyasını da görünür kılıyor. Sergi, Yapı Kredi Bomontiada Galerisi’nde 27 Eylül -12 Ekim tarihleri arasında ziyaret edilebilecek.

Sanatçı Frank Ockenfels 3 ile Cobain’i tek başına çekme yasağını nasıl deldiğinden David Bowie’yle yaptığı ilk başarısız çekime, iyi bir portre çekmenin sırrından akıllı telefon ekranından baktığımız fotoğraflara uzanan bir sohbetteydik.
Kasım ayında “Collaboration” adlı yeni kitabınız yayımlanıyor; içinde David Bowie’yle yaptığınız 16 özel çekim yer alıyor. Kendi imgesini sürekli yeniden kuran Bowie’yle çalışmak, görsel hikâye anlatımınızı nasıl dönüştürdü; size bir sanatçı olarak ne kattı?
İlişkimiz, başarısız olma ihtimali olan bir fikirle başladı; ama bu, David’e sınırları zorlayan ve bariz olana itiraz eden fikirlere açık olduğumu gösterdi. Bir sanatçı olarak en çok, oyuna açık bir özne istersiniz.

Bir röportajınızda müzik fotoğrafçılığına sanat okulunda başladığınızı söylemiştiniz. O günlerin hazırlığıyla bugün büyük bir ekiple çalışmanın hazırlığı arasında nasıl farklar var?
Eskiden bir adres verilirdi; kameralarımı alır, kişiyle buluşur ve o anı olduğu gibi kabul ederek ortak bir görüntü kurardım. Bugünse fikir sunmak, kıyafetlere bakmak, saç ve makyajı tartışmak gerekiyor. Bunun kötü olduğunu söylemem; ama çoğu zaman “anı” yaratmaktan çok bu bir “gösteri”ye dönüşüyor. Çoğu kez de başkalarının “hazır olmasını” beklemekle geçiyor.
“İYİ BİR PORTRE, HARİKA BİR SOHBET GİBİDİR, BAZEN SADECE DİNLEMEK GEREKİR”
Angelina Jolie, Nirvana, David Lynch gibi ikonları çektiniz. “İkon perdesini” indirip insana yaklaşmak için sizde en çok hangi yöntem çalışıyor: Doğru mekân mı, ışıkla oynamak mı, sessizlik mi, sohbet mi?
Bir fikriniz olmalı; ama öznenin onu istemeyebileceğini de kabul etmek gerekiyor. Size açılan alanda üretin ve bunu kabullenin.

Nirvana’nın Spin kapağında, üçlüyü ayrı ayrı çekip bir bütün olarak sunma fikri nasıl ortaya çıktı? “Kurt’ü tek başına çekme” yasağını nasıl aştınız?
Daha önce “ana vokali ayırma” meselesiyle uğraşmıştım ve dile getirmeden önce ne deneceğini biliyordum. O sıralar David Hockney’nin kolajlarına kafayı takmıştım; birçok varyasyon denedim. Üç çok farklı müzisyenden oluşan bir grup için üç panelli yaklaşım en mantıklısı geldi.
Portrelerinizde, kişinin hikâyesini “soymak” gibi bir duygu var. Kamera karşısında huzursuz hisseden birini, çekim sırasında nasıl açılmaya ikna ediyorsunuz?
Öznenin neler yaşadığını çekmeden bilemezsiniz. İlk çekimi kötü, bir sonraki olağanüstü çıkan birkaç kişiyle çalıştım. Yargılamam. Her çekim bir mücadele gibi gelir. Ya görüntüyü ararken ya da kendi içinizde. Yaratıcı süreç, yolunuzdan çekildiğinizde en iyi sonucu verir. İyi bir portre, harika bir sohbet gibidir; bazen sadece dinlemek gerekir.

“Frank Ockenfels 3: Introspection” serinizde günlüklerinizden beslendiğinizi, günlük tutmanın kaygıyla baş etme biçiminiz olduğunu söylemiştiniz. Günlüklerle fotoğraflarınız arasındaki köprü nedir?
Günlükler, fotoğraflarıma ikinci bir hayat verir. Bazen çekimi yaparken ileride üzerine kolaj, boya ya da çizim ekleyeceğimi bilirim. Farklı çekimlerden karelerin bir araya gelişi beni heyecanlandırır. Kırık ya da kusurlu görüntünün enerjisini seviyorum. Mükemmellik uğruna verilen savaş sanatı öldürür.
“KARİYERİMİ MUTLU TESADÜFLERE İNANARAK KURDUM”
Titiz plan mı, akışa alan açmak mı? Yaratıcı sürecinizde tesadüfe ne kadar yer var?
Plan yapmam gerekse bile, fikrin gelişmesine ya da bambaşka bir yöne sapmasına izin verecek yollar ararım.

Fotoğraflarınızda çoğu zaman “cool” bir mesafe var; ama dikkatle bakınca özneyle kişisel bir yakınlık da hissediliyor. Belki de mükemmel ciladan uzak oluş, işi özgürleştiriyor. Bu paradoksu nasıl kuruyorsunuz?
Kariyerimi mutlu tesadüflere inanarak kurdum. Bir an içinde bir görüntü yaratmayı ve o anın tekrarlanamayacağını bilmeyi seviyorum.
Yapay zekâ destekli afiş ya da ana görsel üretiminde, telif ve sahipliğin ötesinde “gerçeği hissetme” kaybını nerede görüyorsunuz? Hangi noktada “bu artık fotoğraf değil” dersiniz?
Yapay zekâ ancak yapılmış olanı yeniden üretir; oysa sanat, gördüklerimizi ifade etmenin yeni yollarını arar.

Bugün teknoloji ve telefonlar gerçekliğimize hükmediyor; çoğumuz sanata küçük ekranlardan bakıyoruz. Hızlı üretim ve tüketim artık kaçınılmaz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bu hem en iyisi hem en kötüsü. En azından insanlar bakıyor; ama bazen iPhone’u bırakıp derin bir nefes almak ve gerçekten önümüzdekine bakmak gerekiyor.
Çektiğiniz kişi sonuçlardan memnun kalmazsa tekrar çekim yapar mısınız? Onların güzellik veya estetik anlayışıyla kendi vizyonunuz arasındaki dengeyi nasıl kurarsınız?
Bu çekimi iş için mi, kendim için mi yaptığım önemli. Daha iyisini bildiğini sanan ışıkçılarla uğraştığım oldu; ama genel olarak her yüzü dikkatle inceler, ona en uygun ışığı bulmaya çalışırım.
Mélanie Pain: “Senden Daha Güzel’e Anında Aşık Oldum”