“O bir rock star’dı” demek eksik kalır, “rock star”ın kendisi bizzat David Bowie‘ydi.

Altı yıl oldu, 8 Ocak 1947 tarihinde Londra’da doğan David Bowie, 2016 yılının 10 Ocak günü, yani doğum gününden iki gün sonra, 69 yaşında New York’ta vefat etti. Milyonlarca müzik âşığının gerçek kahramanı olduğu için, sadece fani bedeni yalan dünyaya veda etti.

David Bowie ’yi ilk gördüğüm an muhtemelen “Space Oddity” albümünün kapağıydı, henüz 10-11 yaşlarındaydım. Elimdeki John Steinbeck’in 750 sayfalık Gazap Üzümleri’ni okuyarak dünyayı anlamaya çalışan zavallı bir çocuk olarak hayran olunacak daha iyi bir müzisyen yoktu. İstanbul’un eski mahallelerinde, Fatih’te doğmuş, resim yeteneğinden başka bir özelliği olmayan –Batı müziği dinlemeye merak salmış– saf bir çocuğun gözünde harika bir görüntüsü vardı Bowie’nin. İlk gördüğüm uzun saçlı abi olan ve bana müziği sevdiren Apaçi Ayhan’ın annesi zaten Bowie için her zaman şunu söylerdi: “Ne güzel çocuk. Eğer kendinizi benzetecekseniz o uzun saçlı pasaklılara değil, buna benzetin.”

David Bowie

Neredeyse hayatımın soundtrack’i olarak her dönemine anlam kattı David Bowie. Anılarımla özdeşleşmiş, sayısız şarkısına denk gelen fotoğrafım oldu hafıza koridorlarımda…

Yarım asrı aşan kariyeri içinde kılıktan kılığa girdiği için rock dünyasının bukalemunu olarak tanınan zarif ve içten davranışlı Bowie, aynı zamanda o âlemin en zeki girişimcisiydi.

1997’de 55 milyon dolarlık Bowie bonosu satmış, bir yıl sonra Ultrastar teknoloji şirketini kurmuş, sanat okulu geçmişini değerlendirmeyi bilen biri olarak sitesinde, umut veren öğrenci işlerini küçük bir komisyonla pazarlamış; Londra’da bir çağdaş müzik, film ve görsel sanatlar festivali organize etmişti. İnternetin mesleki olanaklarını inceleyerek Sony ile dağıtım anlaşmasını kısa süreli tutmuş, müzik pazarında her şeyin 10 yıl içinde değişeceği ve telif hakkının ortadan kalkarak müziğin su ve elektrik gibi insanlara ulaşacağını öngörmüştü.