Mélanie Pain: “Senden Daha Güzel’e Anında Aşık Oldum”
Nouvelle Vague’ın ikonik sesi Mélanie Pain, Duman’ın “Senden Daha Güzel” şarkısına getirdiği çift dilli yorumla dördüncü solo albümü How and Why’ı yayınlamaya hazırlanıyor.
Fransız şarkıcı ve söz yazarı Mélanie Pain, dördüncü solo albümü “How and Why” ile yeniden sahnede. Nouvelle Vague grubunun ikonik sesi olarak tanınan Pain, bu kez daha kişisel bir yolculuğa çıkıyor. Sanatçı, geçtiğimiz günlerde ilk single’ı “Bluer than Blue” ile açılış yaptı. Fakat bu albümün Türk dinleyiciler için ayrı bir anlamı var. Albümde, Duman’ın 2009’da yayınladığı ünlü hitlerinden “Senden Daha Güzel”in Türkçe ve Fransızca yorumlanmış bir cover’ı yer alıyor. 24 Eylül’de dijital platformlarda yayınlanacak. Hemen ardından da Pain’i Türkiye’deki ilk solo konserlerini vermek üzere 26 Eylül’de Ankara Jolly Joker, 27 Eylül’de İstanbul JJ Arena’da Pulse Festival kapsamında izleyeceğiz. Mélanie Pain’le -tabii ki- Duman’ın yanı sıra yeni albümünü, aşka bakışını ve umut etmeyi konuştuk.

Yeni albümünüz “How and Why” bize harika bir sürprizle merhaba diyor: Duman’ın “Senden Daha Güzel” şarkısını coverlıyorsunuz. Bu şarkıyı seçmeye nasıl karar verdiniz?
Nouvelle Vague ile Türkiye’de birçok kez turneye çıktım ve hep aklımın bir köşesinde bir Türkçe şarkı cover’lama fikri vardı. İstanbul’daki bir arkadaşımdan -kendisi öğretmen- sevdiği Türkçe parçaları bana göndermesini rica ettim. Duman’ın “Senden Daha Güzel” şarkısını duyduğumda haftalarca aklımdan çıkmadı. Gençken sevdiğim müziği hatırlattı bana… Ham, grunge stilinde ama çok derin bir duygusallıkla. Anında âşık oldum.
Türkçe biliyor musunuz? Yoksa bu şarkı için biraz öğrendiniz mi?
Türkçe bilmiyorum, bu yüzden arkadaşım bana aksan ve ritim konusunda yardımcı oldu. Nihayet kaydı yaptığımda cover’ı Kaan Tangöze’ye gönderdim. Onun beğenmesi beni inanılmaz mutlu etti.

Artık yabancı olmadığınız, bir parçası olduğunuz bir ülke diyebiliriz Türkiye için. Buraya her geldiğinizde neler yapmak artık sizin için bir ritüel? Eminim çok sevdiğiniz yemekler vardır, belki de her geldiğinizde mutlaka ziyaret ettiğiniz yerler…
Benim “péché mignon’um” (gizli zevkim, küçük günahım) börek! Sabah, öğle, akşam fark etmez. Çoğunlukla İstanbul’dayız ama keşke ülkenin Asya tarafını daha çok gezebilsem. Türkiye’yi çok iyi bildiğimi söyleyemem; görmediğim yerler hâlâ bir sürü.
Nouvelle Vague da Türkiye’de çok sevilen bir grup. Şimdi ise İstanbul ve Ankara’da düzenlenen Pulse Festival kapsamında sizi solo performansınızla izleyeceğiz. Uzun yıllardır Türkiye’de sahne alıyorsunuz. Buradaki seyirciyle nasıl bir ilişkiniz var?
Çok güzel anılarım var, özellikle İstanbul’da Babylon’da (şimdiki adıyla Blind) verdiğim konserlerden, ayrıca İzmir ve Ankara’daki performanslardan. Buradaki dinleyiciler çok sıcak ve çok açık. Her seferinde “In a Manner of Speaking” parçasını benimle birlikte söylediklerinde gözlerim doluyor. Solo şarkılarımı Türkiye’de çalmak uzun zamandır hayalimdi; bunu nihayet gerçekleştirmek inanılmaz heyecan verici.

“BARIŞ MANÇO VE CEM KARACA HAYRANIYIM”
Türk müzik sahnesiyle ilgileniyor musunuz? Duman dışında kimleri dinliyorsunuz ya da ilgi çekici buluyorsunuz?
Barış Manço ve Cem Karaca gibi klasiklerin büyük hayranıyım. Daha yakın zamanda ise Kalben ve Maya Perest’i keşfettim.
İlk single’ınız “Bluer Than Blue” folk müziğin zarif tınısını popla buluşturan, yumuşacık, derinlikli bir şarkı. Sözlerini dinleyince de aşkın insanı nasıl yerle bir edeceğini bir kez daha anlıyoruz aslında… Bu şarkıyı daha önce bir kısa film için yazdığınızı okumuştum. Peki neden şimdi hayata geçti?
“Bluer Than Blue” aslında yazdığım ilk mısraydı ve o kadar sevdim ki melodiyi ve sözleri onun etrafında örmeye devam ettim; sonunda şarkı can buldu. Bir bakıma hüzünlü bir şarkı, ama melankolinin olumlu hissettirmesini istedim. Öfke yok. Sadece dayanıklılık ve sakin bir güzellik var.

Bu şarkıyı dinleyince bir yandan da kendimizle olan mücadelemizi hiç bırakmadığımızı ve bazen de günlük tutar gibi duygularımızın da bir dünyasını çizmemiz gerektiğini fark ettim. Aşk bazen hiç beklemediğimiz bir yerden geliyor bazen de ona tutunmak isterken ellerimizin arasından kayıp gidiyor. Albümdeki diğer şarkılar aşka nasıl bakıyor, bize biraz hikâyelerini anlatır mısınız?
Albümde “Same” adında bir şarkı var; birlikte yaşlanmanın güzelliğini anlatıyor. Rutini, “hep aynı, hep aynı” halini kucaklamayı… Ben şahsen bazı insanlar gibi sürekli değişim ya da çılgın tutkular aramıyorum. Aşkı bir nehir gibi hayal etmeyi seviyorum. Bazen daha güçlü, bazen daha sakin akan, ama hep orada olan bir şey.
“KARANLIK ŞARKILARIMIN BİLE İÇİNDEN GEÇEN BİR IŞIK VAR”
İlk videonuz da çok sade, bir çatı üzerinde çıplak ayaklarınızla oturmuş şarkı söylüyorsunuz… Masmavi bir gökyüzü, güneşin ışıkları ve ağaçların yeşillerini görüyoruz bir yandan da. Hem kırık hem de tuhaf bir şekilde rahatlatıcı hissettiriyor. Bu videoyu nerede çektiniz? Bu kadar sade bir video yapma fikri sizin miydi, izlediğinizde size neler düşündürdü?
Şarkı kendi başına güçlü, o yüzden videonun çok doğal kalmasını istedim. Yönetmen, yaz başında Belçika’da bir çatı katında çekmeyi önerdi. Gün batarken üç-dört kez, tek sekansta çektik. Ortaya çıkan kırılganlık ve sessiz güç hissini çok seviyorum. Sanki gökyüzünde kaybolmuşum ama orada güvendeyim.

“How and Why” ismini albüm adınız olarak görünce düşünmeden edemedim, bu soruyu en çok ne için soruyorsunuz? İnsanlar için mi, ilişkiler için mi, politikalar, arkadaşlıklar veya aile için mi? Sizi son zamanlarda en çok neler şaşırtıyor?
“How and why we keep our hopes so high?” (Nasıl ve neden umutlarımızı bu kadar yüksek tutuyoruz) kendime sürekli sorduğum bir soru. Duygularımızın bizi en zor durumların içinden çıkarabilmesi bana her zaman büyüleyici geliyor. Genellikle ilişkiler üzerine yazıyorum ama bu şarkı onu aşıyor. Değişim, hayaller ve bütün engellere rağmen onlara tutunmanın önemi üzerine. Aslında albüm oldukça umutlu. Daha karanlık şarkıların bile içinden geçen bir ışık var. İlham verici bir şey yaratmak istedim ve sanırım bunu başarabildim.

Konserlerinizin veya kayıtlarınızın olmadığı sıradan bir gününüz nasıl geçiyor? Hayatın koşturmacası içinde kendinize nasıl sakin bir dünya kurabiliyorsunuz? Belirli kaçış noktalarınız var mı?
Yürüyüş benim sabah ritüelim haline geldi. Her gün bir saat yürümeye çalışıyorum. Sonra eve gelip bir kahve içiyorum ve ancak o zaman günüme hazır hissediyorum. Bu benim sakin kalmamı sağlıyor. Günün geri kalanı biraz dağınık olabiliyor, çünkü iki çocuğum var ve çok turneye çıkıyorum. Bu yüzden evde geçen sakin bir günü gerçekten çok kıymetli buluyorum.
Duman’ın Kufi’sini Nasıl Bu Kadar Kolay Ezberledik?