Yayoi Kusama: Bir Retrospektif

Ota Fine Arts'ın izniyle

Çağdaş sanatın yaşayan en önemli isimlerinden biri kabul edilen Yayoi Kusama’nın bugüne kadarki eserlerine ve yeni çalışmalarına geniş bir bakış açısı getiren “A Retrospective” sergisinden yola çıkarak sıra dışı sanatçının yaşamına kısa bir yolculuk yaptık.

Dünyanın en önemli çağdaş sanatçılarından biri kabul edilen Japon sanatçı Yayoi Kusama, puantiyelerle dolu sanat eserleri ve tüm bu eserleri 41 seneden beri bir hastaneden üretmesiyle tanınıyor. “Puantiyelerin Prensesi” olarak da anılan 92 yaşındaki Kusama, bugünlerde yeni sergisi “A Retrospective”i sanatseverlerle buluşturdu; 23 Nisan’da ziyarete açılan sergiyi 15 Ağustos’a kadar Berlin’deki Gropius Bau Müzesi’nde görmek mümkün. 3.000 metrekare gibi geniş bir alanda gerçekleştirilen sergi, sanatçının 70 yılı aşkın bir süredir ürettiği eserlerine geniş bir bakış açısı getiriyor. Ayrıca sergide, sanatçının yeni bir “Infinity Mirror Room” (Sonsuzluk Odası) çalışması da sergileniyor. Sergiyle birlikte sanatçının sanatsal gelişimini izleme olanağı sunulurken Avrupa ve Almanya’da daha az bilinen eserleri de sergiye dahil edilmiş.

Yayoi Kusama’nın Sanrılarla Başlayan Sanat Yolculuğu

Don Kişot’un atı Rosinante’yi, düşman gördüğü yeldeğirmenlerinin üzerine sürmesi bugüne dek görülen en heyecanlı ve en keyifli sanrılardan biri olsa gerek. Don Kişot ne kadar heyecanlı bir hayalperestse zavallı Rosinante de bir o kadar yaşlı ve mecalsizdir; yine de bu iki garip kahraman yeldeğirmenleriyle savaşırlar. Don Kişot’un sanrısı –ya da hayal gücü diyelim– burada anlam kazanır; bu, bir düşe sahip çıkmayı temsil eder. Yahut biz iyimserler zaman zaman Don Kişotluk yapmayı sever ve yeldeğirmenlerine anlam yükleriz. Kusama’nın Don Kişot’un yeldeğirmenleriyle olan savaşı hakkında ne düşündüğünü bilmiyorum, fakat sanatçının henüz çocuk yaşta gördüğü sanrılardan esinlenerek çizimler yapmaya başlaması, bana Don Kişot’un hikâyesini anımsatıyor. Kusama da yaşamın yeldeğirmenlerine karşı puantiye ve beneklerle rengârenk bir savaş veriyor. Kendisinin de söylediği gibi; sanat, ruhsal sıkıntılarını yansıtma yolu oluyor.

1929 doğumlu sanatçı için hikâyenin başlangıcı, henüz küçük bir kız çocuğuyken gördüğü halüsinasyon. Bir çiçek tarlasında tüm çiçeklerin konuştuğunu gören küçük Yayoi, kendini ortadan kayboluyormuş ya da sonsuz noktalarla dolu bir alana giriyormuş gibi hisseder. Bundan sonrasında Kusama, bu noktaları ve işaretleri pek çok eserine, çizimine ekleyerek sanki onları daha büyük bir evrene iter ve bu şekilde bu sanrıların bir parçası haline geldiğini düşünür. Kusama takıntılarını ve tekrar eden düşüncelerini bu puantiyeler sayesinde sanata dönüştürür ve dünyayla paylaşır. Sanatçı bu küçük noktalar hakkında ise şöyle der: “Dünyamız, evrendeki bir milyon yıldız arasında yalnızca bir noktadır. Puantiyeler, sonsuzluğa giden bir yol. Doğanın ve bedenimizin izlerini puantiyelerle sildiğimiz vakit, çevrenin bir parçası haline gelmiş oluruz.”

Küçük Yayoi’nin sanat tutkusu ailesi tarafından pek sıcak karşılanmaz, hatta kimi zaman çizim yapacak malzeme bulamayan Yayoi eski kâğıt torbalarını kullanır. Yine de zamanla ailesini sanat eğitimi almak için ikna etmeyi başarır. 50’lerin sonuna doğru hareketli ve önemli bir sanat merkezi olan Londra’ya taşınır, tek bir puantiyeyle bu büyük şehre karşı koymaya karar verir. 1959’dan itibaren ilk sergileri bu şehirde sergilenmeye başlar. Burada pek çok önemli sanatçıyla tanışmasıyla birlikte sanat camiasında kendine yer edinmeye başlar. Ayrıca, performans ve aksiyon sanatını ilk deneyen sanatçılardan biridir. Sanatçının New York’ta yaşadığı dönemde ürettiği en meşhur çalışmalardan biri, “Infinity Rooms” (Sonsuzluk Odaları) adını verdiğini enstalasyon çalışmalarıdır. Ayna kaplı duvarlardan oluşan odalarda çok sayıda neon ışıklar asılıdır. Böylece ziyaretçi, hiç bitmeyen bir alan illüzyonu içerisinden tekrar tekrar yansıyan ışıkları deneyimler.

Yayoi Kusama’nın “Infinity Room” çalışmalarından bir örnek

Ruhsal sağlık sorunlarından dolayı 70’lerin başında Japonya’ya dönen sanatçı, dramatik içgüdüsel ve sürrealist romanlar, kısa öyküler ve şiirler kaleme alınır. 2003’te yayımlanan otobiyografisi Sonsuzluk Ağı, kaleme aldığı eserlerinden biridir. 1977’de Tokyo’daki atölyesine yakın bir ruh hastanesine kendi arzusuyla yatan Yayoi Kusama’nın yaşamı bir hastanede devam ediyor. Gündüzleri atölyesinde çalışmaları yapan Kusama, 41 seneden beri gecelerini ve kalan vakitlerini bu hastanede geçiriyor.

Dünyanın Çeşitli Yerlerinde Sergilenmiş Bazı Eserleri

Kusama’nın 2006 Singapur Bienali’nden bir çalışması
(Fotoğraf: Ciakpicz – Own work)

Sanatçı, 2017’de “Kabaklar İçin Sahip Olduğum Tüm Ebedi Aşk” sergisini 2017’de Hirshhorn Müzesi’nde düzenlemişti. Sergide farklı boyutlarda 60’tan fazla balkabağı heykeli bulunuyordu; bu, müzenin o zamana kadar en çok ilgi gören sergilerinden biri olmayı başardı.

(Fotoğraf: Matsumoto City Museum of Art)

2002 yılında bir çocuk sergisi olarak üretilen “Obliterasyon Odası”, beyaz bir oda olan alanın renkli çıkartmalar eklenerek “yok edilmesi” üzerine kurulu bir çalışma. 2012’de Tate Modern’de sunulan çalışma, TateShots tarafından hızlandırılmış bir video olarak hazırlanmış.

Kusema’nın çalışmaları; New York Modern Sanat Müzesi, Los Angeles County Sanat Müzesi, Los Angeles Walker Sanat Merkezi ve Tokyo Ulusal Sanat Müzesi başta olmak üzere pek çok önemli sanat merkezi ve müzede sergilenmeye devam ediyor.