Saatolog.com.tr

Saatolog.com.tr Logo

En İyi Zamanlara Dönüş: Jethro Tull

16 Şubat 2022
En İyi Zamanlara Dönüş: Jethro Tull

Müzik efsanelerinden biri olan olan Jethro Tull, yeni çıkardığı albümüyle 40-65 yaş aralığına kendini hatırlattı. Hiçbir topluluk 55 yıl sonra bu kadar iyi albüm çıkaramaz.

Şimdi 40 ile 65 yaş aralığında bulunan kuşaklar için müzik efsanelerinden biriydi Jethro Tull. Onlardan şöyle esaslı bir stüdyo albümü dinlemeyeli 20 yıl olmuştu, ama biz kemik hayranlarına sanki bir asır gibi gelmişti aralık. Son zamanlarda bir Tull albümüne karşı oluşan talep göz ardı edilecek gibi değildi. Bu da solist ve lider Ian Anderson’ı eski kayıtlara dönmeye mecbur kılmıştı; ta 1977’deki “Songs from the Wood”a kadar… 22. stüdyo çalışması “The Zealot Gene” albümündeki müziğin eski çalışmaları hatırlatması o yüzden tesadüf değil. Bu sevindirici bir durum. Şarkı içeriklerinde Orta Çağ’dan kalma ozanların eski kokusu; müzikte ise eski tarz delici gitar ve synthesizer, hatta flüt soloları var. Pastoral havalarına dönmüş olsalar da öz itibarıyla “Thick As a Brick”in retro tarzında bir konsept albüm bu. Burada eskiyi arayanlar için tatmin edici bir müzik var. Ancak, topluluk sadece geçmişte yaşamıyor; günümüze de uzanıyor. Genel olarak Tull repertuvarının progresif rock tarafına eğilen albüm hem eski hem de yeni hayranlara hitap ediyor.

***

Çalışmalar salgından önce başlamıştı. Parçaların çoğu 2017-19 arasında yazıldı, stüdyoda canlı kaydedildi. Eski kadrodan eser kalmamış olmasına (bilhassa gitarcı Martin Barre’nin yokluğuna) karşın, Anderson’ın bayrağı taşıması için görevlendirdiği müzisyenler yabana atılacak gibi değil. Çoğu (gitarda Joe Parrish, tuşlu çalgılarda John O’Hara, davulda Scott Hammond, basta David Goodier) Anderson’ın solo kayıtlarında yer almıştı. Bütün bunlar şu soruyu akla getiriyor: Tull ile Anderson albümleri arasındaki fark ne? Cevap kişisel takdiriniz, kabul edilmesi gereken ise: Anderson demek Tull, Tull demek Anderson demekmiş.

Jethro Tull

Anderson’ın son yıllarda azalan vokal yetenekleri hakkında çok şey yazıldı, ancak stüdyo albümleri söz konusu olduğunda, bu haksız yere abartılı görünüyor. Elbette yetmişlerdeki halinden bir düşüş var ama yine de durumu (vokallerde aşırı reverb ve delay kullanılmış olmasına karşın) tatminkâr.

Tull’un alametifarikası olan Anderson’ın elinde flüt tek bacak üzerindeki pozu hükmünü koruyor. Albümde siyah-beyaz kapak resminden şarkı sözlerine, modern toplumun nasıl bölündüğü konusu mesajlarda kendini gösteriyor. İçerik son yıllarda dünya genelinde her adımda görülen krizler tarafından şekillenmiş. Albüme adını veren şarkıda en az eski hızlı zamanlarındaki kadar radikal sözler sarf etmiş. “Shoshana Sleeping”de yeni gitarcı Joe Parrish’in amansız riff’i, Barre’den alıştığımız o yüksek çıtayı ziyadesiyle karşılıyor. “Where did Saturday Go?” ve tedavisiz bir romantiği anlatan “Three Loves, Three”, Tull’un yumuşak motiflerinin güzel örneklerini oluşturuyor. “The Fisherman of Ephesus” modern bir klasik hikâye. Albümün açılış parçası “Mrs Tibbets”, 11 Eylül’ü ve Trump’ın popülist politikalarını sorguluyor. 12 şarkıdan oluşan “The Zealot Gene”, insanlık durumunun çeşitli yönlerini kapsamakla birlikte ana konusunu kutsal kitaptan alıyor. Halk hikâyelerine yakın, lirik bir hikâye anlatım tarzı; ancak aydınlanmacı ve sorgulayıcı bir yaklaşım.

Şarkı sözlerini yakından incelemeden müziğin keyfini çıkarmak mümkün, ancak çoğu kişi için bu güçlü mesajlar ve hikâyeler, albümün tadını farklı biçimde çıkarmaya katkı koyuyor.

***

Jethro Tull sadece İngiliz rock müziğinde değil, dünya müzik tarihinde olağanüstü bir tarih yazmaya devam ediyor. “The Zealot Gene” harika bir koleksiyon parçası olarak üstünkörü bir dinlemeden fazlasını hak ediyor. Tull efsanesine ve mirasına layık bir albüm. İyi yönetilmiş, Prog-folk şablonuna münasip bir geri dönüş. Hiçbir topluluk 55 yıl sonra bu kadar iyi albüm çıkaramaz.