Müzik severlerin hafızalarına işleyen büyülü anların fotoğrafçısı Pieter M. van Hattem, sanatıyla sahne ışıklarının ardındaki hikâyeleri görünür kılıyor.

Müzik kuşkusuz sadece kulaklara hitap etmiyor. İstilacı bir organizma gibi vücudun her yanına işliyor, dönüştürüyor, nefes aldırdığı kadar kesiyor da. Bir şarkı, bir albüm bazen koskoca bir çocukluğun hatırlatıcısı, bir devrimin habercisi ya da aşkın acısı olarak kazınıyor hafızalara. Müziğin sadece dinlenmediği kesin. R.E.M. deyince “Losing My Religion”, The White Stripes deyince “Seven Nation Army” yanıtını almak ne kadar kolaysa Freddie Mercury deyince beyaz atleti, daracık jeaniyle koşturduğu Live Aid sahnesini hatırlamak da o kadar kolay. Beatles’ın Abbey Road ya da David Bowie’nin Ziggy Stardust’ı yeni bir evreye taşıdığı Alaaddin Sane albüm kapağı da bunlardan.

Kimi zaman bir albüm kapağında, kimi zaman bir dergide karşımıza çıkan bu kareler, şaşaalı bir dünyanın parıltılı isimlerini bazen olduğu gibi, bazense hiç görmediğimiz yanlarıyla hafızamıza işliyor. Onları gözümüzde bir ikona dönüştüren, hiç yaşamadığımız anları derin bir çentik gibi hayatımıza işleyense kuşkusuz büyücülükten nasibini almış fotoğraf sanatçıları. Pieter M. van Hattem de bunlardan biri.

Bugüne dek birçok karesi, albüm kartonetlerinde, dergi kapaklarında sayısız kez karşımıza çıktı. Bugünlerde ise çalışmalarından bazıları Ebru Yıldız küratörlüğünde hazırlanmış “Spot Işıklarının Ardında: Müzik Dünyasının Hikayesi” sergisinde İstanbullularla buluşuyor. Sanatçının fotoğrafları için söylenecek çok şey var. Müziğin kendisi gibi, sadece dinlenmiyor. Baktıkça derinleşiyor, düşündürüyor, kışkırtıyor. Büyülü anların avcısı Pieter M. van Hattem’le spot ışıkları ardında zamanın donduğu anların peşine düşüyoruz.

Pieter M. Van Hattem
Pieter M. Van Hattem