Mücevherden öte birer ruha sahip onun eserleri. Her birinin detayında kendine özgü bir hikâye saklı. Doğanın sunduğu tüm değerler onun ellerinde oya gibi işlenip tek bir parçada var oluyor ve zamanda iz bırakan, nesiller boyu aktarılan birer hikâyeye dönüşüyor. Namı tüm dünyayı sarmış bu eserlerin ustası Kapalıçarşı’nın büyük cevherlerinden Avedis Kendir, neredeyse 50 yıldır âdeta bir sihirbaz gibi değerli taşlara elleriyle hayat veriyor.

10 yaşından beri mücevher dünyasının içindesiniz. 50 seneyi aşkın bir süredir devam eden bu yolculuk nasıl başladı?

50 yıl olmuş bile… Nasıl geldi, nasıl geçti hiç farkında değilim. Belli başlı esnafların yanında çıraklık yaparak bu işe başladım. Küçükken oyuncaklarımı kendim yapardım, bu işlere elim her zaman yatkındı. Hatta evde bir şey kırıldığında hep ben tamir ederdim. Bir de babam mobilya ustasıydı, küçükken atölyesine gider pürdikkat onu izlerdim. Yaz aylarında hep çalıştım; yaz tatili gelse de hemen çalışmaya başlayayım diye heveslenirdim hatta. Eskiden gençler ve çocuklar şimdiki gibi yazın tatil yapmazdı; okullar kapanınca herkes çalışmaya başlardı.

Büyüdükçe Kapalıçarşı’yı keşfetmeye başladım. Bir yaz bir otomobil tamircisinin yanında çalışmıştım. Özellikle tamircilikten sonra Kapalıçarşı’daki dünya daha havalı, süslü ve temiz gelmişti gözüme. Etkilenmiştim. Arkadaşlarımın aracılığıyla Kapalıçarşı’da Matyos Şinorkyan ve Şabu Kalıpçıyan gibi büyük mücevher ustalarının yanında çırak olarak başladım. Çok iyi vizyonları, işlerine saygıları vardı. Çalışırlarken caz ya da klasik müzik dinlerlerdi, giyim kuşamlarına çok dikkat ederlerdi, birer İstanbul beyefendisiydiler. Hatta çalışırlarken opera, arya söylerlerdi. Gelen müşteriler de çok kaliteliydi. Fötr şapkalı, uzun pelerinli İstanbul beyefendileri; uzun eldivenli İstanbul hanımefendileri gelirdi. Bu ustalar çok iyi sanatçılardı. Çıraklığım, kalfalığım böyle geçti. Onların yanında büyüdüm. Benim için çok kutsal insanlardır. Çok şanslıydım, bu dönem hayatıma açılan çok önemli bir pencereydi benim için.

Ustalarım rahmetli oldu, ardından Gaziantep’e askere gittim. Yüzbaşım ne yaparsın diye sorduğunda kuyumcuyum demiştim, burada kuyumculuk geçmez demişti. Marangozluk da elimden gelir demiştim ve bana ne yapmak istediğimi sormuştu. Benim de gözüme eksik gelen güzel bir Atatürk köşesiydi. Kocaman bir duvar için Atatürk köşesi çizdim ve yaptım. Generaller tarafından da o kadar çok beğenildi ki bütün bölükler böyle olacak diye emir verdiler. Sekiz-on bölükte aynı Atatürk köşesini yaptım. Askerliğim bitince de gelip dükkân açtım. Serüvene böyle başlamış oldum.

Avedis Kendir