Saatolog.com.tr

Saatolog.com.tr Logo

25’nci Yılında Sex and the City’yi Yeniden Düşünmek

20 Haziran 2023
25’nci Yılında Sex and the City’yi Yeniden Düşünmek

25 sene önce hayatımıza giren kült HBO yapımı Sex and the City, bugün hâlâ kadın seyircilerin favori dizileri arasında. Nedenini soracak olursak pek çok sebep sıralanabilir elbette. Ancak bizi en çok cezbeden, çeyrek asırlık bu hikâyeyle kurduğumuz duygu ortaklığı.

Her şey bundan tam 25 sene önce şöyle başlamıştı: Manhattan sokaklarını topuklu ayakkabılarıyla adımlayan The New York Star köşe yazarı Carrie Bradshaw, gazetesini eline almış, ilişkiler üzerine yazdığı bu köşesinin harika kaynakları olduğundan bahsediyordu. Bradshaw’un bu harika kaynakları 30’lu yaşlarındaki üç kadın arkadaşıydı: Sanat simsarı Charlotte York, halkla ilişkiler uzmanı Samantha Jones ve avukat Miranda Hobes. 1998’de gösterilmeye başlayan “Sex and the City” ile New Yorklu bu dört kadın, dünyanın dört bir yanındaki kız kardeşlerinin duygu ortağı oldu.

Diziyi izleyen hemen her kadının kendini en çok özdeşleştirdiği Carrie Bradshaw gibi bilgisayarın ekranını açmış, biz kadınların neden bu kadar çok sevdiğimizi düşünmeye başlamıştım. Feminist bir dizi miydi? Pek sayılmaz, tartışmaya epeyce açık. Chanel çantaları, Manolo Blahnik ayakkabılarıyla bizi moda cennetine götürdüğü için mi böylesine göz alıcıydı peki? Evet, bu yönüyle baştan çıkarıcıydı fakat seyircisiyle kurduğu bağ buradan da değildi kesinlikle. Bana kalırsa biz diziyi, ayaklarımızın üzerinde durup kendi hikâyemizi yazma cesareti verdiği için çok sevdik.

Sex And The City
Sex And The City

Altı sezonun ardından gelen final sahnesinde, Manhattan sokaklarında tek başına yürüyen Carry, en heyecan verici, zorlu ve anlamlı olan ilişkinin kendimizle kurduğumuz ilişki olduğunu söylüyordu. Her ne kadar 30’lu yaşlarındaki dört yetişkin kadını anlatsa da, pek çoğumuz için bir büyüme hikâyesiydi. Aşk, seks, romantik ilişkiler, arkadaşlıklar ve hayatta bir kadın olarak var olmak üzerine yazılmış bir manifesto, beyaz camdan taşan bir yol göstericiydi. Hani şarkıda dediği gibi, hayat zorlaşıp da çıkmaz sokaklarda soluksuz kalınca yapmamız gerekenin, tek başımıza bir restoranda oturup bir kadeh şarap söylemek olduğunu Carrie Bradshaw’dan öğrendik. Çünkü en heyecan verici, zorlu ve anlamlı olan ilişki kendimizle kurduğumuz ilişkiydi sahiden.

Hbo, Sex And The City
“Bir başıma buraya oturdum ve bir kadeh şarap söyledim. Kitaplar, arkadaşlar, erkekler, hiçbir numara ve zırhım olmadan.”

Bugün, ilk kez izlediğim vakitten yıllar sonra “Sex and the City”yi bir kere daha düşünürken, ne kadar zamansız, evrensel ve biz kadınlara ait olduğunu anlıyorum. Bu yüzden, Carrie’nin yaşamının ve dizinin büyük bir parçası olan Mr. Big’i değil, yalnız Carrie ve kadın arkadaşlarıyla anımsıyorum bu kült diziyi. Biz kadınların ve bizim kendimizle kurduğumuz ilişkinin bir manifestosuydu “Sex and the City”. Beraberinde aşklar, arkadaşlıklar, topuklu ayakkabılar ve çantalar, yüzümüzdeki kırışıklıklarla nasıl baş etmeli sorusuna cevaplar ve daha pek çok şey vardı.

Sex And The City, Hbo Yapımı

Uzun lafın kısası, “Sex and the City” biz kadınlarla duygudaşlık kurdu. Aşkın hiç beklemediğiniz bir anda bir sokak köşesinde karşınıza çıkmasından ümidi kesenlerden, ayrılıklardan sonra dostlarına sarılmak isteyenlerden, yeni bir şehre taşınmak üzere olanlardan ya da yalnızca bir kokteyl hazırlayıp kafasını dağıtmak için bir şeyler izlemek isteyenlerdenseniz “Sex and the City” çeyrek asırdır beyaz ekranda. Benim favorim ikinci sezondan, Carrie’nin “Bir başıma buraya oturdum ve bir kadeh şarap söyledim. Kitaplar, arkadaşlar, erkekler, hiçbir numara ve zırhım olmadan”dediği 14. bölüm. Çünkü “Sex and the City”, sokağında köşesinde bulmayı umut ettiğimiz aşkların değil, bizim kendimizi bulma hikâyemiz.