Saatolog.com.tr

Saatolog.com.tr Logo

Goossens’ten Heykel Gibi Mücevherler

26 Ağustos 2022
Goossens’ten Heykel Gibi Mücevherler

Yusufçuk ve kelebeklerden ilham alan Goossens mücevherleri âdeta birer heykel gibi hayat buluyor.

1950’lerde kurulan Paris menşeli mücevherci Goossens’ı, kurucusu Robert Goossens’ın Gabrielle Chanel’le birlikte tasarladıkları, sanki bir Yunan mitolojisinden çıkıp gelmiş gibi duran Bizans esintili mücevherleriyle tanıyoruz. Bir metal döküm işçisinin oğlu olan Robert Goossens, kariyerine henüz 15 yaşındayken çeşitli mücevher atölyelerinde çalışarak başlamış. 25 yaşında Chanel ve Balenciaga gibi büyük markalar için mücevherler tasarlamaya başlayan Goossens, geleneksel mücevherciliğe karşı bir panzehir olarak gördüğü Rönesans ve Orta Çağ esintili mücevherler tasarlayarak devam etmiş kariyerine. Öyle ki, kendisi geleneksel mücevher dünyası için bir parça “anarşist” bir tasarımcıydı. Markası Goossens’ın da mücevher dünyasında tıpkı kurucusu gibi kendine has bir yer ettiği söylenebilir pekâlâ. Markanın şimdilerde Japon heykeltıraş ve mücevher sanatçısı Harumi Klossowska de Rola ile birlikte tasarladığı kapsül koleksiyon da böyle tasarımlardan biri.

Goossens’ten Heykel Gibi Mücevherler
Goossens ve oğlu Paris’teki atölyelerinde. (Fotoğraf: ©Maison Goossens)

Bir nevi Japon animizmi olan bu kapsül koleksiyon, Harumi Klossowska de Rola’nın Goossens için tasarladığı üçüncü koleksiyon. Bilezik, yüzük ve küpelerden oluşan koleksiyon ilhamını iki muhteşem böceğin gövdesinden alıyor: Yusufçuk ve Hint yaprak kelebeği. Yusufçuk değişimin sembolü olurken Hint yaprak kelebeği, bir yaprakla kelebek arasında kalan eşsiz görünümüyle hayvan ve doğanın nasıl iç içe geçtiğini mücevherin dilinden anlatıyor.

Goossens’ten Heykel Gibi Mücevherler
Fotoğraflar: ©Maison Goossens

Aslında Harumi temsiliyet ve gerçekliğin bir araya geldiği o ince çizgide üretiyor, ki bunu da şöyle ifade ediyor: “Bir materyal olarak mücevher fikrinden yola çıkıyorum. Takılsın ya da takılmasın, mücevherin kendi varlığına sahip olmasını seviyorum.” Sanatçının koleksiyonda özümsediği anlayışlardan biri de kusurları kucaklayan Japon felsefesi Wabi-Sabi olmuş. Böcek ve kelebeklerdeki doğadan gelen kusur ve düzensizlikler, bu felsefenin bir parçası olarak koleksiyondaki takılara yansıyor. Yusufçukların ve kelebeklerin ilham olduğu mücevherler âdeta birer heykel gibi tasarlanıyor, hacimli ve büyük formlarda hayat buluyor.