İş Bankası Kampanyası

Saatolog.com.tr

Saatolog.com.tr Logo

Yönetmen Serdar Biliş’le “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” Oyunu Üzerine

12 Mayıs 2023
Yönetmen Serdar Biliş’le “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” Oyunu Üzerine

Serdar Biliş ile yeni oyunu “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nü konuştuk.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın kült romanı Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Serdar Biliş yönetmenliğinde tiyatro sahnesine taşındı. Hayri İrdal’a Serkan Keskin’in hayat verdiği tek kişilik oyunda Keskin, romandaki diğer karakterleri de canlandırıyor. Hayri İrdal’ın zihninden maziye doğru açılan bir pencereyle seyirci, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şiirsel dilinden iki uygarlık arasında kalan bir toplumun dönüştüğü yıllara doğru yolculuğa çıkıyor. Serdar Biliş’le oyundan önce bir araya gelip “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nün yolculuğunu konuştuk.

Serdar Biliş
Serdar Biliş
Fotoğraflar: Serkan Eldeleklioğlu

Tiyatroyla yolunuz nasıl kesişti?

Tiyatroyla yollarımız çok uzun yıllar önce kesişti. Londra’ya tiyatro okumaya gittim, uzun süre orada yaşadım. 2010’dan sonra da İstanbul’a gidip gelmeye başladım. Bir süredir de İstanbul, Londra ve İtalya’da çalışmaya devam ediyorum.

“Romandaki tüm şahsiyetlerin Hayri İrdal’ın bedenine ve sesine karıştığı, harmanlandığı, tek kişinin bütün şahsiyetlerle yüzleştiği bir sahne dili oluşturduk.”

Romanı sahneye uyarlama fikri nasıl doğdu?

Hep istediğim bir projeydi, Saatleri Ayarlama Enstitüsü çok sevdiğim bir romandır. Etrafında değişmekte olan toplumsal hareketleri ve zamanı kendi gözlem yeteneğiyle irdeleyen, okuyucusuyla tatlı ve hiciv dolu bir ilişki kuran Hayri İrdal karakteri ilgimi çekiyordu. İrdal’ın sahnede seyirciyle bir ilişki kurabileceğini düşündüm. Uyarlarken de Tanpınar’ın diline çok müdahale etmeden biraz şekillendirmeye çalıştım. Sanki her şey Hayri İrdal’ın hayatının bir film şeridi gibi hatırlamasıyla akıyor oyunda. Geçmişi hatırlıyor, onu tekrar zihninde canlandırıyor. Bütün geçmiş, onu var eden bütün şahsiyetler Hayri İrdal’ın zihninde, bedeninde ve sesinde tekrardan var oluyor. Romandaki tüm şahsiyetlerin Hayri İrdal’ın bedenine ve sesine karıştığı, harmanlandığı, tek kişinin bütün şahsiyetlerle yüzleştiği bir sahne dili oluşturduk.

Yazma süreci nasıldı?

Çalışmaya pandemiden önce başladım fakat salgın araya girince ertelendi. Ancak bu ertelenmeyle birlikte romanla çok hemhal olma fırsatım oldu. Romanın dünyasında çok uzun süre kaldım, demlendim ve dilini öğrendim. Romanı iyi bilmek, sevmek, aşkla bağlanmak onu demlerken ve filtrelerken çok etkili oluyor. Yavaş yavaş, elekten geçerek kendini buldu oyun. İskeletin Hayri İrdal’ın bir çeşit Halit Ayarcı’ya dönüştüğü yolculuğun ve yaşadığı gelgitlerin olması icap eder diye düşündüm. Hayri İrdal’ın dibe vurmuş hayatı, velinimeti olarak gördüğü Halit Ayarcı’yla karşılaşmasından sonra çok hızlı dönüşüyor. Bu dönüşümü, toplumdaki dönüşümü esas alarak vermeye çalıştım. Çok hacimli bir roman tabii, metni hazırlarken bazı karakterler ve bazı sahneler “Ben olmasam da olur!” diyerek kendini uçaktan attı.

Serdar Biliş
Serdar Biliş
Fotoğraflar: Serkan Eldeleklioğlu

Zaman nasıl geçti romanı oyuna uyarlarken?

Çok dura dura ilerledi oyunu hazırlamak, pandemi ve deprem girdi araya. Kitapta şöyle bir sahne vardır: Nuri Efendi tamir etmek için bir saati aldığı zaman getiren kişiye, ne zaman biteceğini sorma diye tembih eder, çünkü saat bitince kendini gösterecektir. Oyun da öyle oldu, bittiği zamanı kendi tayin etti. Kitapta da dediği gibi, maden ayar kabul etmedi.

Serkan Keskin nasıl dahil oldu projeye?

Serkan’la zaten tanışıyorduk. Oyunu yapmaya karar verdiğim zaman aklıma gelen ilk isim oldu. Serkan’ın Hayri İrdal’ın mayasına çok uygun olduğunu düşündüm. Marifetli, bir karakterden bir karaktere geçebilecek biri olmalıydı. Ve aynı zamanda, bütün bu geçişleri Hayri’nin prizmasından geçirerek anlatabilecek biri.

Serkan Bey’le çalışmak nasıldı?

Çok marifetli, seyirciyi peşinden sürükleyen bir oyuncu Serkan. Ancak tek kişilik oyun yapmak Serkan’ın da, benim de alışık olduğumuz bir şey değildi. Tüm karakterleri kendi oynadığı için karşısında kimse yoktu provada. Oyun için çektiğimiz sahnelerde de iki hafta boyunca stüdyoda mavi duvarlara bakarak tek başına oynadı, zor işti.

Hayri İrdal’ın zihninden maziyi ve diğer karakterleri, sahnenin ortasındaki büyük ekrandan görüyoruz. Neyi sembolize ediyor bu yuvarlak ekran?

Saatten esinlenen, romanın kendi döngüsel yapısından etkilenen bir form halinde oldu bu beyazperde. Maziyi, Hayri İrdal’ın kafasının içini yansıtan bu beyazperdede görüyoruz. Sahnenin ortasındaki bu ray sistemi, hem bir İsviçre saati gibi işleyen hem de Nuri Efendi’nin elindeki saatler gibi bazen bozulsa da yüksünmeyen bir sistem olsun istedik. Ve şiirsel de tabii. Bu dekorasyonu kimileri bir göze kimileri ise saate benzetti. Böyle şeylerin adını seyircinin koymasını severim. En nihayetinde, Hayri İrdal’ın kafasının içini yansıtan bir beyaz perde.

Temposu oldukça yüksek bir oyun, Serkan Keskin peş peşe gelen sahneler için kılık değiştiriyor ve bir yandan ekranda gördüğümüz sahneye senkronize olup devam ediyor. Zaman oyuna sirayet etti mi?

Gerçekten hayatımız zaman oldu bu süreçte, sette tamamen zamanlamaya odaklandık. Zamanla alakalı bir roman içerisinde, kendimizi zamanın peşinde bulduk.

Yönetmen Serdar Biliş’le “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” Oyunu Üzerine
Serdar Biliş
Fotoğraflar: Serkan Eldeleklioğlu

Bir Ahmet Hamdi Tanpınar metni olarak rüyalar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde de kendini gösteriyor. Oyunda nasıl kendini gösteriyor rüyalar?

Ben her şeyin rüyamsı olmasını çok severim. Romanın henüz açılışındaki, “Bir rüya balığı gibi insanın içinde masmavi kımıldanan gece” cümlesi de bu rüya havasını verir daha en başında. Bu rüyamsı kaliteyi bütün oyuna yaymaya çalıştık. Eğer oyun daha dramatik olarak uyarlansaydı, psikanaliz sahnelerinin olduğu Doktor Ramiz’le başlayabilirdi bile. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın romanın tefrikalarına koymadığı bir mektup var, orada yazdığına göre her şey adli tıpta geçiyor ve Hayri İrdal bir akıl hastası. Mektubu koymuyor tefrikalara, iyi ki de koymamış bence.

Biz oyunu sahneye koyarken biraz da bu fikir üzerinden gittik. Sanki tüm yaşananlar, Hayri İrdal’ın zihninde cereyan etmiş gibi. Bu yüzden Doktor Ramiz bölümü, benim için de çok kıymetli, işin menteşelerinden biri. Ve tabii çok modern de bir yanıyla, bugün pek çoğumuz terapiye gidiyoruz çünkü. “Psikanaliz çıktığından beri hemen herkes biraz hastadır” repliğine tüm salon çok gülüyor örneğin. Bu kısımları uyarlarken rüyaları görselleştirmedik, dil olarak kaldı. İmajların seyircinin kafasında canlanmasını istedik, şu cümleye de yer verdik mesela: “Ben babamı kâh simsiyah bir gemi olarak görürüm, ben küçücük bir kayıkta çalkalanırken üzerime gelen.” Rüyamsı bir havayı tüm oyuna katmak istedim.

Oyun pek çok kimse tarafından çok sevildi, Orhan Pamuk’tan övgü dolu sözler duyduk. İlk izlediğinizde siz neler hissettiniz?

İlk akşam yavaş aktı benim için, çok heyecanlıydım tabii. Çok denenmiş bir form değildi, gelen yorumlarla birlikte özel bir iş yaptığımızı hissettik. İyi ki Saatler Kolektif olarak bu işe girmişiz dedim. Demlenerek devam edecek oyun, seneye sahneye çıktığında nasıl olacak çok merak ediyorum mesela.

Oyunda favori karakteriniz hangisiydi?

Abdüsselam Bey’i çok severim, o konak içinde yapayalnız kalışındaki hüzün etkiler beni. Kimi zaman çocuk odası olarak kullandığı, tüm ayrılışların yaşandığı odası, Abdüsselam Bey’in hüznü romanda da etkilemiştir beni. Sanıyorum romanın hüzünlü yanına daha yanığım. Daha komik olanlardan ise Derviş’i severim. Garip yürüyüşüyle oyunda kendini var eden bir karakter oldu.

Serdar Biliş: “Hiçbir şeyi kaçırmamak için romanı sürekli okumak şifalandırıyor. Romanı uyarlarken, durduğum yerde bir Tanpınar cümlesi kurabiliyor muyum ya da romanın kıvamında düşünebiliyor muyum gibi ölçütlerim oldu. Zaman zaman “Tanpınarca” düşünebiliyor muyum diye sorguladım.”

Tanpınar’ı sahneye taşımak nasıl bir his?

Besleyen ve iyileştiren bir his. Romanda hiçbir şeyi kaçırmamak için sürekli okumak şifalandırıyor. Romanı uyarlarken, durduğum yerde bir Tanpınar cümlesi kurabiliyor muyum ya da romanın kıvamında düşünebiliyor muyum gibi ölçütlerim oldu. Zaman zaman “Tanpınarca” düşünebiliyor muyum diye sorguladım.

Ne demek “Tanpınarca” düşünmek?

Derin bir hissiyatı var. Tanpınar’ın kelimeleri sızıyor hayatınıza. Onun cümle yapısıyla konuştuğunu yakalıyorsun zamanla.

“Tiyatro, oğluma masal anlatmak kadar saf ve derin bir şey. “Hikâyeleri Uydurma Enstitüsü” gibi bir şey yaptığımız.”

Kimleri okursunuz peki?

Kısa hikâyecileri okumayı severim. Mahir Ünsal Eriş, Yalçın Tosun ve Melisa Kesmez’le birlikte çalıştık örneğin. Barış Bıçakçı’yı okumayı severim.

Yönetmen Serdar Biliş’le “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” Oyunu Üzerine
Serdar Biliş

Sizin için tiyatro ne anlam ifade ediyor?

Tiyatro, oğluma masal anlatmak kadar saf ve derin bir şey. “Hikâyeleri Uydurma Enstitüsü” gibi bir şey yaptığımız.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde zamanla ilgili pek çok cümle var. Siz zamanı nasıl anlatırdınız?

Dönüşüm. Geçenlerde bir atölye çalışmamda, bakmakla ilgili bir ödev verdim: Bir şeye uzun uzun bakın ve bakarken dönüşümü fark edin. Benim için zaman o dönüşümü ifade ediyor, fakat zamanı idrak etmek kesinlikle bakmakla alakalı. Tanpınar’ınNe içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışındadediğini anımsayın. O yekpare zamanın peşinde koşarken anla hemhal olabilmek, etrafa bakarken etraftaki o dönüşümü hissedebilmek gerçekten.

Yeni bir sanatçı inisiyatifi olan Saatler Kolektif yapımcılığında ortaya çıktı “Saatleri Uyarlama Enstitüsü”, kolektiften bahsedebilir misiniz?

Saatler Kolektif, bir sanatçı inisiyatifi. Sanatçıların kendi inisiyatiflerini alarak bir kolektif ruhuyla kurduğu bir yapı. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde Halit Ayarcı’nın “Bana inanan insan lazım” dediği gibi, herkesin inanarak bir araya geldiği bir kolektif oldu. Oyunun da kolektif ruhuyla yapılmış olması çok önemli bence. Bu ölçekte tiyatrolarda çok karşımıza çıkmaz kolektif yapı. Saatler Kolektif olarak böyle bir işin sanatçı kolektifiyle ortaya çıkabileceğini göstermiş olduk.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü dört bölümden oluşuyor, bu başlıkları oyunda da görüyoruz. Neler çağrıştırıyor bu başlıklar size?  

“Büyük Ümitler”: 
Charles Dickens’ın aynı adlı romanı, Büyük Ümitler. 

“Küçük Hakikatler”:
Hepimizin kapı komşusu kadar yakın, her gün sokakta gördüğümüz küçük insanlar. Tıpkı Hayri İrdal gibi. Hayri İrdal da küçük bir ceviz kabuğunu dolduracak bir hayatı, küçük hakikatleri olan bir insan. 

“Sabaha Doğru”:
“Bir Yaz Gecesi” rüyasında olduğu gibi inanılmaz bir başarı elde ediyorlar Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde. “Sabaha Doğru” da o güzel rüyadan uyanılan sabaha doğru gidilen, artık günün ışıyacağı vakti çağrıştırıyor. 

“Her Mevsimin Bir Sonu Vardır”: 
Bir tür ayrılış. Lunaparkın ışıklarının kapanması gibi.