ROCA Türkiye Genel Müdürü Salvador Lopez Oliva’nın Bir Günü

Dünyaca ünlü banyo markası ROCA’nın Türkiye Genel Müdürü Salvador Lopez Oliva’yla İspanyol Sefarethanesi’nde bir araya geldik ve ona Eskişehir-İstanbul arasında geçen iş yaşamında bir günün nasıl geçtiğini sorduk.

Fotoğraflar: Serkan Eldeleklioğlu

24 Saat

Güne nasıl başlıyor?

Haftanın üç günü Eskişehir’de oluyorum, o günlerde fabrikaya gittiğim için sabah 07.00’de kalkıyorum. Genellikle fabrikaya gitmeden önce otelde kahvaltımı yaparım. Eğer İstanbul’da isem de cortado içerek başlıyorum güne. Bazı sabahlar kahvaltı için çıkıp simit aldığım da olur.

09.00

Eskişehir’de olduğum günlerde fabrika ziyaretiyle başlarım güne; bütün birimlerin sorumlularıyla konuşur, işleri sıfırdan takip ederim. A’dan Z’ye işin her birimine hakim olmak gerektiğini düşünüyorum. İstanbul’dayken de haber ajanslarından gelen ekonomi haberlerini okuyarak başlıyorum güne. Gündemi takip etmek önemli.

12.00

İstanbul’dayken öğle yemekleri de iş temposunun bir parçası oluyor; genelde birlikte çalıştığımız mimarlar, bayiler ve müşterilerimizle birlikte yerim öğle yemeklerini.

14.00 – 16.00 arası

Öğle yemeğinden sonra da toplantılar ve müşterilerle görüşmelerim devam ediyor. Tabii İstanbul’un trafiğini ve yoğun temposunu göz önüne alınca bu görüşmeler günün geri kalanına yayılıyor. Bir de gün içine video konferans toplantıları sığdırıyoruz, bunu da ekleyeyim. Video toplantılar, özellikle pandemiden sonra iş hayatının bir parçası oldu. Benim İspanya’yla görüşmelerim de oluyor tabii.

İş çıkışında neler yapıyor?

Eskişehir’deyken gün bitmiyor. Orada ailem olmadığı için çalışma saatlerini biraz daha uzatabiliyorum, kimi zaman akşam 21.00 civarına kadar uzadığı bile oluyor. İstanbul’da olduğum günlerde ise çocuğumla vakit geçirebilmek için günü biraz daha erken bitiriyorum. Oğlum 16.00 gibi okuldan dönüyor, ben de o saatlerde evde olmaya çalışıyorum.

19.00

İstanbul’da olduğum günlerde ailemle birlikle akşam yemekleri vazgeçilmezim. 6,5 yaşında bir oğlum var, akşamları olabildiğince ona vakit ayırmaya çalışıyorum.

22.00

Yürümeyi çok severim. Eskişehir’deyken kimi zaman akşamları tek başıma yürüyüş yapıyorum bu saatlerde. Eskişehir, uzun yürüyüşler için güzel bir şehir.

Günü nasıl bitiriyor?

Genelde gece yarısına yakın uyuyorum, 00.00 gibi. Uyumadan önce biraz kitap okurum. Aktif bir sosyal medya kullanıcısı değilim, fakat sanatçıları ve mimarları takip etmeyi severim. Uyumadan önce Instagram’a da bir bakarım.

İş ve Yaşam Sırları

Zaman yönetimi metodunuz nedir, zamanı nasıl verimli kullanırsınız?

Planlı olmak. Her zaman bir yapılacaklar listem vardır, tüm işlerimi buradan takip ederim. Neredeyse yirmi seneden beri böyledir; bu liste eskiden kâğıt üzerindeydi, şimdiyse dijitale geçti. Bu liste masamın üzerinden durur ve zamanımı bu plana ve önceliklerime göre planlarım. Fakat Türkiye’de çok dinamik bir yapı olduğu için esnek davranmayı da öğrenmek gerekiyor.

Günün en sevdiğiniz saati nedir?

Günbatımı; o bir saat. Güneş batarken beliren renkler, kuşlar ve ağaçlarla oluşan manzarayı izlemeyi severim. O saatlerde genelde ofiste ya da fabrikada olduğumda günbatımını izlemeye fırsatım olmasa da, günün en sevdiğim saatidir.

Stresinizi atmak için ne yaparsınız?

Yürümeyi severim. Çocuğumla oyun oynamak da beni çok rahatlatır.

İstanbul’un trafiği ve kaosundan kurtulma metodunuz nedir?

Aslında Kilyos’a taşınarak İstanbul’un trafiğinden ve kaosundan biraz kaçtığımı söyleyebilirim.

Gençlere yönetici olmakla ilgili en önemli öğüdünüz nedir?

Yaratıcı olun ve risk alın derim. Gençlerin yeni fikirler ile yöneticilere gelmeleri, hem kendilerine hem şirketlere çok şey katabilir. Dinamik olmanın, kreatif olup yeni fikirler yaratmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.

ROCA’nın Türkiye ayağının yöneticisisiniz, sizce ROCA tasarımlarının özel yanları nelerdir?

Roca Grup tasarım ve mimarlık konusuna çok önem veren bir kurum. Ürün tasarımlarımızın en önemli yanı, dünyaca ünlü tasarımcı ve mimarlar ile çalışmamızın yanı sıra teknolojiyi ürünlere dahil etmemiz diyebilirim.
Ayrıca sürdürülebilirlik konusu bizim için çok kritik önemde. Tüm ürünlerimizde su tasarrufuna dikkat etmemizin yanında, örneğin yeni lansmanını yaptığımız Ona Koleksiyonu’nda aksesuarların hepsi geri dönüştürülmüş malzemelerden üretildi.

Ona Koleksiyonu

İş yaşamında sizi güçlü kılan yanınız nedir?

Yine yaratıcı olmak ve risk almak derim. Kimi zaman risk almanın çok gerekli olduğunu düşünüyorum. Hata yapıp yapmamak üzerine kafa yormaktansa kimi zaman riske girmeyi göze almak gerekiyor. Hatalar da öğretici oluyor çünkü.

Bugüne dek aldığınız bir riskten bahsedebilir misiniz?

Güneş ve rüzgâr enerjisi sektöründe bir şirketim vardı, yine Türkiye’deydi, yaklaşık üç sene yöneticiliğini yaptım. Bir zamanlar esnaftım yani. Bu şirketle Türkiye’nin ilk güneş enerjisi ihalesine katılmıştım, güneş enerjisinin bu kadar yaygın olmadığı zamanlardı anlayacağınız. İhaledeki tek yabancı şirket bizdik; çok yeni bir alanda, piyasaya yabancı bir şirket olarak çeşitli yatırımlar yaptık. Bu, büyük bir riskti benim için. Fakat pek çok şey öğrendim, Türkiye’nin pek çok yerini gördüm, Kars’a kadar gittim.

Hep hayranı olduğunuz isim kimdir ve neden?

Babam. Oldum olası kendine has birisiydi babam, şimdi 75 yaşında. Yıllarca esnaflık yaptı, işe hep bisikletiyle gelip giderdi. Çok renkli bir kişiliği var, küçük şeylerden zevk alır. Ona benzemesem de hayata karşı tavrına her zaman hayran olmuşumdur.

Hafta sonu için vazgeçilmez aktiviteniz nedir?

Türk kahvaltısını çok severim, hafta sonları muhakkak ailece kahvaltı yaparız. Karaköy ve Yeniköy, İstanbul’da gitmeyi sevdiğim yerler arasında. Bir de sanat galerilerini gezmeyi çok severim, mümkün olduğunca çağdaş sanatı takip ediyorum.

Bize işle ilgili unutamadığınız bir anınızdan bahsedebilir misiniz?

Bir iş arkadaşımla yaşadığım keyifli bir anımı anlatacağım: Fabrikamız eskiden Çan’daydı. Çan küçük bir ilçe, bu yüzden iş arkadaşımla dört sene boyunca aynı restoranda yemek yedik. Bilirsiniz, klasik Türk yemekleri… Yıllar sonra bir gün, birlikte İspanya’ya gittiğimizde onu meşhur bir İspanyol restoranına götürdüm, buranın farklı lezzetlerini tattırmak için. Fakat o, yılların alışkanlığıyla garsona mercimek çorbası olup olmadığını sordu.

İş-hayat dengesini sağlama yönteminiz nedir?

Bu, biraz zor oluyor. Fakat hafta içi disiplinli çalıştığım için hafta sonu acil bir durum olmadıkça çalışmayarak aileme ve kendime zaman ayırıyorum, böylece dengeyi korumaya çalışıyorum.

Türkiye’de müdavimi olduğunuz restoranlar ve mekânlar nereler?

Çanakkale’yi çok severim. Kordon’da Yalova Restoran vardır, bence Türkiye’nin en iyi balık restoranlarından biri. Uzun yıllar Asya’da yaşadım, bu yüzden Uzak Doğu mutfağını severim; İstanbul’daki favorim ise Taksim’deki Japon restoranı Udonya.

Bir koleksiyonunuz var mı, yapsanız neyin koleksiyonunu yapardınız?

Çağdaş sanata meraklıyımdır, Türk sanatçıları da takip ederim. Kilyos’taki evimde ufak çaplı bir sanat koleksiyonumun olduğunu söyleyebilirim. Nejat Satı ve Burcu Yavuz sevdiğim Türk sanatçılardan. Saatleri de severim, fakat bir saat koleksiyonum yok. Kolumda gördüğünüz saat çok değerli benim için. Yıllar önce annem, babama hediye etmiş. Ben üniversiteden mezun olurken de babam bana verdi saati. O günden beri bende.