Paris Mon Amour!

Ne pandemi, ne de ekonomik belirsizlik Paris’in hızını durdurabiliyor. İhtişamından hiçbir şey kaybetmeyen Işıklar Şehri’nin en yeni ve popüler mekânları ruhunuzu ateşleyecek.

La Samaritaine

Kith

ABD’nin en popüler mağazalarından biri olan Kith, Avrupa’daki ilk şubesini Paris’te geçtiğimiz aylarda açtı. Champs Elysées’e birkaç adım mesafedeki Rue Pierre Charron’da yer alan mağaza göz alıcı mimarisi ve dekoruyla dikkat çekiyor. Snarkitecture tasarım stüdyosunun imzasını taşıyan mekânın Carrara mermeri kaplı girişi ve beşik tonozlu tavanı görülmeye değer. Bu yeni açılışı kutlamak için Kith, Nike ile yalnızca Paris satış noktalarında bulunan Fransız bayrağı renklerinde Air Force 1 ayakkabı için işbirliği yaptı. Mağazada dökme reçine Air Max 1’lerden yapılmış özel bir avize de mevcut.

Mekânın sadece brunch’a adanan Sadelle’s restoranında dondurma, havyar ve Amerikan mutfağından farklı seçenekler servis ediliyor. Camla kaplı avluda yer alan restoranın bitki duvarı botanikçi Patrick Blanc tarafından tasarlanmış. Mağazada ayrıca gevrek ve dondurma barı Kith Treats de var. Trend spor ayakkabıları, erkek, kadın ve çocuk hazır giyim ürünlerinin sergilendiği Kith davetkâr dekoruyla müşterilerini cezbediyor.

Dover Street Little Market

Dover Street Little Market, Paris’in Faubourg Saint Honoré Caddesi’nde açıldı. Venice Beach California’dan ERL, Berlin’den Honey Fucking Dijon, Meksika’dan Liberal Youth Ministry, Moskova’dan Rassvet, New York’dan Vaquera, Paris’ten Victor Weinsanto ve Singapur’dan Youths in Balaclava olmak üzere yedi markanın sergilendiği mağaza, 2019 yılında açılan Dover Street Market Parfume’den farklı olarak sadece giyim odaklı. Moda sektöründeki genç yetenekleri destekleyici bir misyona sahip olan marka, koleksiyon üretimi, ticari geliştirme ve iletişim stratejisinden projeye bağlı olarak çeşitli destekler sunuyor. Ünlü hazır giyim markası Comme des Garçons’a ait olan mağaza, eklektik görüntüsü çıplak beton zeminiyle Paris’in alternatif moda adreslerinden biri olmaya aday.

À l’Épi d’Or

Paris’in Les Halles bölgesinde 1880 yılında açılan Épi d’Or, sandıkları ve malları taşıyan ve yükleyen işçilere verilen “forts des Halles” adını taşımak için şafakta açılıyordu. İşçiler aşçının hazırlaması için yanlarında sığır eti veya kabuklu deniz ürünleri getirirlerdi. Bu neşeli kalabalıkla birlikte eski Buğday Borsası’ndan buğday tüccarları da akşam yemeklerini yemeye gelirlerdi. Adını yakınlardaki Buğday Borsası’ndan alan bistro hep kadınlar tarafından yönetildi. 1920’lerde tiyatro ve bale gösterisinden gelen sanatçıların uğradığı popüler bir mekâna dönüşen Épi d’Or bugün ünlü şef Jean-François Piège ve eşi Elodie tarafından yenilenerek À l’Épi d’Oradıyla hizmete açıldı. Kuzu eti, kruton pate, biftek tartar, croque-madame, pirinçli pudding, çikolatalı mus gibi seçeneklerin sunulduğu menü günlük yemekler, mükemmel bir şekilde hazırlanmış öğle yemeği menüleri bistro pişirme geleneğine uygun olarak mevsimlik ürünlerle hazırlanıyor. Doğal şarapların servis edildiği À l’Épi d’Or meşe duvarları ve cam altı altın işlemeleriyle, Art Deco yıllarından bu yana neredeyse hiç değişmemiş. Buğday ve haşhaş sapları ile dekore edilmiş aynalı duvarlar ve mozaik zeminiyle nostaljik bir atmosfere sahip restoran gerçek Fransız lezzetlerini tatmak isteyenler için harika bir seçenek.

Fotoğraf: Benedetta Chialal

La Samaritaine

Paris’in ikonik yapılarından biri olan La Samaritaine, yenilenen yüzüyle Işık Şehri’nin güzelliğine güzellik kattı. Art Nouveau ve Art Deco stillerinin bir karışımı olan yapının renovasyon çalışmaları 16 yıl sürdü. 1870 yılında Ernest Cognacq ve Marie-Louise Jaÿ tarafından kurulan La Samaritaine, Baron Haussmann’ın modernize edilmiş Paris’ini ve şehrin ilk büyük mağazalarının ortaya çıktığı dönem olan İkinci İmparatorluğu çağrıştırıyor. 7 katlı lüks alışveriş merkezi olarak hizmet veren La Samaritaine 650 marka, 12 restoran, sosyal konutlar, ofisler ve bir kreşten oluşuyor. Pritzker ödüllü Japon mimarlık stüdyosu Sanaa tarafından yenilenen mekân, titiz bir restorasyon sürecinden sonra ortaya çıkan bir mücevher gibi. Seine Nehri’nin hemen yanında konumlanan mekân, parlak sarı Belle Epoque tavus kuşu freskleri, yaldızlı Art Nouveau korkuluklarıyla göz kamaştırıyor. La Samaritaine’i otantik bir Fransız deneyimi yaşamak isteyenlere öneriyoruz.

La Samaritaine

Maison Mère

Paris’in 9. bölgesinde açılan Maison Mère 4 yıldızlı ilginç bir otel. Sanat galerisi, co-working (ortak çalışma) kafesi, pop-up mağazası, parti alanı ve sanat merkeziyle dikkat çeken otelin 51 odası mevcut. Sanatçılar ve yerel yeteneklerin yer aldığı birçok etkinliğin düzenlendiği otelde 6 ay boyunca, 5-6 sanatçı her odada bir sanat eseri sergileyebiliyor ya da Maison Mère’in küçük bir odasını dekore edebiliyor. Ayrıca otel moda tasarımcıları, fotoğrafçılar, çiçekçiler, ahşap ustaları gibi zanaatkârlarla söyleşiler de düzenliyor. Dekorasyonunu Alexandre Danan’ın gerçekleştirdiği otelin Hey Honey bar-restoranında Fransız spesiyaliteleri ile kahvaltı, alakart büfe, tüm gün atıştırmalık menüsü, hamur işlerinin eşlik ettiği çay saati, brunch ve akşam yemeği servis ediliyor.

Akşamları kokteyl barı ise muhteşem bir gece kulübüne dönüşüyor. DJ eşliğinde müzikler dinleyebileceğiniz barda miksolog barmenlerin hazırladığı kokteylleri içebilirsiniz. Hey Honey Bar’da organik Fransız şarapların yanı sıra yerel zanaat biraları da tatmak mümkün.

Ogata

Paris’in son zamanlarda en popüler restoranlarından biri olan Ogata geleneksel Japon kültürünün çağdaş bir yorumunu sunuyor. Mimar, tasarımcı ve şef Shinichiro Ogata’nın tasarladığı mekân, Japon şekerlemeleri sunan bir çay dükkânı, törensel bir çay salonu, sofra takımlarından mobilyalara kadar sanat eserlerinin yer aldığı bir galeri, zarif el yapımı ev eşyalarının sergilendiği bir el sanatları mağazası, bar ve gastronomik bir restorandan oluşuyor. Çay sanatına, Japon şekerlemelerine ve mutfağına yeni bir ışık tutan Ogata’nın en üst katında Ogata ile birlikte çalışan Şef Kazuki Watanabe’nin açık mutfağı yer alıyor. Japon yöresel spesiyalitelerinden ilham alan menüde ördekli salata ve siyah sirkeli armut gibi mezeler, donabe nikujaga, dana hangarlı toprak tencerede servis edilen Japon pot-au-feu gibi özel lezzetler mevcut. Wagashi adı verilen Japon şekerlemeleri ise çay seremonilerinde yeşil çay ile verilen pirinç hamuru ve bir tür fasulyeden elde edilen hamur ve meyvelerden yapılan küçük, tadımlık tatlılar. Japonların doğa anlayışının da bir yansıması olan Wagashi’lerin içinde bulunulan mevsime göre biçimleri ve içerikleri de değişiyor ve farklı isimlerle anılıyor. Paris’te mistik bir yolculuğa çıkmak isteyenler için Ogata hoş bir alternatif.