Gucci 100 Yaşında!

1921’de İtalya’da kurulan Gucci, bu sene 100. yılını kutluyor. Gucci’nin kutlamalarına geçmişine doğru bir yolculuğa çıkarak eşlik ediyoruz.

Hayat uzun bir yolculuktur, elimizde bavullarla oradan oraya taşındığımız, içinde pek çok şeyi sakladığımız bavullarla. İçinde anılar, içinde ezgisi hep akılda kalan ama sözleri artık anımsanmayan şarkılar, içinde yola koyulurken yanımda bulunsun diye son anda alınan her şey… Gelin, birlikte elimizde bir bavulla soluğu yeni bir şehirde aldığımızı düşünelim: Bundan tam 100 sene öncesine gittiğimizi varsayalım; Rönesans’ın kalbi Floransa’dayız, fırça darbeleri henüz kurumamış gibi görünen bir suluboya tablosunu anımsatan Floransa’dayız. Guccio Gucci’nin bugün modanın en meşhur İtalyan markalarından biri olan Gucci’yi kurduğu yılda ve şehirde bavulumuz elimizde, çünkü tarihi pek çok marka gibi Gucci’nin hikâyesi de bavul üretimiyle başlıyor.

Kurulduğu ilk vakitler İtalya’nın zengin kesimi için lüks deri bavullar ve seyahat ekipmanları üreten Gucci, bir süre sonra triko, ipek ürünler, ayakkabı ve çanta üretmeye başlayarak ürün skalasını genişletti. İkinci Dünya Savaşı’nın finansal etkileri, markayı ürünlerinde pamuk kullanıma doğru yöneltti. Ürünlerine pamuk eklenirken yine bu dönemde markanın ikonik “çift-G” monogramı ve iki yeşil çizgi arasındaki kırmızı deseni de ortaya çıktı. Moda sektörünün ve hatta lüks tüketimin en bilinen logolarından biri olan Gucci monogramı, Guccio’nun oğlu Aldo Gucci tarafından tasarlandı. Birbiri içine geçmiş iki G harfi doğrudan kurucunun ismine atıfta bulunuyor, ki tahmin etmesi pek güç değil. İkinci Dünya Savaşı’nın kara bulutları geride kaldıktan sonra Avrupa’nın üzerinde başka bir hayalet gezinmeye başladı: Zengin gezginlerin ve Hollywood yıldızlarının üzerinde gördüğümüz Gucci etiketi. Bu dönemde marka, abartılı ve gösterişli tasarımlarıyla kendisine has bir yer edinmeyi başardı. 1960’ların ortalarında ise ürün yelpazesine gözlük, saat ve mücevher gibi lüks aksesuarları ekleyen Gucci artık tam anlamıyla bugünkü kimliğini inşa etmişti. Markanın dümeninde ise Aldo, Vasco ve Rodolfo Gucci Kardeşler vardı.

1961’de First Lady Jacqueline Kennedy’nin kullandığı Gucci çantasına Jackie ismi verildi, çanta bugün hâlâ markanın ilgi çeken modelleri arasında.
İkonik Gucci kemerleri de markanın hafızalarda yer etmiş parçaları arasında. Dünyaca ünlü pek çok yıldızın belinde gördüğümüz bu kemerler, tarzınız ne olursa olsun şık bir tamamlayıcı parça.
Gucci denildiğinde aklımıza gelen bir diğer parça ise makosen ayakkabılar oluyor. Öyle ki, 1985’te orijinal bir çift Gucci makosen ayakkabı New York’taki Metropolitan Müzesinin kalıcı koleksiyonları arasında sergilenmeye başladı.

60’lardan 80’lere kadar âdeta bir imparatorluk haline gelen Gucci’nin tahtına 1983’te Rodolfo’nun oğlu Maurizio oturdu. Ne var ki, yeni varis kendisinden beklenen başarıyı karşılayamayacaktı. Bu dönem içerisinde marka; aile içi anlaşmazlıklar, vergi kaçakçılığı suçlamaları, suikastlar ve yabancı yatırımcılara satışlar nedeniyle çeşitli sıkıntılar yaşadı. 1990’da Amerikalı tasarımcı Tom Ford’un göreve başlamasıyla markaya taze kan gelmiş oldu, Ford da dört yıl içinde yaratıcı direktörlüğe terfi etmeyi başardı. 1995’te Maurizio’nun bir suikast sonucu yaşamını kaybetmesiyle marka da bir başka devir kapanmış oldu, fakat bu elim olayla Ford’un başarısı sekteye uğramadı. Tasarımda Ford’un kontrolü eline aldığı bu dönemde Gucci eski kimliğine tekrar kavuştu.

Gucci bugünlerde Fransız lüks gruba Kering’in bünyesinde. Kering, Gucci’ye ek olarak Saint Laurent, Balenciaga ve Alexander McQueen markalarının da sahibi. 

Milenyum Sonrası Kreatif Direktörler

1995’teki bir Gucci defilesinden Tom Ford (Vogue)

Tom Ford’un Gucci ile yolculuğu 2004 yılına dek devam etti, 2006’da Frida Giannini’ye devredilen koltukta Giannini hem erkek hem de kadın hazır giyim tasarımları için kollarını sıvadı. Giannini’nin bavulu elinde taşıması ise yaklaşık 10 sene boyunca devam etti. 2015 yılında Alessandro Michele’in markanın kreatif direktörlüğünü eline almasıyla Gucci moda dünyasını bir kere daha şaşırtmayı başardı. O vakitler Michele tasarımcı olarak nispeten bilinen bir isim değildi ve markayı hangi yöne götüreceği pek çok kimse için merak konusu oldu; fakat Michele aslında 12 sene boyunca Gucci için çeşitli pozisyonlarda çalışmıştı. Michele’nin lüks tutkusunu teatral gösterilerle harmanlayan kendisine has tarzı, çok sayıda genç ve meraklı müşterinin yanı sıra moda uzmanlarının da ilgisini çekmeyi başardı. Michele’in liderliğinde markanın başarıları devam ediyor.

2017’nin başlarında, Gucci’nin Michele’in liderliğinde rekor satışlar elde ettiği ve markanın ana şirketi Kering’in kârında yüzde 11’lik bir artış sağladığı açıklandı. (foto: @lallo25)

Marka bugün mirasını çeşitli koleksiyonlar, işbirlikleri ve hatta dijital oyunlarla kutluyor. İlk olarak Cartoleria’da açtığı pop-up ile meraklılarına elektrik ev dünyasına davet eden Gucci, kırtasiye malzemelerinden aksesuarlara, pijama takımlarından seyahat ürünlerine kadar birçok kategoriyi içinde barındıran yeni “lifestyle” koleksiyonuyla ilgileri çekti.

“Gucci 100” adını verdiği koleksiyonu ise bir asırlık mirası markanın geçen yüzyıldaki pop kültürü üzerindeki etkisini keşfetmek üzere tasarlanmış. Koleksiyondaki retro tasarımlı renkli parçalar büyük bir kutlama havası taşıyor; biz de yazımızı bu kutlamadan ufak bir kesitle kapatıyoruz.