Çehov’un klasikleşmiş eseri Martı’ya 2024 güncellemesi yaparak, tiyatro sahnesinde çizgi ötesi bir oyuna dönüşen Treplev’i, yazarı ve oyuncusu Başak Kıvılcım Ertanoğlu’ndan dinledik.
Bugüne dek sayısız kez, birbirinden farklı oyuncular, diller ve metodlarla oynanmış bir oyundan bahsediyoruz. Her oyuncunun metinlerine ezber aldığı Çehov’un unutulmaz eseri Martı, güncellenmiş haliyle sahnelerde. Decollage Art Space’in üç katında birden sergilenen oyunla ilgili spoiler vermeden yazmak zor. Ama Treplev’in, Çehov’u 2024’e taşıdığı kesin.
Okuyanlar ya da izleyenler bilir; Martı insan ilişkilerine derinleme dalış yaparken varoluş mücadelesine dair de izleyiciye ayna tutar. Bunu yaparken elbette pek de komik değildir. Ancak Treplev, Çehov yaşasa kendisini bile güldürecek potansiyele sahip, günümüz insan ilişkilerini net bir şekilde ortaya koyan, son derece hareketli bir oyun. Öyle hareketli ki; Ümit Erlim ve Başak Kıvılcım Ertanoğlu’nun sahnede kaç kalori kaybettiğini düşünmeden izleyemiyor insan.
Oyun, Erlim ve Ertanoğlu’nun kaleminden çıktığı gibi oyunculuklarıyla da bir üst seviyeye çıkmış. İzleyici olarak bir tenis maçının heyecanıyla ortak, bir oyuncudan diğerine odaklanırken bir şey kaçırmama çabası yaşıyorsunuz. Decollage Art Space’teki ilk temsilini izledikten sonra Ertanoğlu’yla Treplev üzerine konuştuk. Bu noktada Ertanoğlu’yle ilgili bir bilgiyi hatırlatmakta fayda var. Daha önce Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, KAM, Mutluyduk Belki Bugüne Kadar gibi oyunlarda performansıyla parlayan Ertanoğlu, Balat Monologlar Müzesi adlı projesiyle de oyuncu, yazar, yönetmen üçlemesindeki iddiasını göstermişti. Şimdi de çizgi ötesi işi Treplev’le izleyici karşısına çıkıyor.
Eğer klasik eser uyarlamalarından, tiyatroda çizgi ötesi işlerden, interaktif performanslardan hoşlanıyorsanız mutlaka izleyin. Spoiler vererek işin tadını kaçırmayalım. Ama Çehov’un unutulmaz karakteri Treplev’e bir de “nepo boy” olarak bakmaya ne dersiniz?

Treplev olağanüstü enerjik ve performans odaklı bir oyun. Hazırlık sürecinden bahseder misin öncelikle?
Decollage Art Space’in katlarını gezerken “Burada ne güzel oyun yapılır” diye Ümit ile aramızda konuştuğumuz ve Melisa’nın “Haydi yapalım” dediği andan, oyunun çıktığı güne kadar sanırım altı aylık bir zaman diliminde şekillendi her şey. Masa başı çalışmamız uzun ve keyifliydi. Metinle bu kadar haşır neşir olmak, sayfalar arasında bolca derine dalıp çıkmak sahneleme süresini hem rahatlattı, hem de hızlandırdı.
İlk iki kat Martı’yı tekrar okuyup, üzerine Treplev açısından düşündükçe kafamda şekillenmişti. Kaybeden ölü Treplev’in hikayesini yeniden sarmal bir döngüde aktarma niyetimiz vardı ve bunu asla melankolik ya da karanlık bir yerden anlatmak da istemiyordum. Absürd bir dünya kurmalıydık. Bunu, fiziksel anlamda bizi zorlayan, metnin çizgisini kaybetmeden Treplev’in hayatındaki her şey ve herkesle ilgili ironik bir tutumla nasıl aktarabiliriz kısmını araştırdık. Dolayısıyla şarkılar, akış ve dinamik birinci ve ikinci kat kısmını hızlıca toparlayıp kağıda dökebildim. Ümit’in kafasında da son partın da iç dinamiği yüksek, yüzleşme, sağaltma ve belki de bir anma ya da terapi seansı gibi olması fikri vardı. O da son katı bunun üzerine çok güzel kurdu ve metnin döngüsü de bu anlamda tamamlanmış oldu.









