Roma kültürü, Yunan mitolojisinin mucizevi yaratığı yılanlarla birleştiğinde tende sıcak ve kıvrımlı bir dokunuş uyanıyor: Bulgari Serpenti.
Şu son günlerde akşamları heyecanla ekranın başına oturup meşhur “Sex and the City”nin devam dizisi “And Just Like That…” sayesinde yıllar sonra Carrie Bradshaw’u izlemenin keyfine varırken aklıma cevabını öğrenmeden asla rahatlayamayacağım bir soru takıldı: Mr. Big Carrie’ye en nihayetinde evlenme teklifi ettiği vakit, New York’un en havalı köşe yazarının parmağına hangi mücevher markasının yüzüğünü takmıştı? Böylece, Carrie’nin nişan yüzüğünü bulmak için dizinin eski bölümleri arasında gezinmeye başladım, fakat söz konusu dizi “Sex and the City” olunca kendimi bir mücevher deryası içinde buldum. Minimal tarzda kolyelerden gösterişli gerdanlıklara, Chanel’den Harry Winston’a pırlanta döşeli bir yolculukta ilerlerken bir Bulgari Serpenti’ye denk geldiğimde kısa bir mola vermeye karar verdim. Çünkü Serpenti, çok sevdiğim Roma ve Helen kültürlerini mücevherlerle dile getiren bir koleksiyon (yine de Carrie’nin hangi yüzükle evlilik teklifi aldığını aramayı unuttuğumu sanmayın. Mr. Big, Carrie için beş karatlık siyah bir pırlanta tercih etmiş. Pırlanta alışılmışın dışında beyaz değil siyah renkteydi, çünkü Carrie başka kimselere benzemezdi). Peki ya, Bulgari’nin o çok sevilen Serpenti koleksiyonu nasıl ortaya çıkmıştı? Tıpkı Carrie gibi ben de merak etmeden duramadım ve yazmaya başladım…
Bulgari, 1884 yılında Roma’da yaşayan Yunan asıllı Sotirio Bulgari tarafından yine yaşadığı şehir Roma’da kurulmuştu. Öyle ki kurulduğu günden bu yana, bu iki büyük sanatsal kültür Bulgari’nin tasarımını ve vizyonunu etkiledi. Fakat sanıyorum ki, bu iki kültürün yansımasını en çok yılan temalı ikonik Serpenti koleksiyonunda gördük. Koleksiyonun ne zaman ortaya çıktığına geleceğiz ama, öncesinde sahneye çıkışına gelelim: 1962’de Roma’da çekilen “Kleopatra”nın yıldızı Elizabeth Taylor, bileğinde ve kolunda Serpenti bileziklerini takıyordu. Antik Mısır’ın unutulmaz kraliçesi Kleopatra ve Sezar’la yaşadığı dillere destan aşk anlatılırken kraliçenin vücudunu ihtiras ve tutkunun yanı sıra Bulgari’nin kıvrımlı mücevherleri sarıyordu. O tarihten itibaren Serpenti’nin şanı da Kleopatra gibi destansı hale gelmeye başladı.

Her ne kadar Serpenti takılarını şöhretine “Kleopatra” filminden sonra kavuşmuş olsa da, markanın yılan temalı ilk mücevherleri 1940’lı yılların sonunda ortaya çıkmıştı. Tüm Avrupa büyük bir savaştan çıkmışken bir yılanın deri değiştirmesi gibi vücuda gelen Serpenti’ler; parlak, canlı, mitolojik ve ihtişamlıydılar. Hem Yunan hem de Roma mitolojisinde yılanlar, kıvrımlı ve yumuşak vücutlarıyla yeniden doğuşu simgeliyorlardı. Büyük bir dünya savaşının ardından parıltılı bir yeninden doğuş fikrinden başka neye ihtiyaç duyulabilirdi ki? Yeniden doğuşun, şifanın, gücün, sonsuzluğun, zarafetin ve şuhluğun temsili koleksiyon 40’ların sonunda Roma’dan esinlenilen ve dekoratif biçimli kıvrımlı hatları olan Tubogas tekniğiyle ilk yılan takıları yapılmaya başlandı. Ortaya çıkan ilk mücevherler, Tubogas tekniğiyle yılan başının olduğu yerde bir saat olan takılardı.










