16. Contemporary Istanbul’da Bir Gezinti

15 sene boyunca Lütfi Kırdar’da düzenlenen Contemporary Istanbul’a Haliç’ten bir bakış…

Contemporary Istanbul için bu seferki yolculuğum, Lütfi Kırdar yerine Kasımpaşa’dan Hasköy’e uzanan imparatorluk tersanelerinden Tersane İstanbul’un yeni yüzüne doğru oluyor. Tarihi yarımadanın kendine has dokusuyla en ilgi gören yerlerinden biri olan Haliç’te İstanbul’un en büyük sanat fuarlarından biri olan Contemporary Istanbul’u gezmek, henüz yoldayken bile heyecanlı geliyor. Her ne kadar ziyaretçileri alana girişte henüz yapılmamış tozlu ve taşlı yollar karşılasa da tarihi tersane binaları ve arkasından beliren Haliç manzarası, yoğun bir iş gününü bitirmek için ideal mekânda olduğumu bir kere daha gösteriyor.

Etkinlik alanı 9 bin 500 metrekarelik kapalı ve 10 bin metrekarelik geniş bir alana yayılıyor. Büyük ölçekli heykel işlerinin yer aldığı “The Yard” açık alanında Amerikalı sanatçı Rachel Hayes’in renkli enstalasyon çalışması, sergi içerisinde en etkilendiğim çalışmalardan biri oluyor. Bu renkli eser günün her saatinde aldığı gün ışığına göre daha değişik renkler ve tonlarda karşımıza çıkıyor, bu da demek oluyor ki esere her baktığımızda eşsiz bir yerden bakmış oluyoruz.

Kapalı mekâna doğru ilerlediğimizde ise “İlhan Koman 100 Yaşında” ve fotoğraf sanatçısı Sıtkı Kösemen’in 1973-1989 yılları arasında Bodrum’da çektiği fotoğraflardan oluşan ve kentin çeşitli hallerine tanıklık eden “Dönüşümler” sergileri fuar boyunca aklımdan çıkmayan işler arasında yer alıyor. Öncelikle siyah beyaz bir Bodrum hikâyesiyle başlamak istiyorum; sergi, Sıtkı Kösemen’in bakışıyla tutulmuş siyah beyaz bir Bodrum günlüğü gibi, fakat yine de kaybedilene bir güzelleme mahiyetinde değil de hoş bir tebessümle anımsama olarak düşünülebilir. Siyah beyaz karelerde kimi zaman bir Bodrum barı karşımıza çıkarken kimi zamanda eski bir sarnıçla karşılaşıyoruz. En yalın haliyle Kösemen’in karelerinde kendi halinde bir Bodrum seyrine çıkmayı çok sevdiğimi söyleyebilirim.

“Dönüşümler”in komşusu olan Sema Topaloğlu’nun yerleştirmesi “Reflective Garden” yerleştirmesinden söz etmeden geçmek istemiyorum. Bodrum’un doğal topoğrafyasından etkilenerek tasarlanan bahçe ve bahçede kullanılan ışık hemen yanı başındaki siyah beyaz Bodrum hikâyesine eşlik ediyor. (Fotoğraf: Firuz Soyuer)

Sıtkı Kösemen’in “Dönüşümler” sergisinden bir kare.

Yaşamının büyük bir bölümünü suların üstünde geçiren İlhan Koman için eserlerinin Haliç sularının üstünde sergilenmesi ayrı bir anlam ifade ederdi diye düşünüyorum. Koman’ın sulardan esinlenmiş dünyasından ilhamla yarattığı eserleri, “Dönüşümler” sergisiyle yan yana duruyor. “Dönüşümler”i gördükten sonra Bodrum’dan Akdeniz’e, “Akdeniz Heykeli”nin yaratıcısı Koman’ın heykellerine doğru ilerlediğim vakit beni “Sonsuz Sütün” ve “Yürüyen Derviş” eserleri karşılıyor. Bir müddet demir, çelik ve ahşap gibi materyallerden üretilen heykellerle Koman’ın boşluktaki hacmi nasıl biçimlendirdiğini izliyorum.

İlhan Koman

Fuarı ziyaret eden pek çok kimse gibi benim de ilgimi çeken eserlerden biri de Hollandalı sanatçı Christiaan Lieverse’nin halı üzerine çizdiği kadın portresi oluyor. Villa del Arte galerisinde sergilenen “Agua Verde” isimli eser, halı üzerine çizilen bir yağlıboya tablosu. Villa del Arte galeri kurucularından Bert van Zetten ise AA muhabirine yaptığı açıklamada eserin bu kadar ilgi görmesindeki sebeplerden birinin “Türkiye kültürüne dokunması” olduğunu söylüyor. Zetten aynı zamanda buradaki hayali kadının gururla ve korkmadan dünyaya bakan bir kadını temsil ettiğini de belirtiyor.

Fotoğraf: AA

Sanırım sergideki en göz alıcı kadın portrelerinden bir diğeri de Onur Mansız’ın Art On Istanbul’da sergilenen “Untitled” başlıklı yağlıboya tablosu oluyor benim için. Bana kalırsa Mansız’ın portresindeki kadın figürü de cüretkâr ve korkusuz bir çift bakışla çıkıyor karşımıza, yahut en azından çok uzaktan tabloyla karşılaştığım vakit benim ilk düşüncem bu oluyor.

Galeri 77’nin arasında keyifle gezindiğim büyük tabloları, Piramid Sanat’tan bir Bedri Baykam eseri, Özgür Demirci’nin “Mühimmat Defteri” başlıklı çalışması ve İrem Tok’un “Untitled” başlıklı karma tekniklerden oluşan ve kitaplar içinde ağaçlarda kurulan bilinmeyen dünyalara uzanan eserleri 16. Contemporary Istanbul’dan aklımda kalan çalışmalardan bazıları oluyor.

Fuar alanından ayrılırken geçtiğimiz haftalarda yaptığımız Aylin Seçkin röportajını anımsıyorum; Aylin Hanım, herkesin bir şekilde sanat eseri satın alabileceği bir sanat piyasasını düşlediğini söylüyordu. Ben de 16. Contemporary Istanbul’dan fuarı ziyaret eden her bir öğrencinin bir şekilde sanat eseri alabileceği bir sanat fuarı düşleyerek ayrılıyorum.