Saatolog Picks: Seamaster Diver 300M 007 Edition’ın Öyküsü

Seamaster Diver 300M 007 Edition'ın Öyküsü

25. James Bond filmi “Ölmek İçin Zaman Yok”, 1 Ekim’de vizyona girdi. James Bond’un filmde taktığı ve Daniel Craig’in bizzat tasarımına katkıda bulunduğu saate geçtiğimiz hafta yakından bakmıştık. Şimdiyse Daniel Craig’den saatin öyküsünü dinliyoruz.

Omega Seamaster Diver 300M 007 Edition’ın tasarımında sizin rolünüz neydi, biraz bahsedebilir misiniz? Tasarımcılara neler söylediniz, odaklandığınız detaylar nelerdi?

Bir önceki film “Spectre”de saat ve tasarımda yoğun olarak detaylara odaklanmıştık. Bu yeni saat de, birçok görüşmenin sonucunda ortaya çıkan bir tasarım oldu. Gerçekten Omega’nın tüm dikkatini ve özenini ortaya koymasıyla çıkan bir iş. Benim de birkaç önerim oldu; ekip benden aldıkları bu notlarla yanımdan ayrılarak işi tamamen devraldılar. Raynald (Omega CEO’su Raynald Aeschlimann), işi ciddi anlamda tasarım ekibine bıraktı ve istediklerini yapmalarına izin verdi. Sonrasında saati bana gösterdiklerinde hakikaten de “yapmışsınız,” dedim. İşin sonunda ise eklemek istediğim hiçbir şey kalmamıştı. Elbette ki saatin bambaşka bir tarzı var, fakat aynı zamanda askeri saate de yakın bir havaya sahip. Omega’nın İkinci Dünya Savaşı’ndaki İngiliz ordusu saatlerinin mirasını da taşıyor. Benim bir araya getirmek istediğim tüm bu başlıkları onlar zaten halletmişler. Ortaya çıkan sonuçla ayaklarım yerden kesildi.

Saatin hafifliği ne kadar önemliydi? Titanyum kullanımı elbette bu saatin öncekilerden çok daha hafif olmasını sağladı…

Omega, bana daha önce titanyum saatlerini gösterdiğinde alır, bir bakar ve her zaman “vay canına, harika!” diye düşündürdüm. Saat sanki kolunuzda değilmiş gibi bir his veriyor. Sanırım, onlar da bunu göz önünde bulundurarak “hadi yapalım” dediler.

Yeni saati film çekimleri sırasında taktığınız zaman farkını hissettiniz mi?

“Dalgıç saati olması da ayrıca şahane, çünkü bu sayede filmin ilk kısmında dalış yapacağının ipucunu vermiş oluyoruz.”

Peki, bu saati bir Seamaster Diver 300M olarak üretmek önemli miydi? Bir yandan bu model, klasik bir “Bond saati”. Dolayısıyla yeni James Bond saatinin de bir Diver olması sizin için önemli miydi?

“Ölmek İçin Zaman Yok” filminin en başında Bond’u görünce her şey anlam kazanıyor: Emekli olmuş, Jamaika’da teknesinde yaşıyor. Dolayısıyla da şans eseri denk gelmenin biraz daha ötesinde bir tasarım detayı bu. Mükemmel bir uyum yakalamışlar, harika bir şey. Dalgıç saati olması da ayrıca şahane, çünkü bu sayede filmin ilk kısmında dalış yapacağının ipucunu vermiş oluyoruz. Tabii bir de kayışı var ki 70’lerden kalma bir antika hissi veriyor. Ben bu tür dokunuşları çok severim. Tıpkı 60’ların ya da 70’lerin dalgıç saatleri gibi. Bu da, o döneme aitmiş hissini veriyor.

Burada vintage bir görünümden bahsediyorsunuz. Eski tarz dokunuşlar sizin için önem taşıyor muydu? Kişisel saat zevkiniz de bu yönde mi?

Bana ilk Omega saatimi 18. yaş günümde babam verdi. Altın kaplama bir saatti. Onu çok uzun süre taktım, sonra bir gün pimlerinden biri çıktı ve bu yüzden saatimi kaybettim. Ne yazık ki bir daha da bulamadım. Ancak o, benim ilk gerçek saatimdi. Bu sebeple eski tarz Omega’ları oldum olası çok severim. Muhtemelen tasarımcılar aynı şeyi yapacaklardı; fakat ben ısrarla ‘Geçmişe bakın, geçmişte sahip olduklarınıza bakın’ dedikçe aslında bir hayli ipucu vermiş oldum. Gerisi, ona NATO bir kayış eklemekti ki, ben bunu zaten yıllardır yapıyorum. Saatlerimi alıp NATO kayışlarla birleştiriyorum, böyle bir değişim yapmak çok eğlenceli oluyor. Tasarımcılar da alıp baktılar ve “evet, hadi böyle yapalım,” dediler. Şimdi her saatte NATO kayış var. Yalnız tek bir sorun var ki o da, ne zaman kayış değiştirme aparatını elime alıp saatime dadansam biraz endişeleniyorum. Mümkün olsa saatimi alır ve bu işlem için mutlaka bir saat ustasına götürürüm.

“Bir de tabii, hem 25. Bond olması hem de Ay’a inişin 50. yıldönümü olması sebebiyle her daha güzel bir şekilde eşleşiyor.”

James Bond’un saatlerinin de karakteriyle aynı çizgide sürekli evirildiğine tanık olduk. Ekip olarak siz ve yapımcılar, film hazırlıklarının en başında bu konuda görüşmeler yapıyor musunuz? Neler yapacağınız ve istekleriniz hakkında hep birlikte konuşuyor musunuz?

Elbette, konuşuyoruz. Bu genellikle Omega’nın çok açık görüşlü olmasından ve olaya dâhil olma isteğinden geliyor. Omega ve Bond arasında her iki tarafın da fayda sağladığı bir ortaklık var ve ben de oldum olası hep birlikte konuşmamız gerektiğini düşünürüm. Yani, bence çekimlerin ilk gününe geldiğimde “bu da sizin saatiniz,” demeleri uygun olmazdı. Benim için işler böyle ilerlemiyor, çünkü saatin nasıl olduğunu daha öncesinde bilmek istiyorum. Ne takacağımı ve nasıl bir görüntüsü olduğunu da bilmek isterim. Omega da bu fikri benimsedi, bundan büyük bir heyecan duyuyor ve hep yeni bir şeyler getiriyorlar. Önceki filmden bu yana tam beş yıl geçti, bu da onlara yeni bir saat geliştirmeleri ve ortaya çıkarmaları için yeterince vakit vermiş oldu. Bir de tabii, hem 25. Bond olması hem de Ay’a inişin 50. yıldönümü olması sebebiyle her şey daha güzel bir şekilde eşleşiyor.

Söylentilere göre Q Şubesi de, Bond’un güvenilir saatine yepyeni sürprizler eklemek üzere epeyce mesai yapmış. Filmi gören bizler bu sürprizleri spoiler vermemek için söylemiyoruz, fakat merak edenler için “Ölmek İçin Zaman Yok” hâlâ beyazperdede.