Kapak tasarımı: Pierre Le-Tan

Kayıp Tabloların Peşinde: “The Vanished Collection”

Fransız yazar Pauline Baer de Perignon, büyük büyükbabası Strauss’un kayıp sanat koleksiyonunun peşinden gittiği yolculuğu kitap satırlarına taşıyor.

Fransız yazar Pauline Baer de Perignon’ın kaleme aldığı The Vanished Collection’ın giriş yazısı şu cümleyle kapanıyor: “… Ve sonra bir gün, bilmem neden, geçmiş birdenbire su yüzüne çıktı.” Geçmişin birdenbire su yüzüne çıkıverdiği bu kitap, Pauline Bear de Perignon’nın kaybolmuş veyahut yağmalanmış bir sanat koleksiyonunun peşine düşmesini anlatıyor. Perignon’ın bu amatör dedektiflik macerası aynı zamanda bir dönemin sanat dünyasına ışık tutuyor: Naziler tarafından yağmalanan sanat eserleri ve sırlara karışan koleksiyonlar…

Sürükleyici… Bu sürükleyici kitap, sanat tarihi meraklılarını olduğu kadar macerasever okurların da hoşuna gidecek.

Publishers Weekly

Aslına bakılırsa Fransız yazarın bu amatör dedektif yolculuğu, çocukluğundan beri hiç görüşmediği İngiliz kuzeninin aile miraslarında kayıp bir sanat koleksiyonunun olduğundan şüphelendiğini söylemesiyle başlamış. Bundan sekiz sene evvel bu iki kuzen karşılaştıkları vakit, Andrew Strauss dünyaca ünlü müzayede evlerinden birinde çalışıyordu; Andrew’in o zamanlar fark ettiği şey ise 1940’larda Strauss ailesine ait eser satışlarının kayıtlara şüpheli bir şekilde geçtiğiydi. Andrew bu durumu Perignon ile paylaşmasıyla Fransız yazar, 1942’de büyük büyükannesi ve büyükbabasının Gestapo tarafından el koyulan Paris’teki evin ve içindeki sanat eserlerinin peşine düşmüş. Perignon, kitabında ailesinin kayıp ve yağmalanmış tablolarının peşine düşerken bir yandan da ailesinin hiçbir zaman tam olarak aktarmadığı Fransa İşgali günlerini de satırlarına taşıyor. Bir başka deyişle, peşine düştüğü tablolarla birlikte bir dönemin hikâyesini anlatıyor.

Bu kitapta yalnız sürükleyici ve gizemli bir sanat tarihi hikâyesini değil, aynı zamanda ailesinin gerçeklerini ortaya çıkarmak içinde elinden geleni ardına koymayan bir kadının son derece kişisel, içten ve bir o kadar zekice yazılmış hikâyesini okuyorsunuz.

Menachem Kaise (“Plunder:A Memoir of Family Property and Nazi Treasure’ın yazarı)

Perignon başlarda Gestapo yıllarından unutulmuş aile anılarının derinliklerine inerek çıkmış yola, yaşayan akrabalarından ilk ağızdan dinlemiş olan biteni. Fakat yazarın üç yıllık araştırma süreci bir aile öyküsünden çok daha fazlasını çıkarmış karşısına elbette. Nazi’nin Fransa’yı işgalinden sonra sanat eserlerinin sistematik olarak nasıl çalındığı ve yağmalandığı da Perignon’ın kitabında ortaya çıkardığı noktalardan biri. Örneğin The Guardian’ın haberine göre, Fransız ressam Nicolas de Largillière’nın “Portrait of a Lady as Pomona”, bir zamanlar yazarın büyük büyükbabası Jules Strauss’un koleksiyonundaki bir esermiş, fakat tablo ancak geçen sene, Perignon’ın işin peşine düşmesiyle Dresden’den ailenin torunlarına iade edilmiş. Bu tablonun yanı sıra Tiepolo’nun “Shepherd” tablosu da işgal sırasında aile koleksiyonundan haksız şekilde alınan eserlerden biri. Perignon üç senelik araştırmanın sonucunda bu tabloyu da Louvre Müzesi’nden geri alarak aile koleksiyonuna katmış. Yazar, araştırma sürecinde, Musée d’Orsay’dan Louvre Müzesi’ne pek çok büyük müzenin arşivlerinde çalışmış. Hatta bu süreçte Nobel Edebiyat ödüllü Fransız yazar Patrick Modiano’dan bile hiç beklenmedik bilgiler alarak derinleştirmiş araştırmalarını Perignon. Paris’teki evden kalan birkaç tablo, fotoğraf ve belgenin yanı sıra yaşayan akrabaların ilk ağızdan anlattıkları da kaynak olmuş Fransız yazara.

1940’lı yıllarda Nazi işgalindeki Paris’e giden The Vanished Collection, büyük büyükbabasından elinde kalan tablolarıyla çıktığı yolculuğunu önde gelen müzelerin arşivleri ve aile büyüklerinin ilk ağızdan anlattıklarıyla pekiştiriyor metni. Böylece gizemli bir arayış, aynı zamanda sıcak bir anlatının ev sahipliğinde ilerliyor. 1940’ların Paris’inde yaşayan bir Yahudi ailenin yağmalanmış tablolarının peşine düşen kitap, Perignon’ı büyük büyükbabasıyla bir araya getiriyor. Yazarın Fransızca kaleme aldığı kitap, bu ay içerisinde The Vanished Collection adıyla İngilizce çevirisiyle okuruyla buluşmaya hazırlanıyor. Birkaç tablonun açtığı yoldan giderek bir dönemle yüzleşen metin, bizlere Adorno’nun Auschwitz’teki toplama kampını kastederek “Auschwitz’den sonra şiir yazılamaz” dediğini anımsatıyor. Halbuki yazmak, Adorno’nun söylediğinin aksine kimliğini geri kazanmanın bir yolu oluyor. Tıpkı bugün Pauline Baer de Perignon’ın onlarca yıl sonra aile koleksiyonuna geri kazandırdığı tablolar gibi…