Kayseri’nin kadim toprağında aile mirasını Vinolus’la geleceğe taşıyan Oluş Molu’nun hikâyesini dinliyoruz.

İnsan bazen çok uzağa gider, yıllar sonra başladığı yere bambaşka biri olarak döner. Vinolus Şarapçılık kurucusu Oluş Molu için böyle bir tanımlama yapabiliriz sanıyorum. Çocukluğu Kayseri’de, ailesinin bağları, buğday tarlaları ve hayvanları arasında geçiyor. Ardından Hacettepe Üniversitesi’nde biyoloji eğitimi, akademi ve Çevre Bakanlığı’na uzanan bir çalışma hayatı geliyor. Sonra yol yeniden Molu Çiftliği’ne çıkıyor. Bu kez çocukluğunun topraklarına dönen Molu’nun yanında bilimin verdiği başka bir bakış, çevre politikalarında edindiği deneyim ve o topraklarda yeni bir hayat kurma fikri var.

Vinolus da tam bu kesişme noktasında doğuyor. Bir tarafta kuşaklardan devralınan aile mirası, diğer tarafta Erciyes’in volkanik geçmişi, yüksek rakımın ve Kayseri ikliminin biçimlendirdiği bağlar… Oluş Molu ise bütün bunların ortasında şarabı mahzende başlayan bir ürün olarak görmüyor. Toprağın canlılığından kuşlara, sebze bahçelerinden hayvanlara kadar çiftliğin tamamını aynı ekosistemin parçaları olarak okuyor. Biyolog tarafı gözlemliyor ve sorguluyor; üretici tarafıysa doğanın bazen kitaplarda yazılandan başka türlü davranabileceğini biliyor.

Belki de Molu Çiftliği’nin bugünkü hikâyesini ilginç kılan geçmişe nostaljiyle bakmak yerine, mirası yaşayan bir şeye dönüştürmek. Yerel üzümlerden organik tarıma, iklim krizinden kadınların şarap dünyasındaki yerine uzanan sohbetimiz boyunca konu dönüp dolaşıp aynı yere geliyor. Toprak! Oluş Molu için bir şişe şarabın hikâyesi çok daha önce, toprağın içinde başlıyor.

Vinolus
Vinolus Şarapçılık

Sevgili Oluş, hikâyeye en baştan, Molu Çiftliği’nden başlayalım. Çocukluğun bağların, tarlaların ve hayvanların arasında geçti. Bugün yaptığın işin ilk işaretini o yıllarda görebiliyor musun?

Çocukluğumun yaz ayları çiftliğimizde; bağların, buğday tarlalarının ve hayvanların arasında geçti. O yıllarda “Şarap üreticisi olacağım,” diye düşünmüyordum elbette ama toprağın canlı bir varlık olduğunu orada öğrendim. Sanırım bu, meslek seçimimi de etkiledi ve biyolog olmayı seçtim; ilk tercihim olan Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nü kazandım. Dedemin ve babamın doğaya gösterdiği saygı beni çok etkiledi. Bugün geriye dönüp baktığımda Vinolus’un temellerinin aslında çocukluğumda atıldığını görüyorum.

Bu anlattıkların nezdinde bilim insanı kimliğin bugün bağda ve mahzende aldığın kararlara nasıl yansıyor?

Biyoloji eğitimi bana doğayı gözlemlemeyi ve sorgulamayı öğretti. Bağcılıkta sezgi önemlidir ama ben her sezginin arkasında bilimsel bir neden ararım. Bağlarda organik tarıma başlamamın nedenlerinden biri de buydu. Şarap üretimiyle ilgili özel bir eğitim almadığım için bir önologla çalışmayı tercih ettim. Bugün teknoloji ile geleneksel yöntemleri harmanlayarak üretim yapıyoruz.

Sonra hayatında önemli bir yön değişikliği geliyor. Ankara’daki kariyerini bırakıp Kayseri’ye, aile topraklarına dönüyorsun. Seni bu dönüşe götüren asıl kırılma noktası neydi?

Üniversitede araştırma görevliliğiyle başlayan ve Çevre Bakanlığı’nda devam eden meslek hayatım boyunca edindiğim deneyimleri uygulama ihtiyacı hissettim. Ailemin de önerisiyle Kayseri’ye döndüm ve onların yıllarca emek verdiği toprakların yeniden hayat bulması gerektiğine inandım. Bu benim için yalnızca bir yatırım değildi; köklerime dönüş ve gelecek kuşaklara bırakmak istediğim bir mirastı.

Vinolus
Vinolus Şarapçılık
Vinolus
Vinolus Şarapçılık

“Köklerime dönüş” dedin. Molu Çiftliği’yle birlikte yüzyıllara uzanan bir aile geçmişini de devralıyorsun. Böyle bir miras insana özgürlük mü veriyor, yoksa daha büyük bir sorumluluk mu yüklüyor?

Bence her ikisi de. Böyle bir miras insana büyük bir sorumluluk yüklüyor ama aynı zamanda çok güçlü bir ilham da veriyor. Ben geçmişi korurken geleceğe yeni değerler eklemeyi hedefledim. Sürdürülebilir bir çiftlik modeli oluşturmak ise en büyük hayallerimden biri.

Bu mirasın üzerine kendi hikâyeni ekleyince Vinolus doğuyor. İsminden etiketindeki simgeye kadar kişisel izler taşıyor. Vinolus ismi ve yusufçuğu andıran o figür nasıl doğdu?

Vinolus, ismim “Oluş” ile Latince şarap kültürünü buluşturan çok kişisel bir marka. Kendi hikâyemin de markanın içinde yaşamasını istedim. Etiketteki simge aslında bir melek, ancak yusufçuğu da andırıyor. Melek saflığı ve kutsallığı temsil ederken, yusufçuk benim için doğanın dengesini, değişimi ve umudu simgeliyor. Onu aynı zamanda organik üretimin de bir sembolü gibi görüyorum; çünkü sağlıklı bir ekosistemin olduğu yerde yusufçuklar da vardır.

Vinolus
Vinolus Şarapçılık

Vinolus Şarapçılık’ın kimliğinde coğrafyanın da büyük payı var. Kayseri ilk akla gelen şarap bölgelerinden biri değil belki ama sen potansiyeline çok inanıyorsun. Kayseri teruarını nasıl anlatırsın?

Kayseri, henüz yeterince keşfedilmemiş büyük bir potansiyele sahip. Erciyes’in volkanik geçmişi, yüksek rakım, kireçli topraklar ve gece-gündüz arasındaki sıcaklık farkı üzümlere güçlü bir karakter kazandırıyor. Bence Kayseri geleceğin önemli şarap bölgelerinden biri olabilir.

Bu coğrafyayı anlatırken doğayla kurduğun ilişkiye geliyoruz. Bugün çok sık kullanılan “organik üretim” senin için gerçekten ne ifade ediyor?

Organik üretim benim için yalnızca bir sertifika değil. Toprağın canlılığını korumak, biyolojik çeşitliliği desteklemek ve gelecek nesillere sağlıklı bir ekosistem bırakmak demek. Biz doğaya hükmetmeye değil, onunla birlikte üretmeye çalışıyoruz.

Molu Çiftliği de yalnızca bağlardan ibaret değil; sebze bahçeleri, hayvanlar, kuşlar aynı yaşam döngüsünün parçası. Çiftliği ilk kez gezen birinin en çok neyi fark etmesini istersin?

Şarabın hikâyesinin yalnızca mahzende başlamadığını görmelerini isterim. Bağları, sebze bahçelerini, hayvanları, kuşları ve bütün yaşam döngüsünü görsünler. Çünkü Vinolus’un hikâyesi aslında bu bütünselliğin ve ekosistemin hikâyesidir.

Vinolus Bag
Vinolus Şarapçılık
Vinolus
Vinolus Şarapçılık

Bir yanda bilim insanı Oluş, diğer yanda yıllardır toprağı gözleyen üretici Oluş var. Bilimle sezgi karşı karşıya geldiğinde hangisini dinliyorsun?

Bilim bana yol gösteriyor, sezgi ise zamanlamayı belirliyor. Doğa bazen kitaplarda yazılandan farklı davranıyor. Böyle zamanlarda doğayı dikkatle dinlemeyi tercih ediyorum.

Biraz da üzüm konuşalım ne dersin? Anadolu’nun yerel çeşitleri yeniden keşfediliyor. Seni en çok heyecanlandıran yerli üzüm hangisi?

Kapadokya’nın Emir üzümü beni her zaman heyecanlandırıyor. Bulunduğu coğrafyayı çok güçlü yansıtan, zarif ve uzun ömürlü bir karaktere sahip. Aynı zamanda Kalecik Karası’nın bu teruardaki karakteri ve gastronomiyle uyumu da beni çok etkiliyor.

Bazı şaraplar yıllar sonra bile hafızamızda kalıyor. Sence iyi bir şarabı gerçekten unutulmaz yapan şey nedir?

Teknik olarak kusursuz olması yetmez. Bir şarabın hikâyesi, üreticisinin emeği, yetiştiği toprak, ekosistemin dokusu ve onu paylaştığınız insanlar bir araya geldiğinde o şarap unutulmaz olur.

Anadolu’nun anlatacak büyük bir şarap hikâyesi var. Sence Türkiye’nin elinde olup da dünyaya hâlâ yeterince anlatamadığı en büyük zenginlik ne?

Anadolu’nun binlerce yıllık bağcılık tarihini ve yerel üzüm çeşitlerini yeterince anlatamıyoruz. Oysa Türkiye, dünyanın en eski bağcılık coğrafyalarından biri.

Vinolus Şarapçılık
Vinolus Şarapçılık

Senin hikayeni anlatmanın bir yolu da insanları o coğrafyanın içine sokmak. Sunolus Bağ Evi’nden ayrılan bir misafirin yanında hangi duyguyu götürmesini istersin?

Kendilerini bir otelden değil, dostlarının evinden ayrılıyor gibi hissetsinler isterim. Şarap kadar samimiyeti ve Anadolu misafirperverliğini de hatırlasınlar.

Sen bu yolculuğu aynı zamanda bir kadın üretici ve girişimci olarak yaptın. İlk başladığın yıllardan bugüne şarap dünyasında kadınların yeri nasıl değişti?

Son yıllarda çok daha fazla kadın üretici, sommelier ve girişimci görüyorum. Bu değişimin sektördeki kaliteyi ve bakış açısını zenginleştirdiğine inanıyorum. Kadınların sektöre kattığı duyarlılık çok değerli.

Biraz da geleceğe bakalım. İklim değişiyor, su giderek daha değerli hale geliyor. Önümüzdeki 10 yılda Türk şarapçılığının en büyük sınavı sence ne olacak?

İklim değişikliği ve su yönetimi. Artık yalnızca kaliteli şarap üretmek değil, sürdürülebilir üretim yapmak zorundayız. Değişen koşullara nasıl uyum sağlayacağımızı da yeniden değerlendirmeliyiz.

Karşında uluslararası şarap dünyası olsa ve Türkiye’yi anlatmak için sana tek bir cümlelik söz hakkı verilse ne söylerdin?

“Türkiye, şarabın yeniden keşfedilmeyi bekleyen en kadim topraklarından biridir.”

Şarap bazen insanın hayatındaki bir dönemi de saklıyor. Bir şişeyi açtığında geçmişteki Oluş’u da hatırlatan Vinolus hangisi?

İlk ürettiğimiz Vinolus Emir. Çünkü o şişede toprağımızın karakterini yansıtan kaliteli bir şarap üretme hayali ve yeniden başladığım hayatın heyecanı vardı. Bu nedenle onun yeri benim için her zaman ayrı olacak.

İlk Vinolus Emir’den bugüne geldik; başladığımız yere, mirasa dönerek bitirelim. Yıllar sonra insanlar “Oluş Molu bize bunu bıraktı,” derken neyi kastetsinler istersin?

İnsanlar, “Oluş Molu toprağı korudu, özgün bir üretim yaptı, Anadolu’nun bağ kültürünü yaşattı ve bunu paylaşmaktan hiç vazgeçmedi,” desinler isterim. Benim en büyük mirasım, şişelerdeki şaraptan çok, insanların doğaya ve Anadolu’nun değerlerine yeniden inanmasına katkı sağlayabilmek olur.

Teruar Urla: Bu Mutfağın Merkezinde Ege Var

Karmylassos: Kayaköy’den Yükselen Bir Şarap Hikâyesi

Urlice: Toprağın, Sabrın ve İnancın Şarabı