“Scandi style” denince aklınıza bej paltolar, kusursuz beyaz gömlekler ve iyi kesilmiş pantolonlar geliyorsa kendinizi güncelleyin. Kopenhag Moda Haftası bu klişeyi yok etmek için azimle çalışıyor.
Bu yaz Kopenhag’dan geriye tek bir ürün ya da fikir kalacaksa muhtemelen o, bir Havaianas. Fakat Rio sahillerinden aşina olduğumuz, bu yaz şehirde hepimizin favorisi klasik parmak arası terlik değil. İsveçli Studio Constance’ın İlkbahar/Yaz 2027 defilesinde beliren versiyonun ince, asimetrik bir topuğu ve yalnızca başparmağı örten tuhaf bir kauçuk çıkıntısı var. Siyah, kırık beyaz ve asit yeşili renklerde üretilen model, Havaianas’ın ilk topuklu kauçuk parmak arası terliği. Birkaç gün içinde sezonun en çok konuşulan nesnelerinden birine dönüştü.
Esasında bu da şehrin modaya yaklaşımını çok iyi sembolize ediyor. Tokyo’dan önce herkesin radarına giren moda haftasının ruhunu anlamaya başlamak için bundan daha iyi bir nesne yok. Çünkü Paris ve Milano gibi başkentlerde moda endüstrisi hâlâ çoğunlukla bir fanteziyi ulaşılmaz kılarak arzu yaratmaya çalışıyor. Kopenhag ise sıradan olanı ilginç hale getirerek neredeyse tam tersinin peşine düşmüş durumda. Dünyanın en demokratik yaz ürünlerinden birine topuk eklemek, pahalı bir objeyi statü sembolüne dönüştürmekten farklı bir moda refleksi. Biraz şaka, biraz tasarım deneyi, biraz internet meme kültürünü beslemek; ama aynı zamanda insanların gerçekten giymek isteyebileceği kadar tanıdık.
Havaianas son birkaç sezondur Gimaguas’tan Jean Paul Gaultier ve Saint Laurent’e uzanan işbirlikleriyle plajın dışına taşarken, topuklu parmak arası terlik Hailey Bieber ve Kylie Jenner gibi isimlerle zaten 1990’lar nostaljisinin ötesine geçmişti. Havaianas’ın Gimaguas ile yaptığı, bacak ısıtıcısını andıran tuhaf modeli Lyst tarafından 2025’in en cool ürünü seçilmişti. Studio Constance versiyonu bütün bu “freaky footwear” dalgasının mantıklı bir sonraki aşaması gibi.
Paris ve Milano gibi başkentlerde moda endüstrisi hâlâ çoğunlukla bir fanteziyi ulaşılmaz kılarak arzu yaratmaya çalışıyor. Kopenhag ise sıradan olanı ilginç hale getirerek neredeyse tam tersinin peşine düşmüş durumda
2006’da Eva Kruse’un Kopenhag’ı New York, Londra, Milano ve Paris’in ardından “beşinci moda şehri” haline getirme hayaliyle başlayan proje, 20 yıl sonra şimdiye kadarki en kalabalık sezonunu gerçekleştirdi. Bu yükseliş Ganni, Cecilie Bahnsen, Stine Goya, Rotate, Baum und Pferdgarten ve OpéraSport gibi markaların yıllar içinde oluşturduğu popülarite olmadan düşünülemez.
Fakat “beşinci şehir” tanımı biraz yanıltıcı. Çünkü Kopenhag önemli hale gelirken diğer dört şehre benzemek yerine onlardan farklı ölçüde büyüdü. Şehirde hâlâ dev holdinglerin milyonlarca euroluk dekorlarla birbirleriyle yarıştığı defileleri yok. Defileler genellikle bahçelerde, parklarda düzenlendi. İlkbahar/Yaz koleksiyonları bizi pikniğe davet ediyor diyebilir miyiz? İki şov arasında yolculuklar bisikletle yapılıyordu. Defileler bir sanat galerisinden parka, eski bir su kulesinden aile evinin bahçesine taşıdı konuklarını.
Copenhagen Fashion Week 2020’de sürdürülebilirlik çerçevesini açıkladı; Ocak 2023’ten itibaren resmi programa girmek isteyen markaların belirli minimum standartları karşıladığını belgelemesi zorunlu hale geldi. Bugün çerçevede üretimden sosyal sorumluluğa uzanan 19 minimum standart bulunuyor ve başvurular dışarıdan bir ekip tarafından inceleniyor. İlkbahar/Yaz 2027’de malzeme tanımlarındaki uluslararası belirsizlik nedeniyle standartlardan ikisinin geçici olarak uygulanmadığını da eklemek gerek; yani sistem kendisini tamamlanmış bir ahlak belgesi gibi değil, değişen sektör koşullarına göre güncellenen bir mekanizma olarak görüyor.
Noor U Nisa Khan
Noor U Nisa Khan
Daha önemlisi, Kopenhag genç tasarımcı meselesini yalnızca “keşif” romantizmine bırakmıyor. SS27 NEWTALENT programında Anne Sofie Madsen, Stem ve Studio Constance yer aldı; Sson, Renè ve Taus ise One to Watch desteği aldı. Program para, mentorluk, PR, showroom ve sektörel bağlantılar sağlayarak markaları üç sezon boyunca destekliyor. Lüks endüstrisinin son yıllarda bağımsız markaların yaşayabilmesinin neden bu kadar zor olduğunu tartıştığı düşünülürse, Kopenhag ders veriyor: tasarımcıyı keşfetmek kadar onun ertesi sezon da var olmasını önemsemek.
Kopenhag genç tasarımcı meselesini yalnızca “keşif” romantizmine bırakmıyor.
Üstelik sistem kendi yıldızlarını kaybettiğinde çökmüyor. Cecilie Bahnsen ve Ganni sırasıyla Paris’e taşındı; Saks Potts ve (Di)vision kapandı. Yine de Ganni bu sezon Kopenhag’dan tamamen çekilmek yerine Stem’e arşivindeki kullanılmamış kumaşları verdi. Sarah Brunnhuber bu malzemelerden yedi look hazırladı; Pandora ise NEWTALENT programını finanse etmeye devam etti. Başka bir deyişle Kopenhag’ın başarısı bir markayı sonsuza kadar takviminde tutmakta değil. Büyüyen markayı gönderebilecek, onun boşalttığı yere yenisini koyabilecek ve eskisiyle yenisi arasında hâlâ bağ kurabilecek kadar güçlü bir çevre yaratmak.
Noor U Nisa Khan
Scandi Minimalizmine Ne Oldu?
Sosyal medyanın yarattığı “Scandi girl” klişesi nötr tonlar, temiz çizgiler ve pahalı görünen sadelikle eşanlamlıydı. Bu sezon ise dantel The Garment’tan OpéraSport’a neredeyse her yerdeydi; yarı transparan örgüler, renkli şeffaf elbiseler ve abartılı dokular sade siluetlerin içine sızdı. Baum und Pferdgarten ve Skall Studio’da hacimli elbiseler sportif dış giyimle, narin parçalar teknik ayakkabılarla birleşti.
Yerine gelen şey tam olarak maksimalizm de değil. Daha çok, normalde yan yana gelmesini beklemediğimiz parçaları birlikte kullanmak. Capri pantolonlar Mfpen, The Garment, Caro Editions ve OpéraSport gibi markalarda yeniden görünürken, Studio Constance, Institution ve Taus silueti kalçadan genişleten, tarihsel pannier’ları hatırlatan formlarla oynadı. Bir yanda baştan aşağı beyaz görünümler ve fırfırlar vardı, diğer yanda Stine Goya ve Gestuz’da neredeyse fosforlu denebilecek slime yeşilleri. Tek tek bakıldığında bunların hiçbiri başlı başına yeni sayılmaz. Kopenhag’daki yaklaşım parçaların biraz “yanlış” hissettirecek şekilde bir araya getirilmesi. Romantik bir elbisenin altına teknik ayakkabı, düzgün bir ceketin yanına spor şortu ya da narin bir siluetin içine sert bir renk ekleniyor. Sonuç, fazla düşünülmüş görünmeyen ama tam da bu yüzden güncel duran bir stil.
Noor U Nisa Khan
Kopenhag sokaklarında bu karşıtlık hali daha da görünür oluyor. Nike Dri-Fit şortlar topuklularla ve kemerlerle, romantik elbiseler teknik ayakkabılarla, ipek parçalar Havaianas’larla giyiliyor. Eşarplar yalnızca boyunda değil; saçta, belde, çantada. Shield gözlükler, bel çantaları ve wedge sandaletler yeniden ortalıkta. Bir tarafta fırfırlı, çiçekli, neredeyse kır evi romantizmine yaklaşan elbiseler; diğer tarafta 2000’lerin koşu kulübünden çıkmış gibi görünen spor parçalar var. Aynı sokakta ikisi de gayet doğal duruyor.
Kopenhag’ın sokak stilini bu kadar etkili yapan da biraz bu serbestlik. Burada podyumla sokak arasındaki ilişki tek yönlü değil. Tasarımcılar bir fikir ortaya atıyor, insanlar onu kendi gardıroplarında başka bir şeye çeviriyor. Hatta bazen sokakta ortaya çıkan kombin, koleksiyonun kendisinden daha hızlı yayılıyor. Cecilie Bahnsen elbiselerinin Salomon’larla, vintage eteklerin futbol formalarıyla ya da zarif bir elbisenin parmak arası terlikle giyilmesi artık Kopenhag stilinin neredeyse imzası gibi.
James Cochrane
James Cochrane
Yeni Kopenhag Kim?
Studio Constance: İskandinav Sadeliğini Bozmak
Studio Constance bu yeni Kopenhag havasını en iyi taşıyan markalardan biri. Kurucusu Rebecca Dovenryd Almberg’in geçmişinde Acne Studios, Proenza Schouler ve Toteme var ama kendi markasında bu deneyim çok daha dağınık, seksi ve biraz da tekinsiz bir yere gidiyor. Düşük beller, transparan kumaşlar, ham bitişler, shearling ve bedeni açıkta bırakan parçalar; İskandinav modasıyla özdeşleşen o sadeliği biraz bozuyor. Markanın kullandığı “feral luxury”, yani kabaca “vahşi lüks” tanımı da buradan geliyor. Studio Constance’ın lüksü kusursuz ya da fazla cilalı değil; biraz kirli, biraz grunge, biraz da yanlış. Havaianas’ın topuklu modelinin markayla bu kadar iyi eşleşmesine bu yüzden şaşırmamalı. Hem gündelik hem tuhaf, hem seksi hem de hafif komik.
James Cochrane
James Cochrane
Stem: Sürdürülebilirliği Tasarıma Çevirmek
Stem’in farkı, sürdürülebilirliği koleksiyon bittikten sonra eklenen bir hikaye gibi ele almaması. Markanın kurucusu Sarah Brunnhuber, dokumacı ve tekstil tasarımcısı; dolayısıyla işe kumaştan başlıyor. Geliştirdiği sıfır atık sisteminde kumaş önce üretilip sonra kesilmiyor, giysinin formu daha dokuma aşamasında düşünülüyor. Böylece mümkün olduğunca az kesim artığı ortaya çıkıyor.
James Cochrane
James Cochrane
Anne Sofie Madsen: İkinci Perde
Anne Sofie Madsen’ın Kopenhag’a dönüşü biraz farklı. Alexander McQueen ve John Galliano dönemindeki Dior’da çalıştıktan sonra 2011’de kendi markasını kuran Madsen, bir süre sonra moda takviminden çekilip sanat ve eğitime yönelmişti. Caroline Clante ile birlikte geri döndüğünden beri eski dünyasını daha oyunbaz, daha güncel bir yerden yeniden kuruyor. Geçen yaz internette hızla yayılan fare çantaları bunun ilk işaretlerinden biriydi; SS27’de işin içine Nike da girdi. Madsen, spor devinin tanıdık parçalarını kesip biçerek, yeniden kurarak kendi el işçiliği ve dekonstrüksiyon anlayışının içine çekti. Ortaya da Kopenhag’ın şu sıralar çok sevdiği o hafif tuhaf alan çıktı.
James Cochrane
James Cochrane
Paolina Russo: Defileden Fazlası
Paolina Russo, Kopenhag Moda Haftası’nın artık yalnızca Danimarkalı markaların sahnesi olmadığını gösteren isimlerden biri. Londra merkezli marka SS27 defilesini yaklaşık 600 kişilik bir seyirci önünde, Grace Ives ile Kopenhaglı Haloplus+ arasında geçen bir “battle of the bands” formatında sundu. Zaten Paolina Russo’nun dünyasında spor formaları, örgüler, oyun kültürü ve folklor kadar müzik ve gençlik kültürü de önemli bir yer tutuyor. Bu yüzden şovun konsere dönüşmesi fazla hesaplanmış bir numara gibi değil, markanın doğal uzantısı. Ön sıradaki ünlülerden çok içerideki kalabalığın enerjisi konuşuldu; defile, konser ve fan buluşması birbirine karıştı.
James Cochrane
James Cochrane
Institution: Kafkasya’dan Kopenhag’a
Institution by Galib Gassanoff ise haftanın daha farklı bir tarafını gösterdi. Gürcistan’da doğup büyüyen, Azerbaycan kökenli Gassanoff, markasını klasik anlamda bir moda şirketinden çok sosyal ve sanatsal bir proje olarak görüyor. Gürcistan ve Azerbaycan’daki zanaatkarlarla çalışıyor; el dokuması, halıcılık ve giderek kaybolan yerel teknikleri çağdaş siluetlerin içine taşıyor. Institution’ın amacı bunları dekoratif bir “heritage” detayı olarak kullanmak değil, üretimin doğrudan parçası haline getirmek. SS27 defilesi için Statens Museum for Kunst’un büyük atriumunu Kafkasya, Anadolu, Kuzey İran ve Orta Asya’dan getirilen halılarla kapladı. Koleksiyon da Gürcü ve Azerbaycan zanaatına dönüyordu. Kopenhag’da böyle bir şov görmek ayrıca anlamlı. Yıllarca çok belirgin bir “Nordic” estetikle anılan moda haftası, artık İskandinavya dışından gelen tasarımcıların kendi kültürel dünyalarını değiştirmeden taşıyabildiği daha geniş bir sahneye dönüşüyor.
James Cochrane
James Cochrane
Collina Strada: Kopenhag’a Dışarıdan Bakmak
Ve sonra Collina Strada geldi. Hillary Taymour’un New York merkezli markası, Copenhagen Fashion Week’in ilk uluslararası davet edilen isimdi. Taymour bunun için markanın arşivindeki elde kalmış kumaşlardan, satışa çıkmayacak tekil parçalardan oluşan özel bir koleksiyon hazırladı ve şovu gün batımında, kanal kenarında bir yaylı çalgılar dörtlüsü eşliğinde sundu. New York’ta zaten güçlü bir kitlesi olan Collina Strada gibi bir markanın buraya gelip özel bir proje yapması, şehrin dışarıdan da cazip bir moda platformuna dönüştüğünü gösteriyor.
James Cochrane
James Cochrane
Skall Studio: Sessiz Taraf
Skall Studio, Kopenhag’ın daha sakin ama bir o kadar karakterli tarafını temsil ediyor. Julie ve Marie Skall kardeşlerin kurduğu marka, trend kovalamaktan çok iyi kumaşlara, doğal malzemelere ve uzun süre giyilecek parçalara odaklanıyor; Danimarkalı yazar Karen Blixen’dan Jane Birkin’e uzanan referansları da bu sade gardırobun içine küçük hikayeler olarak yerleştiriyor. SS27’de kır evi romantizmi biraz daha görünür hale geldi: beyazlar, bağlanan bluzlar, hasır şapkalar ve pastoral detaylar vardı. Üstelik haftanın yağmura yakalanan tek açık hava defilesi Skall Studio’nunkiydi; Kopenhag için neredeyse fazla uygun bir final dokunuşu. Skall’ın önermesi şu: Bazen iyi bir gömlek, iyi bir palto ve insanın gerçekten giymek isteyeceği bir elbise yeterli.
James Cochrane
James Cochrane
Stine Goya: Renk Geri Döndü
Stine Goya uzun zamandır Kopenhag’ın bej ve griyle sınırlı olmadığının kanıtlarından biri. 2006’da kurulan marka el boyaması desenleri, güçlü renkleri ve feminen parçaları daha maskülen kesimlerle karıştırmasıyla tanınıyor; bir bakıma Scandi minimalizminin karşısına her zaman biraz daha neşeli bir seçenek koydu. SS27 ayrıca özel bir dönüş oldu: Goya üç sezonluk aranın ardından yeniden Copenhagen Fashion Week podyumuna çıktı. Sezonun neredeyse rahatsız edici slime yeşillerinden biri de burada karşımıza çıktı. Daha çok renk, daha çok desen, biraz daha kişilik.
Baum und Pferdgarten: İyi Anlamda Uyumsuz
Rikke Baumgarten ve Helle Hestehave’nin 1999’da kurduğu Baum und Pferdgarten, Kopenhag stilinin o çok konuşulan eklektik karışımını aslında yıllardır yapıyor. Markanın dünyasında düzgün bir blazer dantelle, erkeksi bir çizgili kumaş romantik bir elbiseyle, klasik bir gömlek payetli etekle yan yana gelebiliyor; amaç her şeyin kusursuz biçimde eşleşmesi değil, görünümün içinde küçük bir terslik bırakmak. SS27 defilesinin King’s Garden’da yapılması ve alanın yerel izleyicilerle dolup taşması da markanın Kopenhag’la bağını güzel gösterdi. Yeni nesil markalar daha deneysel uçlara giderken Baum und Pferdgarten hâlâ şehrin en tanıdık formüllerinden birini hatırlatıyor: ciddi parçaları fazla ciddi giymemek.
Saatolog Yıllık Saat Dergisi Saatolog’un yeni sayısı, 2020’nin yarattığı bu dönüştürücü etkiden ilham alarak hazırlandı. Dünya dijitalin etkisiyle her zamankinden de hızlı bir şekilde ilerlerken yavaşlamanın da önemini sonunda kavramış bulunuyoruz ve bu tezatlık hayatlarımızın her anına etki ediyor. Biz de bundan yola çıkarak Saatolog 2020/21 sayısını ‘‘hızlı ve yavaş’’ teması altında hazırladık.