Türk kültürünün en köklü alışkanlıklarından çayı daha nitelikli ve çağdaş bir deneyime dönüştürmek üzere yola çıkan Koteal, Mayıs hasadı yapraklardan özel harmanına uzanan yaklaşımıyla çay ritüelini yeniden yorumluyor.
Türkiye’de günün neredeyse her anına eşlik eden çay, yalnızca bir içecek değil; kahvaltı sofralarından uzun akşam sohbetlerine uzanan güçlü bir paylaşım ritüeli. Ancak bu kadar gündelik hayatın içinde yer alması, zaman içinde çayın kendisine gösterilen özenin geri planda kalmasına da neden olmuş durumda. Genç girişimci Selin Kotil’in kurduğu Koteal ise tam da bu noktadan hareketle, alışıldık siyah çay deneyimini kalite, tasarım ve duyusal deneyim ekseninde yeniden ele alıyor.
1999 yılında İstanbul’da doğan Selin Kotil, İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra profesyonel hayatına marka ve dijital deneyim tasarımı alanlarında başladı. Kurumsal dünyada geçirdiği yıllar boyunca tüketicinin bir ürünle kurduğu ilişkiyi ve marka hikâyelerinin bu bağdaki rolünü yakından gözlemledi. Koteal’in ortaya çıkışı ise bu profesyonel birikimin, aileden gelen bir çay kültürüyle buluşmasının sonucu.
Markanın hikâyesinin merkezinde, Kotil ailesinin uzun yıllardır kendi sofralarında demlediği özel bir harman yer alıyor. Aile içinde paylaşılan ve zamanla çevresindekilerin de ilgisini çeken bu reçete, Selin Kotil için daha büyük bir sorunun başlangıç noktası olmuş: Türkiye’de böylesine güçlü bir kültürel karşılığı bulunan çay neden çoğunlukla standart ve birbirine benzeyen bir tüketim deneyimine dönüşmüş durumda?

Koteal bu soruya, çayı yalnızca ambalajı üzerinden değil, yaprağından demleme deneyimine kadar bütüncül biçimde yeniden düşünerek yanıt vermeye çalışıyor. Markanın harmanının önemli bir bölümünü, çay bitkisinin yıl içindeki ilk sürgünlerinden elde edilen Mayıs hasadı oluşturuyor. Daha genç ve nitelikli yaprakların öne çıktığı bu dönem, harmanın karakterini belirleyen temel unsurlardan biri.
Üretim sürecinde uygulanan iki aşamalı partikül arındırma işlemi ise çay tüketiminde sık karşılaşılan tozlanma ve bulanıklık problemini azaltmayı hedefliyor. Böylece çayın demlenmeden önce ayrıca elenmesine ihtiyaç duyulmuyor; ortaya daha berrak, dengeli ve uzun süre beklediğinde dahi keskin biçimde acılaşmayan bir dem çıkıyor. Koteal’in yaklaşımında amaç, güçlü bir dem elde etmekten çok, çayın kendine özgü karakterini daha pürüzsüz ve rafine bir içimle ortaya koymak.
Son yıllarda kahvenin geçirdiği dönüşüm, Koteal’in çaya bakışını anlamak için de iyi bir referans. Kahve bugün çekirdeğin kökeninden kavurma profiline, demleme yönteminden servis biçimine kadar çok katmanlı bir gastronomi alanına dönüşmüş durumda. Siyah çay ise Türkiye’de çok daha köklü bir yere sahip olmasına rağmen uzun süre benzer bir nitelik tartışmasının dışında kaldı.

Koteal’in hedefi de çayı gündelik hayattan uzaklaştırarak erişilmez bir ürüne dönüştürmek değil; aksine çok iyi bildiğimiz bu ritüelin ayrıntılarına yeniden dikkat çekmek. İyi yaprağın seçimi, doğru harman, berrak bir dem ve uzun sohbetlere eşlik edebilecek dengeli bir lezzet…
Belki de çayın geleceği, yeni bir ritüel yaratmaktan çok elimizdeki ritüelin değerini yeniden hatırlamakta yatıyor. Koteal de “Nerede o eski çaylar?” sorusuna geçmişe dönerek değil, geleneksel çay kültürünü bugünün kalite ve tasarım anlayışıyla buluşturarak yanıt arıyor.





