Bereketli Urla topraklarından doğan bir hayal, Can Ortabaş’ın tutkusu ve vizyonuyla hayat buldu. Şarapçılık ve doğa tutkusunun buluştuğu bu ilham verici serüvene birlikte göz atıyoruz.

Can Ortabaş’ın Uzbaş Çiftliği’nden Urla Şarapçılık’a uzanan yolculuğu, doğaya duyulan derin saygının, sürdürülebilir üretimin ve bölgesel kimliğe sahip çıkmanın ilham verici bir öyküsü. Ortabaş, söyleşimizde hem Urla teruarının eşsiz karakterini hem de bağcılık ve şarapçılık serüveninde karşılaştığı zorlukları, başarıları ve geleceğe dair umutlarını içtenlikle paylaşıyor. Urla’nın gastronomi ve şarap dünyasında yıldızlaşan yolculuğuna tanıklık etmeye davetlisiniz.

Kurucusu olduğunuz Urla Şarapçılık, yol arkadaşlarınızla birlikte hayata geçirdiğiniz şahane bir proje. Bu yolculuk nasıl başladı? İlk adımları nasıl attınız ve nasıl bir vizyonla ilerlediniz?

Ben bu araziyi alalı neredeyse 28 yıl oldu. Aslen Karşıyaka doğumluyum. Çocukluğum Urla ve Eski Foça’da geçti. Zamanla bahçeli evlerin yerini apartmanlar, apartmanların yerini ise gökdelenler almaya başladı. Şehir sıkıştı, nefes almak zorlaştı. Rahmetli Turgut Özal döneminde Çeşme Otoyolu yapıldı. O dönem Urla yarımadası, İzmir ve Çeşme arasında insanların sadece geçerken göz attığı, ama durup bakmadığı gizli bir cennetti. Otoyolun sağladığı ulaşım kolaylığıyla, ben de bu bölgede bir bahçeli ev sahibi olma hayali kurmaya başladım. Otoban çıkışında, birkaç yer satın aldım. Sonra bir gün emlakçı bana “Can Bey, Urla Kuşçular köyünde, 1864 dönümlük bir arazi var,” dedi. Şaşırdım, “Adana mı burası?” dedim. Zira Adana’da olur böyle devasa araziler.

Ben tabiatı çok severim. Araziyi görür görmez gönlümde bir kıvılcım yandı. Satın aldım. Sonra başladım fuarlara gitmeye, Latince bağcılık kitapları okumaya. Araziyi temizlerken, yamaçlarda mandal mandal eski bağ setlerini keşfettik. Toprağı işlerken, 2300 yıllık, İon dönemine ait amforalarla karşılaştık. Zarar vermemek için elle kazmaya başladık. Birinci küp çıktığında, küpün ağzından mis gibi şarap kokusu yayıldı. Pekmezimsi, tatlı bir kokuydu bu.

İon döneminde Urla’nın adı Klazomenai, Seferihisar’ınki Teos, Foça ise Phokaia idi. İon medeniyeti yılları, Urla’nın parlak ve zengin dönemlerinden biriydi. Bu keşiften sonra rahmetli arkeolog Hayat Erkanal Hoca’yı araziye davet ettim. O zaman anladık ki bu topraklarda derin bir geçmiş var. Killi, kireçli, yüksek pH’lı bu topraklarda üzüm yetiştiriliyordu. İnsanlar yüzyıllardır bu topraklarda şarap yapmış. Ben de zaten şaraba meraklıydım, mahzenimde dünyanın çeşitli bölgelerinden topladığım şaraplar vardı. Bunun üzerine şarabın ve yarımadanın geçmişini araştırmaya başladım.

Derken acı bir gerçekle yüzleştim: Mübadele. Bu topraklardan sadece insanlar değil, kültürler de göç etti. Osmanlı döneminde şarap üretimini sürdüren Hristiyan halk gidince, bağcılık da yok oldu. Yerine yoksul toprağın bitkisi olan zeytin ve tütün geldi. Diğer arazileri ise ormanlar kapladı. Ben de karar verdim: Urla’ya üzüm yeniden dönecekti. Şarap yeniden üretilecekti.