Yarım asra yaklaşan bir müzik kariyeri, kuzey cazının mihenk taşı e.s.t. yılları, sayısız canlı performans, onlarca albüm… İskandinav cazının en karakteristik davulcularından Magnus Öström’ün büyülü dünyasına konuk oluyoruz…

Zamanın sihri üzerine yazmak oldukça klişe belki. Zira aşk gibi zaman da hakkında konuşması en kolay malzemelerden biri. Üzerine saatlerce ahkam kesebilir, istediğiniz kadar ağdalı cümleler kurabilirsiniz. Bunun hangi noktada zırva, hangi noktada gerçek olduğu belirsiz. Zira insanı sınırlarda gezdiren bu duygu yoğunluğunun ayaklarını yere bastırmak bir hayli zor. Gerekiyor mu? Belki de hayır…

Zamanla ilgili klişeleri bir kenara alıp sihrine odaklanmakta fayda var bazen. Yeterince zaman verirseniz her şey iyileşiyor, her şey derinleşiyor, yerini buluyor… Kendi hayatınızdan pay biçin. Aradan geçen yıllar içinde yerini bulan duygularınızı, sütliman bir havaya dönen kasırgalarınızı, bir zamanlar içinizi burkan kırgınlıkların nasıl da anlamsızlaştığını, küçükken hayalini kurduğunuz şeyin bir gün adeta vücut bularak karşınızda nasıl da capcanlı durduğunu… Ve tabii bunların hepsi gerçekten şanslıysanız geçerli…

Magnus Öström, belki de en çok bunu hissettiriyor. Kendisini 20 yıldan fazladır dinliyor olduğumu, çaldığı davulla kaç kez hüzünlendiğimi, coşkulandığımı, kaç kez kendimi yollara attığımı bir kenara alıyorum. Bunların hepsi kişisel bir hikayenin ayrıntıları… Onun hikayesi ise bambaşka.

Altı yaşında boya kutuları üzerinde öğrenmeye çalıştığı davulu bugün onunla bir olmuş gibi… Gözlerini kapadığında görmemek imkansız, müzik kulaklarından değil, kalbinden yükseliyor… Elleri kendisinden de bağımsız işliyor gibi… Ve tüm bu sihirli anlara şahitlik ederken insan düşünmeden edemiyor… Ardında onlarca albüm, dünyanın İskandinav cazını tanıdığı e.s.t. efsanesi, solo albümleri, Rymden, Lars Danielsson ve Liberetto, sayısız büyülü beste ve sayısız konser anını yaratan şey bir zamanlar o boya kutularının tepesinde şekillendi. Bugün kendisinin mütevazılıkla karşıladığı şeyin adını koymak zor. Zira böylesine bir sihri yaratırken insanın hâlâ gerçek kalması imkansız gibi. Magnus’la ilgili belki de en belirgin şey bu. Müziğiyle ayaklarınızı yerden kesiyor ama hâlâ gerçek.

Magnus Ostrom
Fotoğraf: Per Kristiansen

İstanbul’daki konserinizden sonra aklımdan çıkmayan bir şey var; o yüzden bununla başlayayım. Siz sahneye çıkmadan ve müzik başlamadan hemen önce salonda her zaman derin bir sessizlik olur… Seyirci sessizce bekler ve müzisyenler birbirini gözleriyle yoklar. O ilk birkaç saniyede zihninizden ne geçiyor?