FIFA 2026 Dünya Kupası’nın oynandığı Kuzey ve Orta Amerika şehirlerindeki en iyi restoranları keşfedin.
Kuzey ve Orta Amerika’nın En İyi Restoranları
Seahorse, Toronto
Toronto’nun Summerhill bölgesinde hizmet veren, deniz ürünleri ve istiridye odaklı, oldukça popüler bir restoran. 130 yıllık tarihi bir binada yer alıyor ve atmosferiyle bunu fazlasıyla hissettiriyor. Sanat eserlerinin bu tarihi atmosferdeki etkisi büyük. Ana duvarı süsleyen, 1930’lara ait orijinal bir Fransız likör reklam litografisinin, yerel sanatçı Su Ann McGregor tarafından ahşap plakalar üzerine yapılmış büyük replikası dikkat çekenler arasında. Orijinal ahşap zeminler, açık tuğla duvarlar ve kemerler mekana zengin bir yaşanmışlık hissi katıyor; L şeklindeki İstiridye Bar ise mekanın merkezinde konumlanıyor ve üzerinde her gün taze deniz ürünleri sergileniyor.


Aralarında 11 kez ulusal istiridye açma şampiyonu Eamon Clark’ın da bulunduğu, şehrin tanınmış işletmecileri tarafından kurulan Seahorse’un mutfağını Michelin yıldızlı Quetzal restoranın eski kıdemli sous-chef’i Federico Garcia yönetiyor. Şefin imza tabağı, Seahorse Ice Box. Mevsimsel olarak değişen bu buz dolu kutuda; kusursuzca temizlenmiş taze istiridyeler, Arjantin karidesi, midye escabeche ve özel soslar bir arada sunuluyor.

Elem, Vancouver
Şehrin hareketli Mount Pleasant bölgesinde yer alan; yenilikçi yemekleri ve kokteyl laboratuvarıyla öne çıkan, lüks ve modern bir restoran. Top Chef Canada yarışmacısı Vish Mayekar’ın, ortakları Hassib Sarwari ve Winnie Sun ile birlikte açtıkları mekan, Kanada’nın en iyi yeni restoranlarından biri olarak gösteriliyor.
Restoran, farklı konseptlerde üç bölüme ayrılıyor: The Wood Room; sıcak, altın sarısı aydınlatmalar ve samimi grup masalarıyla beğeni topluyor. The Fabric Room, katmanlı tekstil ürünleri, yumuşak ışıklar ve açık mutfağı gören bir düzen sergiliyor. The Concrete Room ise hareketli bar alanı ve mutfak tezgahının hemen önünde enerjik bir oturma düzeni sunuyor. Ödüllü mimarlık ofisi Marko Simcich tarafından tasarlanan 273 metrekarelik şık mekan aynı zamanda eşsiz bir akustik yalıtıma sahip ve bu özelliğiyle şehirde en rahat sohbet edilebilen mekanlardan biri.


Şef Mayekar’ın menüsü, dünya seyahatlerinden ve Hindistan kökenlerinden ilhamla, sınırlar ötesi bir keşif sunmayı hedefliyor. Yemeklerde, küresel mutfak teknikleri ile British Columbia’nın yerel malzemeleri harmanlanıyor. Hint sokak lezzetlerine modern bir yorum getiren sarı yüzgeçli ton balıklı bhel, baharatlı kuzu şiş ve serrano biberli-misket limonlu tereyağı ile servis edilen el yapımı brioche ekmeği oldukça popüler.

Esca, Mexico City
Meksika’nın başkenti Mexico City’nin popüler ve sanatsal bölgesi Roma Norte’de yer alan, Akdeniz ve İtalyan deniz mahsulleri odaklı lüks bir fine dining restoranı. Büyük ahşap kapıların ardına gizlenmiş tarihi bir konakta (casona) hizmet veren Esca, ülkenin en iyi yeni mekanları arasında ilk sıralarda. Mexico City’nin kaosundan kaçıp Akdeniz esintisi hissetmek isteyenler için tasarlanmış oldukça şık ve stil sahibi bir mekan burası. Tamamen Meksikalı markaların mobilyalarının kullanıldığı restoranın bahçesi İtalya’nın Capri adasını anımsatırken, iç mekanlar tarihi konağın Meksika’ya has mimarisini yansıtıyor.


Esca’nın mutfağı, İtalya’nın kıyı bölgelerinden ilham alıyor ancak yerel Meksika malzemeleri ve baharatlarıyla harmanlanıyor. Şef Tobias Petzold’un işlettiği mutfakta “Denizden ne çıkarsa o konuşsun” felsefesi hakim. Buna en güzel örneklerden biri olan Atún en Lata (Kutuda Ton Balığı), restoranın imza niteliğindeki başlangıç yemeği; yumuşak, zeytinyağlı ve narenciye notaları içeren, konserve kutusu şeklinde sunulan yaratıcı bir tabak. Deniz kokusu İtalyan makarnalarında da hissediliyor. El yapımı makarnalardan yengeçli ravioli, midyeli spaghettoni ile balık yumurtası rendelenmiş paccheri öne çıkıyor.


Jacaranda, Los Angeles
Melekler Şehri’nin en yeni restoranı Jacaranda, iki Michelin yıldızlı eski Coi restoranın ödüllü şefi Daniel Patterson ve müzik endüstrisinin tanınmış isimlerinden Sarah Lewitinn (Ultragrrrl) tarafından geçtiğimiz ay açılan farklı bir fine dining restoranı. Çiftin 2025 yılı boyunca kendi evlerinde düzenledikleri gizli akşam yemeği kulübü “Jaca Social Club” konseptini kalıcı bir mekana taşıdığı restoran, Los Angeles’ın yeni lezzet duraklarından biri.
Sıradışı konsepte yakından bakacak olursak: Jacaranda, geleneksel lüks restoranların resmi ve mesafeli kurallarını yıkarak bir “ev partisi” atmosferi sunuyor. Restoranda sadece 30 koltuk bulunuyor ve bu koltukların bir kısmı yabancı misafirlerin birbiriyle tanışıp sosyalleşebileceği 6 kişilik ortak bir masaya (communal table) ayrılıyor. Dekorasyon da aynı samimi kodları taşıyor. Örneğin; masa örtüleri ve yün bardak altlıkları bizzat Sarah Lewitinn tarafından elde tasarlanmışken, duvarlar Lewitinn’in ressam amcası Landès Lewitinn’in orijinal sanat eserleriyle süslenmiş.


Şef Daniel Patterson, modern ve avangart Kaliforniya mutfağının günümüz temsilcilerinden. Bu yüzden menü tamamen yerel, mevsimlik ve doğadan toplanmış (foraged) malzemelere odaklanıyor. İmza yemeklerden biri olan Yeşil Detoks Başlangıcı, kutsal ot olarak da bilinen “Yerba santa” (Meksika ve Kaliforniya’ya özgü şifalı ve aromatik bir bitki) ile hazırlanmış yeşil bir suyun içinde sunulan ızgara ve çiğ sebzelerden oluşuyor. Mekanda Çarşamba ve Cumartesi günleri arasında deniz yosunları, çam iğneleri, kuşkonmaz, havyar ve yumuşak tofu gibi yaratıcı tabakları içeren 10 aşamalı bir tadım menüsü servis ediliyor.

Sunny’s Steakhouse, Miami
Miami’nin trend Little River bölgesinde yer alan, modern, lüks ve son derece popüler bir et restoranı. Pandemi döneminde pop-up olarak açılan mekan, gördüğü büyük ilginin ardından kalıcı ve görkemli bir restorana dönüştürüldü. Ödüllü Jaguar Sun ekibinden Will Thompson ve Carey Hynes ile şef Aaron Brooks liderliğindeki mutfak, klasik Amerikan et lokantası konseptini lüks ve yerel Miami dokunuşlarıyla yeniden yorumluyor diyebiliriz.


Sunny’s Steakhouse, keyifli atmosferinde Miami şıklığı ile nostaljik Palm Beach estetiğini endüstriyel çizgilerle harmanlıyor: Restoranın en simgesel alanı, ortasında devasa bir banyan ağacının yükseldiği, beyaz masa örtüleriyle süslenmiş tuğla döşeli geniş avlu. Bu alan tropikal ve izole bir vaha hissi yaratıyor. Art Deco esintileri taşıyan kapalı salonda ise mermer zeminler, Murano camından aydınlatmalar ve ham sıvalı endüstriyel duvarlar tezat bir şıklık oluşturuyor.

Menünün kalbini odun ateşinde pişen yüksek kaliteli etler oluşturuyor. Kuru dinlendirilmiş (dry-aged) özel kesim biftekler ve Westholme F1 Wagyu gibi seçkin et türleri, ananaslı acı sos veya kemik iliği sirkesi gibi yaratıcı soslarla servis ediliyor. Tabii menü sadece etle sınırlı değil. Yengeç ve safranlı mısır agnolotti gibi sıradışı makarnalar, deniz ürünleri barından taze istiridyeler, Florida’nın meşhur taş yengeci (stone crab) ve ördek terrini gibi iddialı tabaklar da mevcut.
Ambassadors Clubhouse, New York
Dünyanın en popüler şehirlerden New York’a gitmişken şehrin en popüler mekanında olmak istiyorsanız adresiniz Ambassadors Clubhouse olmalı. Londra’nın ikonik lüks Hint restoranı, geçtiğimiz şubat ayında New York’a taşındı ve NoMad’da hizmete girdi. Restoran, JKS grubunun kurucuları olan Sethi kardeşlerin eski bir Hindistan Büyükelçisi olan büyükbabalarına ve onun Dalhousie (Kuzey Hindistan) bölgesindeki yazlık malikanesine saygı duruşu niteliğinde ve açıldığı günden beri şehirde masa bulması en zor yerlerin başında geliyor.

Herkesin merak ettiği konsepte gelince… Pencap kültürünün ihtişamlı kulüplerinden ilham alan, son derece şık ve gösterişli bir fine dining deneyimi diyebiliriz. İçeri girdiğiniz anda lüks bir duygu yoğunluğu yaşatan mekan, gösterişli avizeleri, Art Deco esintili devasa barı, zengin kumaş kaplamaları ve tarihi elçilik konaklarını andıran loş, şık mimarisiyle tam bir elit kulüp havasına sahip.


Ambassadors Clubhouse’un menüsü de en az dekorasyonu kadar zengin. Yol kenarı tezgahlarından aile mutfaklarına ve Pencap kraliyet saraylarına kadar uzanan zengin Kuzey Hindistan mutfak mirasını kutluyor. Geleneksel yemek tarifleri ve pişirme teknikleri korunarak ultra lüks sunumlarla harmanlanan menüde saray usulü deniz mahsulleri, imza yemekler arasında.
Joujou, San Francisco
2026’nın ilk yarısında açılan ve gastronomi eleştirmenleri tarafından “yılın en iyi açılışlarından biri” olarak gösterilen bir Fransız bistrosu. Kusursuz bir iç mekan tasarımına ve son derece rafine bir Fransız estetiğine sahip JouJou, San Francisco’nun Design District (Showplace Square) bölgesinde yer alıyor. Şehrin 2 Michelin yıldızlı efsanevi restoranı Lazy Bear ve True Laurel’ın arkasındaki ödüllü şef David Barzelay ve ortağı Colleen Booth’un imzasını taşıyan mekan, geleneksel lüksün katı kurallarını yıkarak misafirlerine eğlenceli bir “escapism” deneyimi sunuyor.

Eski bir restoran binasının tamamen dönüştürülmesiyle yaratılan JouJou, adını Fransızca “oyuncak/oyun bağımlılığı” kelimesinden alıyor. Girişte yer alan, etrafı camla çevrili The Menagerie adlı bar bölümü duvarlarındaki dev kuş tablolarıyla dikkat çekiyor. Restoranın içinde ana salonun yanı sıra The Solarium, pembe renklerin hakim olduğu The Rose Room ve The Wine Room gibi farklı ambiyanslara sahip gösterişli bölümler bulunuyor.


Şef David Barzelay, mutfak tarzını New Orleans, Fransız Polinezyası ve Batı Hint Adaları’ndan ilham alan rafine ama iddiasız Fransız mutfağı olarak tanımlıyor. Masaları kaplayan devasa deniz mahsulleri kuleleri (seafood towers), taze istiridyeler ve havyarlı krep başlangıçları çok popüler. Menüde San Francisco klasikleri de unutulmamış. Şehrin meşhur yengeç salatası, taze tarhunlu özel sos ve ev yapımı tuzlu krakerlerle “Crab Louie” adıyla servis ediliyor. Ayrıca dört farklı biber türüyle hazırlanan Steak Aux Poivres Exotiques (fileminyon) en çok sipariş edilen ana yemeklerden.




