Mega Fuarların Dönüşü: Frieze London, Frieze Masters ve Sanatın Dayanılmaz Güzelliği

Bu yılın en çok beklenen fuarı Frieze Londra oldu. Frieze Londra özellikle de Frieze Masters bölümüyle beklenen satışları aştığını açıkladı. Böylece, birçok kişinin ve sanat yazarının aklında tek bir soru oluştu: Eski tür iş yapış şekillerine geri mi döndük?

2020 yılının ağırdan yaraladığı mega fuarların dönüşü ani ve beklenmedik derecede yüksek satışlarla oldu. Bu yılın en çok beklenen fuarı ise Frieze Londra oldu. Frieze Londra özellikle de Frieze Masters bölümüyle beklenen satışları aştığını açıkladı. Böylece, birçok kişinin ve sanat yazarının aklında tek bir soru oluştu: Eski tür iş yapış şekillerine geri mi döndük? Ve eski uluslararası satışlar, mega fuarların dönüşü bu kadar hızlı mı olacak? Bu yıl “Geri döndüğümüz için çok mutluyuz” diyen fuar direktörü Eva Langret, yeni eklenen Mayfair (Mayfair Cork St., No. 9) mekânıyla fuarın eski günlerine “gerçekten” döndüğünü ifade ediyor.

Frieze Fuarı’nı ilk gezdiğim yıl 2008’di ve fuar başlayalı beş yıl olmuştu. O zamanlar fuar Londra’da henüz gazetelerin manşetlerini süslemiyordu ama şehre yeni bir soluk geldiğine dair haberler ve sanatın nasıl daha fazla dolaşıma girebileceğini, galerilerin etkisinin artışını, satış potansiyeli yüksek olan bu fuarın uluslararası sanat ortamında ismini nasıl duyurduğunu içeren birçok yazı yer alıyordu. Fuar geçtiğimiz 18 yıl boyunca büyüdü ve dünyanın mega sanat fuarları arasına girmeyi başardı. Yıllar içinde Los Angeles, Seul ve New York’a yayıldı ve daha da önemlisi kendi içinde, Londra’daki merkezini de genişletti.

Londra’da çok hızlı yükselişin ardından 2012 yılında Frieze Masters bölümüyle tüm dünyaya örnek olan bir yeniliğe imza attı. Frieze Masters’ın direktörü Nathan Clements-Gillespie sayesinde fuar sadece basit bir çağdaş sanat fuarı olmanın dışına çıktı ve daha büyük bir rol üstlendi. Yüzyıllar içinde şekillenen ve değişen sanat tarihini, koleksiyon parçaları, eski dönem eserleri Old Masters bölümünde bir araya getirerek 20. yüzyıl sanatına yeni bir bakış açısı sunuyordu. Frieze London’ın sanata bakış açısı açık ve netti; çağdaş sanatı, eski zamanlarla bir araya getirmek ve yeni bir bakış açısı sunmak. Fuardaki satışlarla ve yeniliklerle herkese ulaşması, uluslararası alanda değerlenmesi de çok uzun sürmedi.

2021 yılında Frieze Masters tüm dünyadan 130 sanat galerisini bir araya getirirken, çağdaş sanat alanında ise fuar 159 galeriyi Regent’s Park’ta sunmayı başarıyor. Bu yıl Frieze Londra’da hibrit sistemi de göz önüne alarak Online Viewing Room (Çevrimiçi İzleme Alanları) ile sadece fiziksel olarak değil, dünyanın her yerindeki sanat izleyicisine ulaşmayı hedefliyor. Fuarın aynı zamanda konuşma programına 40 ülkeden sanatçı, koleksiyoner, sanat tarihçisi, sanat yazarı, kürator ve sanat profesyoneli de katılıyor.

Sanat Tarihi ve Küratörlüğün Önemi

Frieze London’ın sanat yönetmeni, Eva Langret, 2021 için, özel olarak hazırlanmış ve küratörlüğünü farklı kişilerin üstlendiği sanat programlarının dikkatlice seçildiğini ve dünyanın problemleri üzerine yoğunlaştıklarını söylüyor. Diğer yandan, fuarın sadece tek bir alanda sınırlı kalmadığını ve tüm şehre yayılan programının da farklı galerilerle işbirliği içinde iddialı olduğunu dile getiriyor. Bu söylem, elbette çok önemli, çünkü bu durumda çevrimiçi fuarı tecrübe edenlerin olabileceğini ama Londra’yı bir şehir olarak içine alan fuarın artık çevrimiçi sergi gezmeyi değil, fiziksel olarak herkesi buraya çekmek istediklerini ortaya koyuyor. Bu da bizlere her zamanki fuar gezilerinin ve mega fuarların yeniden ayağa kalktığını ifade ediyor. Frieze Londra direktörüne göre sadece sanat değil, tüm yaratıcı endüstrileri kapsayan bakış açısı, müzeleri, sanat kurumlarını, yaratıcı endüstrileri bir arada tutmaları önemli.

Covid sonrası gerçek bir sanat şovu görmeye gelen herkes için iç açıcı bir durum söz konusu. Bu yıl galeriler, genellikle tek ya da ikili sanatçı sergilerine yer veriyorlar. Carlos/Ishikawa Issy Wood’un solo sergisine ev sahipliği yapıyor, Pilar Corrias Sabine Moritz, Stephen Friedman Gallery Deborah, Casey Kaplan Ella Walker, Lisson Gallery, Garrett Bradley, Lehmann Maupin ise Liza Louand’in solo sergisine ev sahipliği yapıyor. Solo sergiler Frieze London Fuarı’nın en çok ilgi çeken bölümlerinden birisi olarak öne çıkıyor. Hatta bu yıl Artnews dergisi sergileri tanıtırken solo sergilerin şu ana kadar görülen en iyi sanatı gösterdiğini ifade eden bir söyleme de yer vermişti.

David Zwirner Gallery’den bir Carol Bove eseri

David Zwirner Gallery OscarMurillo ve Carol Bove yeni eserlerini sergiliyor. Büyük galerilerin solo ya da ikili sanatçı sergilerine yer vermeleri bir tesadüf değil, tüm dünyada özenle hazırlanmış sergiler öne çıkarken fuar da bu konuda geri kalmıyor. Ekim ayı başında ülkemizdeki tek çağdaş sanat fuarı Contemporary Istanbul’da, solo sergiye ev sahipliği yapan galeri Şükran Moral sergisiyle Faart Galeri’ydi. Bunu da not olarak eklemek gerekiyor. Mega fuarlarda yer alan galerilerin geri dönüşü yine sanatçıların yeni ve görülmemiş eserleriyle birlikte oluyor.

Bernier Eliades Gallery’den Brian Rochefort a ait bir eser

Dört Bölüm, Dört Farklı Frieze

Frieze London bu yıl ilk defa fuar direktörlüğünü yapan Eva Langret tarafından dört farklı bölümde gerçekleşiyor. Main adlı bölümde, büyük galerileri görebiliyoruz, Focus adlı bölümde ise en fazla 12 yıllık daha genç galeriler yer alıyor, Editions bölümünde ise fuar dünyada edisyon ve printler sunan beş en büyük galeriyi ağırlıyor ve fuarın bu yıl en çok konuşulan bölümü Unworldling. Unworldling bölümü Bordeaux Çağdaş Sanat Müzesi küratörü Cedric Fauq’un gerçekleştirdiği özel sergi. Serginin teması günümüzün dünya problemlerine değiniyor ve bildiğimiz dünyayı bilmediğimiz bir şekilde anlatmanın yolunu arıyor.

Focus bölümünden sanatçı Sung Tieu’ya ait bir eser

Langret’e göre, Main bölümde yer alan bazı galerin bu yıl ilk defa Focus bölümünden geçmesi çok önemli. Hem fuarın gücünü hem de sürdürülebilirlik gücünü ifade ediyor. Frieze Londra, bu yeni edisyonunda her zaman sanatçılara ve sanat izleyicisine nasıl daha etkin bir şekilde ulaşacağı üzerine uzun toplantılar sonucunda gerçekleşmiş. Langret bu konuyu şöyle açıklıyor: “Her galeri eserlerini gösterdiği sanatçının nasıl çalıştığı, nasıl ürettiği, nasıl yaratıcı yol izlediğini paylaşıyor ve bu da bir tür öğrenme ortamı sağlıyor. Daha da önemlisi bunu hem fiziksel hem de dijital ortamda görüyoruz.”

Dört bölümün dışında Frieze Sculpture (Regent’s Park içinde gerçekleşen heykel sergisi) bu yıl da Frieze Masters ve Frieze London’ı birbirine bağlayan ücretsiz bir etkinlik olarak öne çıkıyor. Frieze Masters bu yıl Stand Out adı altında gerçekleştirdiği bir bölümde eski kavramsal heykellere yer veriyor. Bu serginin küratörlüğünü Cambridge’deki Fitzwilliam Müzesi küratörü Luke Sysson üstleniyor. Bu sergi de ilk defa gerçekleşenler arasında. Bu yıl, başka bir yeniliğe imza atan Frieze London, Mayfair’deki Cork Street’te No. 9 mekânında Frieze Talks programı kapsamında konuşmacıları ve fuardaki uluslararası galerileri ağırlıyor.

Stephen Friedman Gallery’den Deborah Roberts’a ait bir eser

Öne Çıkan Sanatçılar

Fuarda heyecanla beklenen eserler arasında Issy Wood’un resimleri var. Carlos Ishıkawa Gallery tarafından gösterilen Wood’un resimleri kendi yaşantısından özellikle de Covid-19 salgınında yaşadıklarından esinleniyor. Wood ilhamını çok fazla ve tekrar tekrar izlediği “Sex and the City”, “The Sopranos”, “Gilmore Girls” dizilerinden ve Coen Brothers filmlerinde yer alan karakterlerden alıyor. Bu diziler ve filmlerdeki sahnelerde bulunan baş rollerin var olduğu sahneleri kendine göre yorumlayarak büyütülmüş versiyonlarını resmeden Wood, “Bilgisayarımda izlediğim diziler bana bir yandan, bu kişileri çok yakından resmedebileceğimi düşündürdü. Onlarla aynı ortamda yemek yemiş ve vakit geçirmişçesine yakın plan çizdim,” diyor.

Wood resimlerinden biri

Gray Gallery’de sergilenen ve yıllar sonra yeniden keşfedilen ve değerlenen Susan Rothenberg’in 1974 ve 77 arasında yaptığı üç büyük ölçekli at resmi en çok dikkat çeken eserler arasında. “On Both Sides of My Line” adı altında gerçekleşen serginin küratörlüğünü Michael Auping üstleniyor. Auping, Rothenberg’in bu resimlerini 1975 yılında ilk defa gördüğünde sanat tarihinde sadece minimalizm ve pop art konuşulduğunu söylüyor. Rothenberg’in bu resimleri bu döneme tepki olarak çiziyor ve bir önceki dönemin resim dilini kullanarak resimde yeni bir söylem ve dil geliştirmiş.

Fuarda dikkat çeken bir diğer eser ve sanatçı ise Los Angeles’ta yaşayan dansçı ve performans sanatçısı Gregory Barnett. Barnett’ın videosu California’da bir çölde geçiyor. İki paralel yayına ayrılan videoda görüntüler mavi ve kırmızı olarak ayrılıyor. Her iki renkte de birbiri içine giren ve gidip gelen bir devinim mevcut. Barnett bu eserde görsellikte şiddeti aradığını ifade ediyor.

Fuarın genç sanatçılarından ve ilk defa gösterilen Anna Walker ise özellikle fuar direktörü Langert’in bu yıl onun gibi bir genç bir sanatçının solo sergisine yer verdiğimiz için mutluyuz diye tanıttığı bir ressam. Walker’ın ortaçağ ikonalarından ve söylemlerinden esinlendiği tabloları mitlere ve mitlerin nasıl oluştuğuna odaklanıyor.

Tüm sergileri ve sanatçılarıyla Frieze London bu yıl dünya sanat yazarlarından en iyi notu alabildi. Her ne kadar kalabalık, yorucu ve bazen gezmek zor olsa da sanatın dayanılmaz güzelliğini bir kez daha gösterdi.

Lisson Gallery’den yönetmen Garrett Bradley’e ait bir çalışma