Fotoğraflar: © Jaeger-LeCoultre

Jaeger-LeCoultre Saatlerinde Üç Meşhur Tablo

Jaeger-LeCoultre’ün Reverso kutlamaları Vincent van Gogh, Gustave Courbet ve Gustav Klimt tablolarını arka yüzlerine taşıyan üç yeni saatle devam ediyor.

Birbirinin peşi sıra ilerleyen akrep ve yelkovan, onları çevreleyen Roma ya da Arap rakamları, rengârenk kadranlar, kıvrımlı bir kasa yahut kimi zaman safir camın arkasında işleyen bir mekanizma; tüm bunlar ve sıralayabileceğimiz daha pek çok özellik saatlere has ayrı bir dünya yaratıyor. Bizim de bu büyülü dünyaya sevgimiz baki, çünkü saatler yalnız zamanı söylemiyor, her biri akıp giden zamanın hikâyesini kendi dilinde anlatıyor. Hikâyesi olan saatlerden bazıları da Jaeger-LeCoultre’ün Reverso 90. yıl kutlamaları için tasarladığı, arka yüzüne usta ressamların minyatür tablolarının işlendiği limitli modeller.

Geçtiğimiz aylarda arka yüzüne Hokusai’nin “Kirifuri Şelalesi” resminin yer aldığı, 10 adetle limitli bir Reverso modelinden bahsetmiştik. Kutlamalara devam eden marka, bu sefer üç usta ressamın tablosunu üç yeni modelinin arka yüzüne taşıyor. Üç tablonun ortak özelliği ise bir vakitler kaybolduktan sonra gün yüzüne çıkan eserler olmaları.

Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı’nın ortalarına denk gelen 20. yüzyılın başları, bir önceki yüzyıldan gelen sanatçıların etkisi ve sanat akımlarıyla Avrupa sanat dünyası için çeşitli akımların söz konusu olduğu canlı bir dönemdi. Yani, ilk Reverso modellerinin böyle bir dönemde verilmesi sebebiyle markanın bugün Reverso 90. yıl kutlamalarında tabloları kadranına taşıması tesadüfi bir seçim değil.

Arka yüzlerinde minyatür tablolar saklayan bu üç yeni saatin serisine “The Hidden Treasures” (Saklı Hazineler) ismi verilmiş. Serideki her bir saat 10 adetle limitli, kalibreleri ise 42 saatlik güç rezervine sahip elle kurmalı 822/2. Kasa kalınlığı 45 mm olan modeller, siyah deri kayışla tasarlanmış. Saatlerin yalnızca 10 adet üretilmesinin sebebi ise her birinin tasarım sürecinin uzun zaman sürmesi. Öyle ki tek bir modelin yalnız arka yüzünü tamamlamak bile 80 saati bulmuş.

Gelelim saatlerin arka yüzüne: Minyatür versiyon olarak saatin arkasına işlenen tablolardan biri Fransız realist ressam Gustave Courbet’nin 1876 tarihli “View of Lake Léman” adlı tablosu. Hayatının ikinci yarısını sürgün sebebiyle İsviçre’de geçiren Fransız ressam, bu tablosunu Cenevre’deki Lèman Gölü’nün ışıkla birlikte sudaki değişimlerinden ilham alarak çizmiş. Tablo, 1892’de başka sanatçılara ait bir grup eserle birlikte Fransa’da bir müzeye bağışlanmış. Sonrasında sahte olduğu düşünülen eser, 1945’e kadar depolarda bekletilmiş. Neyse ki buradaki bir küratör tarafından keşfedilmesi üzerine Fransa Müzeleri Araştırma ve Restorasyon Merkezi’ne araştırmaya gönderilmiş ve orijinal bir eser olduğu ortaya çıkmış.

 Bulutların hareketinin ve su yüzeyinde âdeta dans eden güneş ışığının ustaca resmedildiği bu eser, çizilmiş en gözde atmosfer manzaralarından biri olarak görülüypr. İmpasto tekniğiyle tasarlanan, sisli bir havası olan tablonun kadrana orijinal etkisiyle aktarılabilmesi için balıksırtı bir guilloché tekniği kullanılmış. Kadranın ağırlıklı rengi gri ve mavi tonlarında, aralarda beliren kızıl tonlarının ise ayrı bir gizem kattığını söyleyebiliriz.

Vincent van Gogh’un “Sunset at Montmajour” (1888) tablosunun sahibi ise bir vakitler Norveçli bir tüccarmış. Ne var ki bir parti esnasında tüccarın seçkin arkadaşlarından biri, eserin gerçek bir Van Gogh parçası olmadığını iddia etmiş. Durumdan mahcup olan tüccar, eseri tavanarasına kaldırmış. Tablo neredeyse 60 sene boyunca bir tavan arasında saklı kalmış, uzun yıllar sonra Norveçli tüccarın torunlarından biri eseri Van Gogh Müzesi’ne götürerek gerçek bir parça olup olmadığını öğrenmiş. Yapılan tetkikler sonucunda 1888 tarihli “Sunset at Montmajour”un gerçek bir Vincent van Gogh eseri olduğunda karar kılınmış.

Eserin bir Reverso kadranına aktarılmasına gelecek olursak, kadranın dokusu Van Gogh’un tablolarının esnek yapısını çağrıştıracak şekilde tasarlanmış. Bir önceki eser gibi bir manzara tablosu olan “Sunset at Montmajour”un kendine özgü bitki örtüsü ve günbatımından hemen önceki altın sarısı renginin kadrana yansıtılması için koyu yeşil güneş ışını guilloché kadran kullanılmış. Bu eserde de impasto tekniğine sadık kalınan bir yöntem izlenmiş, böylece orijinal dokuya yakın bir iş ortaya çıkmış. Yarım asrı aşkın bir süre tavan arasında bekleyen tablonun yıllar sonra saatlerde vücut bulmasını ise zamandan aldığı bir tür intikam olarak görmemek elde değil.

Serinin üçüncü tablosu ise aynı zamanda üçlü içindeki tek portre eser oluyor. Tablonun bir ilginç yanı, tıpkı Reverso saatleri gibi iki farklı yüzünün olması. Gustav Klimt’in 1917 tarihli “Portrait of a Lady” tablosunun ve ikili yüzünün ardında hüzünlü bir aşk hikâyesi yer alıyor. Klimt, zamanla ilham perisi haline gelen ve çok âşık olduğu genç bir kadının genç yaştaki vefatından sonra bu meşhur aşkının portresinin üzerine başka bir kadının yüzünü çizerek acısını hafifletmeye çalışmış. Böylece ortaya iki yüzü olan bir portre çıkmış. Aradan çok yıllar geçtikten sonra, tablonun başından bir başka ilginç hikâye daha geçecektir: Zarif bir kadının resmedildiği “Portrait of Lady” 1997’de Ricci Oddi Modern Sanat Galerisi’nden çalındı. İlginçtir ki tablo, 2019 yılında, yani çalındıktan tam 23 sene sonra aynı müzenin duvarındaki bir bölmede tesadüf eseri bulundu. Müzenin dış cephesindeki sarmaşıkları temizleyen bahçıvan, sarmaşıkların altında metal kapaklı bir bölme buldu. 23 yıldır kayıp olan ve hakkında çeşitli rivayetler olan “Portrait of a Lady” ise bu gizli bölmede siyah bir poşetin içerisinde duruyordu. Orijinalliği teyit edilen eserin hırsızlarca geri almak üzere oraya saklandığı ve tekrar dönemedikleri yahut satmakta zorluk yaşadıkları için eseri bir süre sonra müzeye geri getirdikleri yapılan tahminler arasındaydı. 2019 yılında bulunan esere 23 sene boyunca ne olduğu ise hâlâ çözülemedi.

Jaeger-LeCoultre’ün CEO’su Catherine Rénier bu koleksiyon bağlamında yaptığı bir açıklamada sanatla köklü bir bağlarının olduğunu söylerken ilerleyen dönemlerde çağdaş sanatçılarının imzalarını da Reverso modellerinin arkasında görmek istediklerini dile getirdi. Kim bilir, belki de dallarında çiçekler açmış bir Damien Hirst eseri, bir bahar ayında Reverso’yla bileğinize taşınır…