Melis Göral: Mücevherden Daha Fazlası
Melis Göral için mücevher, stilin tamamlayıcısı değil aynı zamanda kişisel hikâyeleri ve duyguları taşıyan bir hafıza nesnesi. Kişiye özel üretimden Momento koleksiyonuna uzanan bu söyleşide, tasarımın karakterle kurduğu ilişkiye odaklanıyoruz.
Melis Goral tasarımlarında kişiye özel üretim önemli bir yer tutuyor; böylece mücevheri bir obje olmaktan çıkarıp bir hatıraya dönüştürüyorsunuz. Kişiye özel tasarımın sizin için anlamı nedir?
Mücevheri sadece stilini tamamlayan bir aksesuar olarak değil, zamana eşlik eden bir hatıra olarak görüyorum. Her tasarım, sahibinin hikâyesini, dönüm noktalarını, ilişkilerini ve hatta hayallerini içinde taşır. Kişiye özel tasarım yaparken öncelikle o kişiyi dinliyor; o mücevherin neyi simgeleyeceğini, hangi ana tanıklık edeceğini ve hangi duyguyu hatırlatacağını anladıktan sonra tasarım sürecine başlıyorum. Taş seçimi, form, oran, hatta yüzey dokusu bile o hikâye ile bütünleşiyor.

Son koleksiyonunuz Momento ile ilk kez erkek serisini tanıttınız. Bu koleksiyonda tercih ettiğiniz malzemelerle ilgili biraz bilgi verebilir misiniz? Unisex ama maskülen bir dili olan bu parçaları tasarlarken nasıl bir estetik denge kurdunuz?
Momento, zaman kavramını ve anın değerini odağa alan bir koleksiyon. Erkek koleksiyonundaki materyal seçiminde güçlü ama sade bir karakter olsun istedim. Altın ve gümüşün farklı tonlarda bir araya geldiği koleksiyonda, bazı parçalarda mat yüzeyler ve keskin hatlar koleksiyonun temelini oluşturdu. Aynı zamanda pırlantanın farklı renkleriyle birlikte oniks gibi doğal taşları bir arada kullandım. Unisex ama maskülen bir dil kurarken abartıya kaçmayan formlarda net çizgiler, mimari bir yaklaşım ve minimal detaylar kullandık.

Laboratuvar ortamında üretilen pırlantaların sektörde hızla yükselişe geçmesini siz nasıl okuyorsunuz? Bu dönüşüm mücevher tasarımında kalıcı bir paradigma değişimi yaratacak mı?
Bunu sektörün kaçınılmaz dönüşümünün bir parçası olarak görüyorum. Tüketici artık yalnızca estetik ya da maddi değer üzerinden değil; etik, sürdürülebilirlik ve şeffaflık gibi kavramlar üzerinden de karar veriyor. Bu değişim, özellikle genç kuşaklarda çok daha belirgin. Bunun kalıcı bir paradigma değişimi yaratacağını düşünüyorum. “Doğal mı, laboratuvar mı?” ikiliğinden çok, asıl değişim tasarım odaklılıkta ve bilinçli tüketimde olacak. Gelecekte mücevher, daha kişisel, daha sorumlu ve daha hikâye odaklı bir noktaya evrilecek.

Chakra modelinin gördüğü yoğun ilgiyle birlikte kopyalarının da hızla çoğaldığını görüyoruz. Sizce bir parçanın yıllar sonra bile gücünü korumasını sağlayan asıl unsur nerede yatıyor?
Tasarımın kopyalanması aslında onun güçlü bir kimlik yarattığının da göstergesi. Ancak bir tasarımı gerçekten özgün ve değerli kılan şey yalnızca formu değil; arkasındaki fikir, oran dengesi, işçilik kalitesi ve tasarımcının dünyasıdır aynı zamanda. İlk eskiz anından taş seçimine, yüzey dokusundan elde bıraktığı hisse kadar birçok katmandan oluşur tasarım ve kopyalar genellikle formu taklit eder; ancak bu katmanlı hikâyeyi ve inceliği taşıyamaz. Özgünlük, detaylarda ve niyette saklıdır.
Momento kampanya çekiminin yapay zekâ desteğiyle gerçekleştirilmesi, markanın yenilikçi duruşunu da görünür kılıyor. Yapay zekâyı yaratıcı sürecin neresinde konumlandırıyorsunuz?
Yapay zekâ benim için bir araç. Hayal edilen atmosferleri daha hızlı ve özgür kurmamı sağlıyor. Ama estetik kararlar her zaman insana ait. Merkezde sezgi var.


Tasarımlarınızın Galeries Lafayette Paris’te yer alması ve Rihanna ile Jennifer Lopez gibi isimler tarafından tercih edilmesi, Melis Goral’ın uluslararası algısını nasıl dönüştürdü? Bu görünürlük, markanın global dilini kurarken sizi nasıl yönlendiriyor?
Tüm bu gelişmeler aslında markamız için yalnızca bir görünürlük meselesi değil; tasarımlarımın evrensel bir karşılık bulduğunu gösteren ve bana cesaret veren bir süreç. Farklı lokasyon ve coğrafyalarda markamın kendine bir yer bulabilmesi, zamansızlık ve karakter odağımın doğru bir zeminde ilerlediğini gösteriyor. Global bir dil kurarken lokal kimliğimizi kaybetmemek bizim için çok önemli. El işçiliğine verdiğimiz değer ve hikâye odaklı yaklaşımımız, markanın temelini oluşturuyor. Bunun da katıldığımız uluslararası fuar ve davetlerde bir etki yarattığını görüyoruz. Bu yüzden global dilimizi oluştururken trendlerin değil, karakterin peşinden gidiyoruz.


Bebek’teki showroom’dan İstinyePark İstanbul’daki AVM mağazasına uzanan bu genişleme, Melis Goral deneyimini mekânsal olarak nasıl yeniden tanımlıyor? Fiziksel temas noktalarında nasıl bir deneyim kurgulamayı hedefliyorsunuz?
Bebek Showroom’u daha mahrem ve kişisel bir deneyim alanı olarak tanımlayabiliriz. İstinyePark ise daha açık, dinamik ve erişilebilir. Showroom ve AVM mağazacılığı iki farklı deneyim ve fiziksel büyüme alanı gibi görünse de aslında Melis Goral dünyasını farklı ölçeklerde yeniden tanımlama süreci. Showroom’daki samimiyeti ve kişiye özel yaklaşımı korurken, AVM mağazasında markanın koleksiyon gücünü, tasarım çeşitliliğini ve global duruşunu daha net ifade edebiliyoruz.


Mücevher gibi duygusal ve dokunsal bir ürünün online satışı hâlâ birçok marka için soru işareti. Yeni neslin alışveriş alışkanlıklarını düşündüğünüzde, fiziksel mağaza ile dijital deneyim arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Mücevher gerçekten dokunsal ve duygusal bir kategori; bu yüzden uzun yıllar fiziksel deneyimin vazgeçilmez olduğu düşünüldü. Ancak günümüzde güven, hız ve erişilebilirlik de en az temas kadar önemli. Ben bu iki dünyayı karşıt değil, tamamlayıcı olarak görüyorum. Dijital platformlarda markanızı, hikâyenizi ve süreçlerinizi ne kadar iyi anlatır ve deneyimletirseniz, müşterinizle kurduğunuz güven bağı o kadar sağlam oluyor. Bizim sektörümüz için dijital platformlar ve fiziksel mağaza deneyimleri birbirini oldukça besliyor. Mağazada daha önce ürüne temas etmiş, denemiş, taş ve işçilik kalitesini görmüş biri, sonrasında online’dan çok rahat alışveriş yapabiliyor. Özetle, daha hibrit bir bütünlükten bahsedebiliriz.
Tasarım ve Zanaatla Şekillenen Miras: Van Cleef & Arpels