Şarapla mutfağın, hayalle emeğin buluştuğu ortak bir serüven… Seray ve Ozan Kumbasar, Vino Locale’de bir Ege masalı anlatıyor.

Urla’nın taş evleri, bağları, enginar tarlaları arasında, kurulan bir hayal bugün gerçeğe dönüşmüş durumda. Seray ve Ozan Kumbasar’ın hikâyesi sadece bir restoran açmakla ilgili değil; şehir hayatının gürültüsünden, kurumsal dünyanın sıkışıklığından kaçıp toprağa, bağa, mutfağa sığınmanın öyküsü. Vino Locale, bir menüden çok daha fazlasını sunuyor: Yerel üreticiyle kurulan samimi bağları, Anadolu üzümlerine duyulan tutkuyu ve bu toprakların potansiyelini dünyaya duyurma arzusunu… 2018’de küçük bir taş evden başlayan yolculuk, kısa sürede Michelin yıldızı ve uluslararası sommelier ödülüyle taçlandı. Ama asıl değer, ödüllerden değil; misafirlerin yüzünde beliren gülümsemeden, sofraya gelen her tabağın ardındaki emeği ve doğayla kurulan uyumu hissettirmekten doğuyor. Vino Locale, Urla’nın toprağında filizlenmiş bir hayalin, sabırla ve tutkuyla büyütülmüş hali.

Urla’ya yerleşmek… Bu karar bir anda mı verildi, yoksa şarap ve mutfağa olan tutkunuz sizi yavaş yavaş buraya mı getirdi?

Seray KUMBASAR: Bu bölgeyi tercih etmemizdeki en önemli sebep; Urla Bağ Yolu’nun varlığı ve yarımadadaki yerel ürünlerin zenginliği. Şaraba ilgi duyan, şaraphaneleri gezen ve buradaki yerel ürünlerden yapılmış yemekleri tatmak isteyen nitelikli gastronomi turistinin her geçen gün artması. İşin duygusal boyutuna gelecek olursak; İstanbul’dan çıkıp geldiğimizde hayalimiz tekrar bir şehir hayatı düzeni kurmak yerine doğayla ve tarımla daha iç içe bir yaşama kavuşmaktı. İzmir’in genelini incelediğimizde, tüm bu seçenekleri bize sağlayan ve gelişime çok açık olan Urla’nın bizim için en iyi yer olduğunu düşündük.

seray ozan kumbasar 01
Seray Ve Ozan Kumbasar’ın Vino Locale Yolculuğu

Vino Locale, sizin birlikte kurduğunuz bir hayal mi? Yoksa zamanla olgunlaşan, birlikte büyüttüğünüz bir yolculuk mu oldu?

Seray KUMBASAR: Bizim için restoranımız İstanbul’dan Urla’ya uzanan bir hayalin gerçeğe dönüşme hikayesi. İstanbul’da yaşayan iki beyaz yakalının, trafikten, kurumsal dünyanın gergin ve stresli halinden, şehir hayatından kaçışı. Sadeliğe, Ege’nin samimiyetine, doğaya-doğala sığınma hikayemiz özetle.

Seray Hanım, sizi şaraba çeken o ilk kıvılcım neydi? Şarapla kurduğunuz bağ nasıl başladı, hatırlıyor musunuz?

Seray KUMBASAR: Restoranı açtıktan sonra anladım ki çok aşığım ülkenin toprağına. Çoğu ülkede üretilen zeytinyağından şaraba, her şey ‘’desteğiyle’’ olurken (ki boşlukları siz doldurabilirsiniz devlet desteği, kamuoyu vs.) bizim ülkede çoğu zaman ‘’rağmen’’ (otoriteler, bazen üreten çiftçinin kendisi) oluyor. Bu ‘’rağmen’’leri bile bile maceraya atılan insanlara çok saygı duyuyor, hikayelerine tanıklık etmekten keyif alıyorum. Kurumsallıktan evrilen kariyerim ve hayatımda özetle; ekibimle birlikte bu hikayeleri gücümüz yettiğince duyurmaya ve özellikle yabancılara yerli üzümlerimizi tanıtmaya en azından o üzümle ilgili damaklarında bir referans oluşturmaya çalışıyoruz. Bu benim işim değil, her gün çok sevdiğim bir şeyi yapabilme lüksünde olduğum tutkum. Her gün yeni bir şeyler öğrendiğim bitmeyen öğrencilik serüvenim.