Yıllar süren titiz bir çalışmanın ardından House of Nulla isimli niş parfüm markalarını hayata geçiren Nevbahar Koç ve Esra Tümen Dinçkök ile Halfeti’nin karagülünden ilham alan ilk koleksiyonları The Beautiful Darkness’ı konuştuk.
Uzun yıllardır üzerinde titizlikle çalıştığınız, üzerine çok kafa yorduğunuz House of Nulla nihayet tüketiciyle buluştu. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz, nasılsınız?
NK: House of Nulla uzun zamandır zihnimizde ve hayatımızdaydı. Bu süreç bizim için yalnızca bir ürün geliştirme süreci değil, aynı zamanda çok yoğun bir araştırma, düşünme ve yaratım alanıydı. Kokuların karakterinden markanın görsel dünyasına kadar her detay üzerine uzun süre çalıştık. Bu yüzden bugün insanların House of Nulla ile kendi bağlarını kurduğunu görmek çok heyecan verici. Aynı zamanda oldukça duygusal bir his. Çünkü uzun süre kendi içimizde yaşayan bir dünyanın artık başkalarıyla da buluştuğu bir noktadayız.
ETD: Çok yoğun ama çok güzel bir dönemden geçiyoruz diyebilirim. Başlangıçta House of Nulla bizim için daha çok ortak bir merak alanıydı; zaman içinde giderek büyüyen ve kendi dünyasını oluşturan bir yapıya dönüştü. Bu nedenle markanın insanlarda bir karşılık bulduğunu görmek bizim için çok değerli. Özellikle kokuların kişilerde farklı duygular ve çağrışımlar yaratmasını izlemek en heyecan verici taraflardan biri. Çünkü en başından beri House of Nulla’yı yalnızca bir parfüm markası olarak değil, duyularla ve hafızayla ilişki kuran bir anlatı alanı olarak düşündük.
House of Nulla nasıl doğdu?
NK: House of Nulla’nın çıkış noktası, kokunun yalnızca estetik bir unsur değil, kültürle, hafızayla ve sezgilerle çok güçlü bir bağ kurmasıydı. Esra ile bu alanı düşünürken bizi en çok etkileyen şey, bu coğrafyanın çok zengin bir koku mirasına sahip olmasına rağmen bunun çağdaş parfümeri dili içinde yeterince görünür olmamasıydı. Yerel ritüeller, kadim koku pratikleri, bitkiler, reçineler, yağlar ve özellikle Halfeti’nin siyah gülü bizim için yalnızca ilham kaynakları değil, anlatının temel taşları oldu. House of Nulla da bu mirası doğrudan tekrar etmek yerine, bugünün dünyasına ait daha soyut, duyusal ve rafine bir dille yeniden yorumlama isteğinden doğdu.
ETD: İlk çıkış noktası aslında merak duygusuydu. Kokunun tarih boyunca nasıl kullanıldığı, farklı kültürlerde nasıl anlamlar taşıdığı ve insan hafızasıyla kurduğu ilişki üzerine çok fazla araştırma yaptık. Bu süreç bizi farklı dönemlerin koku ritüelleri, bitkisel içerikleri ve duyusal hafızası üzerine çok katmanlı bir araştırmaya taşıdı. House of Nulla da biraz bu araştırma ve keşif sürecinden doğdu diyebilirim. Geçmişten ilham alan ama bugünün diliyle konuşan, kökleri olan ama aynı zamanda çağdaş hisseden bir marka yaratmak istedik.
Üç parfümden oluşan ilk koleksiyonunuz “The Beautiful Darkness”, Halfeti’nin karagüllerinden ilham alıyor. Sizi Halfeti’nin güllerinde kendine çeken ne oldu?
ETD: Halfeti karagülünü araştırmaya başladığımızda bizi en çok etkileyen şey, bu çiçeğin yalnızca o bölgenin iklimi, toprağı ve ışığıyla bu kadar karakteristik bir forma bürünebilmesi oldu. Başka bir yerde aynı hissi yaratmıyor olması çok ilham vericiydi. Aynı zamanda tarih boyunca karagülün edebiyat, sanat ve mitolojide taşıdığı semboller de ilgimizi çekti. Gizem, dayanıklılık, tutku gibi oldukça katmanlı anlamlar taşıyor.
Bizim için Halfeti karagülünü özel kılan bir diğer unsur da taşıdığı kontrasttı. İlk bakışta karanlık, gizemli ve güçlü bir etki yaratıyor; fakat aynı zamanda çok zarif ve kırılgan bir tarafı da var. The Beautiful Darkness koleksiyonunu oluştururken tam olarak bu dengeyle ilgilendik. Güzelliğin her zaman açık, parlak ya da kolay okunur olmak zorunda olmadığı fikri bizim için çok güçlüydü. Bu nedenle Halfeti karagülü, koleksiyonda yalnızca bir ilham kaynağı ya da nota olarak değil, House of Nulla’nın ruhunu taşıyan sembollerden biri olarak yer aldı.
Markanın iki kurucusu var: Nevbahar Koç ve Esra Tümen Dinçkök. Bu ikilinin yolu bir parfüm evi kurmak adına nasıl kesişti?
NK: Esra ile dostluğumuzun temelinde zaten ortak bir estetik anlayışı ve benzer ilgi alanları vardı. Farklı kültürler ve yaratıcı disiplinler üzerine konuşan iki insandık. Zaman içinde bu paylaşımların bizi aynı yaratıcı zemine taşıdığını fark ettik. Koku da ikimiz için yalnızca güzel kokmakla ilgili değil; hafıza, duygu ve atmosferle ilgili çok katmanlı bir alanı temsil ediyordu. House of Nulla’nın çıkış noktası biraz bu ortak bakış açısı oldu diyebilirim.
ETD: House of Nulla aslında ikimizin farklı taraflarının bir araya gelmesiyle şekillendi. Nevbahar’ın estetik dünyası ve sezgisel yaklaşımıyla benim daha araştırma, yapı kurma ve hikâyeyi konumlandırma tarafım süreç içinde birbirini tamamladı. Ama bizi aynı noktada buluşturan şey, belirli bir üründen çok güçlü bir dünya yaratma isteğiydi. Koku bunun için çok doğru bir alan gibi hissettirdi çünkü hem duyusal hem kültürel hem de oldukça anlatısal bir taraf taşıyor.
House of Nulla’nın arkasında büyük bir emek olduğunu, insanların karşısına yeni çıkan bir marka olmasına rağmen marka için uzun yıllardır çalıştığınızı biliyorum. Sizce bir parfüm evi kurmanın en zor ve en keyifli yanları neler?
NK: Bir parfüm evi kurmanın en zor tarafı, soyut bir fikri çok somut ve tutarlı bir dünyaya dönüştürmek. Koku görünmeyen bir alan; elle tutulmuyor ama hafızada, tende ve duyguda çok güçlü bir karşılık buluyor. Bu nedenle yalnızca güzel kokular yaratmak değil, her detayın aynı hissi taşımasını sağlamak gerekiyor.
House of Nulla için süreç uzun ve çok katmanlıydı. Kokuların ten üzerindeki gelişiminden kalıcılığına, notalar arasındaki dengeden şişenin ağırlığına, materyal seçimlerinden görsel dile kadar her ayrıntının üzerinde durduk. Niş parfümeride sabır çok önemli; bazen küçük bir denge değişikliği bile kokunun bütün ifadesini farklı bir yere taşıyabiliyor. Bu yüzden acele etmeden, her kararın House of Nulla’nın dünyasına gerçekten hizmet edip etmediğine bakarak ilerledik.
En keyifli tarafı ise tüm bu ayrı parçaların bir noktada aynı dili konuşmaya başlamasıydı. Uzun süre üzerinde çalıştığınız bir fikrin, kokularla, objelerle ve görsel dünyayla birlikte yaşayan bir parfüm evine dönüşmesini görmek çok özel. Bugün bu emeğin kokular üzerinden kişisel bir karşılık bulduğunu görmek de bu sürecin en değerli taraflarından biri.
“The Beautiful Darkness” ilhamını bu topraklardan alan bir koleksiyon. İleride de parfümlerinizle Anadolu’ya has hikâyeleri anlatmaya devam edecek misiniz?
NK: Bu coğrafyanın taşıdığı kültürel hafıza bizim için çok ilham verici. Yüzyıllardır farklı medeniyetlerin, ritüellerin, kokuların ve hikâyelerin kesiştiği çok katmanlı bir dünyadan söz ediyoruz. The Beautiful Darkness koleksiyonunda çıkış noktamız Halfeti karagülüydü; ancak bizi asıl etkileyen şey, bu toprakların taşıdığı anlatı zenginliği ve duyusal hafıza oldu. Gelecek koleksiyonlarda da doğa, tarih, ritüeller ve kültürel referanslar bizim için önemli olmaya devam edecek. Bunu geçmişe dönük ya da doğrudan geleneksel bir anlatı olarak değil, daha çağdaş, rafine ve evrensel bir parfümeri diliyle yorumlamak istiyoruz.
ETD: House of Nulla’nın dünyasında kökler çok önemli bir yerde duruyor. Çünkü bu coğrafya yalnızca botanik açıdan değil, koku kültürü açısından da çok güçlü bir mirasa sahip. Tarih boyunca farklı medeniyetlerin kokulara, yağlara, reçinelere ve bitkilere yüklediği anlamlar bizim için çok değerli bir araştırma alanı oluşturuyor. Biz de bu kültürel birikimi bugünün parfümeri diliyle yeniden yorumlamaya çalışıyoruz. Dolayısıyla evet, bu toprakların taşıdığı hikâyeler ve hafıza House of Nulla için ilham vermeye devam edecek. Ancak amacımız bunu doğrudan geleneksel bir anlatı olarak sunmak değil; daha rafine, zamansız ve uluslararası bir perspektifle ele almak.
İlk koleksiyonunuzda yer alan parfümleri, henüz koklamamış insanlar için nasıl anlatırsınız?
NK & ETD:The Beautiful Darkness koleksiyonunu tek bir karakterden çok, farklı ruh halleri ve kontrastların dengesi olarak görüyoruz. İlk anda güçlü, gizemli ve derin bir etki yaratıyor; zaman içinde ise daha sıcak, yumuşak ve katmanlı bir yapıya dönüşüyor. Black daha modern, derin ve minimal bir ifade taşırken, Amber koleksiyona sıcak ve yumuşak bir katman ekliyor. Spice ise daha enerjik, canlı ve kontrastlı bir yapı getiriyor.
Üç parfümün ortak noktası, karanlık ama ağır olmayan, güçlü ama aynı zamanda zarif bir denge taşıması. Black, Amber ve Spice’ı tasarlarken her birinin tek başına güçlü bir koku olmasını, aynı zamanda bir araya geldiklerinde birbirini bastırmadan tamamlamasını istedik. Bu nedenle “Layering” yaklaşımı koleksiyonun önemli bir parçası. Bizim için bu yalnızca teknik bir kullanım biçimi değil, aynı zamanda kişisel bir ifade alanı. Herkes farklı kombinasyonlarla kokuyu kendi teninde, kendi ruh halinde ve kendi hafızasında yeniden yorumlayabiliyor.
İlk koleksiyonunuzdaki favori parfümleriniz hangileri? Nedenleriyle birlikte öğrenebilir miyiz?
NK: Benim seçimim ruh halime göre değişiyor. Black’i zaman zaman tek başına kullanıyorum; daha sade, derin ve içe dönük bir karakteri var. Ancak çoğunlukla Amber ve Spice’ı birlikte kullanmayı seviyorum. Amber’in sıcaklığı ile Spice’ın daha canlı ve kontrastlı yapısı birleştiğinde dengeli ama belirgin bir koku ortaya çıkıyor. Layering yaklaşımı da koleksiyonun bizim için en önemli taraflarından biri; çünkü kokuların tek başlarına taşıdıkları karakterin ötesinde, bir araya geldiklerinde kişiye özel yeni bir ifade yaratmasını istedik.
ETD: Ben en çok Amber ve Black’i kullanıyorum. Amber’in sıcak, yumuşak ve davetkâr tarafı bana çok yakın geliyor; Black ise bu yapıya daha modern, derin ve güçlü bir karakter ekliyor. Aslında günün saatine ve içinde bulunduğum ruh haline göre seçimim değişebiliyor, ama Amber ve Black birlikte kullanıldığında tende hem zarif hem de kalıcı bir etki bırakıyor. Bu dönüşebilirlik ve kişisel kullanım alanı, koleksiyonun benim için en özel taraflarından biri.