Sadece 10 milyon dolarlık bütçeyle 200 milyon dolar barajını deviren ‘The Backrooms’, sinema sektöründe kartları yeniden dağıtıyor. İşte 20 yaşındaki Kane Pixels’ın sektörü sarsan gişe mucizesi.
İnternet kültürünün en sevdiği şeylerden biri, hiçlikten devasa mitolojiler yaratmak. Eskiden kulaktan kulağa yayılan şehir efsaneleri, artık Reddit fırtınalarında, 4chan panolarında şekilleniyor. Slender Man ile başlayan, internetin karanlık köşelerinde olgunlaşan “creepypasta” kültürü, uzun zamandır Hollywood’un radarındaydı. Ancak bugüne kadar hiçbir dijital anlatı, 4chan’de sıradan, loş bir sarı oda görseliyle başlayıp sinema salonlarında izdiham yaratan The Backrooms kadar büyük bir endüstriyel başarıya dönüşmemişti.
Geleneksel korku sinemasının canavarlara, kanlı sahnelere ve artık tahmin edilebilir hale gelen jumpscare unsurlarına sırtını dayadığı bir dönemde, The Backrooms seyirciye bambaşka bir psikolojik deneyim sundu. Tanıdık ama bir o kadar da yanlış gelen alanların yarattığı o tekinsiz boşluk hissi, sinema salonlarını dolduran milyonları yakalamayı başardı. Peki, aslen dijital bir şehir efsanesi olan bu konsept, nasıl oldu da Hollywood’un formüllerini kökünden sarstı?

The Backrooms Tam Olarak Nasıl Doğdu?
Her şey 12 Mayıs 2019’da 4chan’in paranormal içerikler paylaşılan sakin bir köşesine yüklenen bir fotoğrafla başladı. Sarı duvar kâğıtları, eski usul floresan ışıklar ve nereye çıktığı belli olmayan sonsuz bir ofis boşluğu… Görselin altındaki kısa notta ise net bir uyarı vardı: “Eğer dikkat etmezseniz, bazen gerçeklikten yanlışlıkla ‘noclip’ yaparak çıkabilir ve kendinizi bu sonsuz labirentte bulabilirsiniz.”
Oyun dünyasından aşina olduğumuz “noclip” (haritanın dışına, boşluğa düşme) kavramı, bu hikayeyle birlikte gerçek hayata uyarlandı. Buradaki en büyük düşmanınız üzerinize atlayan bir yaratık değil; boş havaalanları, gece yarısı terk edilmiş alışveriş merkezleri veya okul koridorları gibi “liminal” (eşik) alanların tetiklediği o içgüdüsel yalnızlıktı. Çıkış yok, zaman kavramı yok, ses yok. Sadece eski floresan lambaların kulak tırmalayan o monoton vızıltısı ve nemli sarı halıların kokusu… Bu minimalist ama klostrofobik konsept, modern dünyanın koşturmacası içinde büyüyen milenyum ve Z kuşağının kolektif anksiyetesiyle kusursuz bir uyum yakaladı.









