Kadıköy’ün kedileri, Moda’nın günbatımları ve hakkı verilen bir piyano… Yeni albümünü İstanbul’da kaydeden Evgeny Grinko’yla çok özel bir röportaj...
Duyguların en yalın hâlini notalara dökebilen müzisyenlerden biri Evgeny Grinko. Sessizliği müziğe, yalnızlığı melodiye dönüştüren Grinko, yıllar önce “Valse” ile Türkiye’nin kalbini fethetti. O günden bu yana Türkiye’de onlarca şehirde konserler verdi, sokaklarını, insanlarını, kedilerini tanıdı. Şimdi yeni albümü Winter Moonlight ile dinleyicilerini bambaşka bir hikâyeye davet ediyor. Evgeny Grinko bizim için müzikal yolculuğunu, iç dünyasını, İstanbul’daki favori semtlerini ve kaybettiği kedisi Mr. Squirrel’a duyduğu özlemi samimiyetle anlattı.

Yeni albümün “Winter Moonlight”ı yayınladın. Gerçekten etkileyici bir çalışma. Bu albüm nasıl ortaya çıktı? Üretim sürecinde seni neler besledi?
Çocukluğumdan kalan, zihnimde yer eden en küçük bir ayrıntı bile müzik yaparken bana ilham verebiliyor. Bu anılar, bir şarkının ya da bir albümün çıkış noktası olabiliyor. Müzik elbette kendi başına da konuşabilir ama bence bir enstrümantal albüm yalnızca seslerden ibaret olmamalı. Bir hikâyesi olmalı, bir şey anlatmalı. Albümlerimdeki şarkı isimleri, hem benim hem de dinleyicilerin o hikâyenin içine daha derinlemesine girmesine yardımcı oluyor.
“Winter Moonlight”ı nerede kaydettin?
Farklı ülkelerde kayıt yapmayı seviyorum ama bu albüm özelinde öyle olmadı. “Winter Moonlight”ı 2023 yılında İstanbul’daki ev stüdyomda kaydettim (gülüyor).
Piyanistsin ama müziğe gitarla başladın. Gitarda neden devam etmedin?
Aslında sadece gitar değil, davul da çalıyordum. Ama bir noktada farklı tınıların peşine düştüm. Bu yeni sesleri keşfetmek için piyanoyu seçtim. Piyano, romantik duyguları insanlara sunmak için bence çok güçlü bir enstrüman.

“Orange Marmalade” parçasının ismi Alice Harikalar Diyarı’na ve Rusya’daki metal marmelat şişelerine bir gönderme. “Tiny Mouse Tales” albümün ise ormanda gördüğün minik bir fareden ilham almış. Peki, Türkiye’de seni etkileyen, müzikal anlamda ilham veren bir şey oldu mu?Hayvanları çok seven biriyim. Türkiye’ye geldikten sonra sokaklardaki kedi ve köpeklere daha da ilgi duymaya başladım. Özellikle kediler her köşe başında karşıma çıkıyor. Bu durum beni hem şaşırtıyor hem de gülümsetiyor. Türkiye’de kaldığım süre boyunca baktığım kedilerden biri, kalın ve kabarık kuyruğuyla adeta bir sincabı andırıyordu. Bu yüzden ona “Mr. Squirrel” adını verdim. Ne yazık ki onu kaybettim. Onu anmak için son albümümde ona özel bir parça yaptım; adı da elbette “Mr. Squirrel”.Maalesef Türkçem hâlâ iyi değil, bu konuda kendime kızıyorum. Bildiğim bazı kelimeler var ama daha fazla geliştirmem gerekiyor. İlk öğrendiğim kelimeler “merhaba” ve “teşekkürler”di. Bir de “mercimek çorbası”. Çünkü mercimek çorbasını çok seviyorum (gülüyor).“Etkilendim” demem doğru olmaz belki ama Barış Manço’nun 70’li yıllardaki kayıtlarını çok seviyorum. O dönemin psychedelic sound’u gerçekten harika. Barış Manço’nun o yıllardaki albümlerinde tarif edilemez bir ruh var. Ne kadar dinlersem dinleyeyim sıkılmıyorum. Zamanın ötesinde işler yapmış.







