Moda ayının ilk iki durağında New York eski ve yeni jenerasyonları aynı takvimde buluştururken, Londra uzun zamandır kaybettiği bazı isimleri geri çağırdı.

Her sezon New York Moda Haftası başlayınca bir an için moda dünyasının merkezi orasıymış gibi davranıyoruz. Sonuçta takvimde ilk büyük durak. Trendlerin burada belirlendiğine inanmamız için beş, altı günümüz oluyor. Sonra birçok editörün tatil molası olarak davrandığı Londra ve artık büyükler ligine hazırız.

Her şey Milano’da başlıyor. Miuccia Prada ve Raf Simons’un dedikleri önemli. Artık Demna da var, bu isimler modanın gerçek oyun kurucuları, trend belirleyicileri. Paris’e ulaştığımızda da New York’ta gördüklerimizin yarısını unutmuş oluyoruz. Ama bu sezon en azından New York’u “gerekli mi gerçekten?” tartışmasına sokmak geçen senelere göre daha zordu. Üstelik birçok kutlama vardı. Herkes Zankov’un Daiana Von Furstenberg’in başına geçişiyle markanın moda haftasına dönmesini kutluyordu, Coach ise 85 yaşına bastı, koleksiyonun ilham panosunda Meg Ryan vardı. Bir de tabii Carolina Herrera ve altın gibi 45 yıl. Sık rastlamadığımız diğer bir olay da Connor Ives’ın Londra Moda Haftası’ndan Atlantik’in diğer yanına transfer olmasıydı. Tişörtlerin üzerine bastığı “Bring Back Shame” haftanın resmi olmayan sloganına dönüştü.

Ralph Lauren, Michael Kors, Carolina Herrera, Calvin Klein, Thom Browne, Diane von Furstenberg… Amerikan modasının ne olduğuna dair hemen hemen bütün klişeleri ve hayalleri yaratmış isimler ve markalar aynı takvimdeydi. Sonra Tory Burch, Proenza Schouler ve Altuzarra gibi artık genç olarak tanımlamak komik kaçacak ama Ralph Lauren jenerasyonuna da ait olmayan isimler. Bir de Luar, Diotima, Eckhaus Latta, Lii, Collina Strada, Zankov ve diğerleri. Enerji bu kadar yüksekken insan bir anlığına gerçekten dünyayı Amerika’nın yönettiğine ikna oluyor. Şehrin ortak bir şey söylediğine hâlâ emin değilim. Renk vardı, çiçek vardı, hayvan deseni fazlasıyla vardı ve transparanlar. 60’lar geri gelmişti. Spor giyimle fazla giyinmiş olma hali yan yana duruyordu.

New York: Eski ve Yeni Bir Arada

Bir de müze haftası gibiydi. Müze kartınız var mı? MoMA’da Michael Kors, Noguchi’de Tory Burch, Walter De Maria’nın işleri arasında Calvin Klein, Storm King’de Collina Strada. Şov mekanları ayrı bir yazı konusu olabilir gerçekten. Defileyi MoMA’da yaptığınız için kıyafet sanat eserine dönüşmüyor tabii, keşke işler o kadar kolay olsa. Ama markanın kendisini hangi dünyanın içine yerleştirmek istediğini çok hızlı anlıyoruz. New York’u bu sezon kıyafetlerden çok nerede defile yapıldığı üzerinden hatırlayabiliriz.

Ralph Lauren’la başlamak gerekiyor çünkü Amerikan modasının önemli bir bölümünü zaten kendisi icat etti. Kovboy, Ivy League, Hamptons, Gatsby, safari, Wall Street… İnsan bunların hepsinin aynı kişi tarafından aynı marka altında satılmasına hâlâ şaşırıyor.

İlkbahar/Yaz 2027 Koleksiyonları
0910 Runway Lp C03 Look 12

Bu kez brokar ceketlerin altında kargo pantolonlar, tüylü kadifelerin altında jean’ler, korselerin altında chino’lar vardı. Sıradan olanla incelikli olanın dünyalarının karışması yani. Ralph Lauren birçoklarına göre Amerikan rüyasının bugün nerede durduğuyla ilgili iyi bir örnek.

0910 Runway Lp C03 Look 08
0910 Runway Lp C03 Look 02

Michael Kors ise MoMA’nın Sculpture Garden’ına gitti. Edie Sedgwick, Nico, Calder, Matisse, Carmen Herrera, Marcel Breuer… 60’lardan bahsederken mini elbise ve go-go botlarla yetinmeyen bir moodboard. Breuer’in çelik boru mobilyalarından çanta saplarına kadar uzanan bağlantılar vardı. Asimetrik elbiseler, beyaz botlar, kırmızı, sarı, mavi, yeşil. Modernizm üzerine koleksiyon yapıp MoMA’da göstermek biraz fazla bariz olabilir ama Michael Kors’sanız buna da hakkınız var.

Sanat eserini kıyafetin üstüne basmak dünyanın en yenilikçi moda fikri değil ama bazen sonuç yeterince iyiyse kimse nedenini sorgulamaz.

Carolina Herrera 45. yılını Lincoln Center’da kutladı, salonu binlerce sarı laleyle doldurdu. Wes Gordon arşivin bütün greatest hits’lerini çıkarmıştı: beyaz gömlekler, puantiyeler, tüvit, gece elbiseleri. Favorim Andy Warhol’un Carolina Herrera portresinin mini elbisenin üstüne taşınmasıydı ve New Yorker dergi kapaklarını gördüğümüz parçalar. Sanat eserini kıyafetin üstüne basmak dünyanın en yenilikçi moda fikri değil ama bazen sonuç yeterince iyiyse kimse nedenini sorgulamaz. Üstelik sezon boyunca gördüğümüz mod minilerin en iyilerindendi. Herrera’nın Wes Gordon sonrasında başardığı şey ayrıca önemli. Kurucusunun gardırobuna sonsuza kadar bağlı kalmadan hâlâ Carolina Herrera gibi görünmek.

Calvin Klein’da ise tam tersi bir problem var. Calvin Klein’ın yarattığı estetik o kadar başarılı oldu ki bugün her yerde Calvin Klein var. Veronica Leoni yine ince pantolonlara, slip elbiselere, kalem eteklere, tişörtlere ve doğru cekete baktı. Terminal Warehouse’da Walter De Maria heykellerinin arasında Amerikan minimalizmi izledik. Fakat herkes 90’lar Calvin Klein’ını yeniden canlandırmak isterken Calvin Klein ne yapmalı?

Calvin Klein Vl Backstage12
Ck
Calvin Klen Vl Backstage01
Ck

Diane von Furstenberg ise yaklaşık 10 yıl sonra yeniden podyumdaydı. Henry Zankov aynı hafta kendi koleksiyonunu gösterip sonra DVF’nin anahtarlarını aldı. High Line’da wrap dress tabii ki oradaydı. Jersey, renk, hayvan desenleri, 70’ler terziliği ve Zankov’un örgü dünyasıyla karışmıştı.

New York’tan Londra’ya: İlkbahar/Yaz 2027 Koleksiyonları
Diane Von Furstenberg
New York’tan Londra’ya: İlkbahar/Yaz 2027 Koleksiyonları
Diane Von Furstenberg

Ve Thom Browne. Herkes gündelik hayat hakkında konuşurken o bizi dev böceklerin dünyasına götürdü. The Shed’in ortasında koza, dev bitkiler, tırtıllar, kelebekler, arılar… klasik Browne takım elbisesinin yaklaşık 60 farklı şekilde yeniden bozulmuş hali. New York modası uzun yıllardır pragmatikliğiyle övünüyor. Paris’in yaptığı büyük numaraları daha az görüyoruz.

Umb00242
Thom Browne
Umb00393
Thom Browne

New Yorkun Diğer Tarafı

“Yeni jenerasyon” derken biraz dikkatli olmak gerekiyor. Proenza Schouler’ın 20 yıldır var olduğu bir dünyada herkesi genç diye paketlemek olmaz. Rachel Scott’ın ikinci Proenza Schouler koleksiyonu ilkinden çok daha rahat görünüyordu. Zebra desenleri aslında print değil, farklı renklerdeki ipeklerin intarsia tekniğiyle birleştirilmesiydi; buruşukluklar, açıkta kalan yapım izleri, hafif elbiseler ve sonunda payetler vardı. Ama esas haber PS1’ın dönüşüydü. Scott, (bir başka tasarımcı) Reed Krakoff’la birlikte 2008’in It-bag’ini yeniden tasarladı. Eski look’u baştan aşağı yeniden üretmek yerine insanların gerçekten özlediği objeyi geri getirmek bana daha anlamlı geliyor.

Proenza Ss27
Proenza Schouler
Proenza Ss27
Proenza Schouler

Tory Burch, Noguchi’nin Sunken Garden’ındaydı. Son birkaç sezondur Burch’e bakarken biraz Prada gördüğümüzü söyleyip duruyoruz. Bu sezon hâlâ vardı ama artık o hanım hanımcık look’lar, Amerikan spor giyimini ve fazla feminen detayları biraz daha kendine ait görünüyordu. Sonuç mükemmel bir kadın dolabı, fakat bazen “bunu satın alan onu da aldı” algoritmasını izliyormuşum gibi hissediyorum.

Tb Ss27backstage
Tory Burch
Tb Ss27bstage
Tory Burch

Altuzarra sezonun en ilginç ilham kaynaklarından birini bulmuştu: Casa Susanna. 1950’ler ve 60’larda Catskills’teki bir kır evinde bir araya gelip kadın kıyafetleri giyen erkeklerin fotoğrafları. Joseph Altuzarra fotoğraflarda gördüklerini direkt taşımıyor podyuma. Ruh halini çalıyor daha çok, kişilerin rahatlığını ve giyinmekten aldıkları zevk… Krinolinli madras eteklerin üstünde dev biker ceketler vardı.

Altuzarra S27 Look
Altuzarra
Altuzarra S27 Look
Altuzarra

Umudumuz Yeni Jenerasyonda

Lii’nin Zane Li’si LVMH Prize’dan yeni ödülle döndü. Jeanne Lanvin, Alex Katz ve Brenda Lee aynı koleksiyonun referansları arasındaydı. Lii’nin geometrisini seviyorum. Bazen gerçekten Rubik küpü gibi. Parçanın yönünü değiştirince başka bir kıyafet çıkacakmış hissi veriyor. Renkleri de günümüz best-seller kitap kapaklarını anımsatıyor bana; tok ve fazla grafik. Geometri profesörlerinin okula Lii giyerek geldiği bir dünya hayal ediyorum. İşte buna “method dressing” derim.

Ss27 Look29
Lii
Ss27 Look
Lii

Lauren Sherman Puck’ta Lii, Fforme ve Eckhaus Latta gibi isimlerden bugün bağımsız marka yönetmenin ne anlama geldiğini gerçekten kavramış markalar olarak bahsediyor. Cool bir New York markası olmak yetmiyor artık; bunların gerçekten şirket gibi çalışması gerekiyor. Eckhaus Latta bunu J.Crew işbirliğini podyuma çıkararak açık açık duyurdu. Transparan fileler, fıçı formlu jean’ler, tuhaf tişörtler derken zarflar açıldı, konfetiler çıktı ve J.Crew geldi. Whitney’de sergi düzenleyen marka J.Crew’la ortaklık yapıyor… Birkaç yıl önce bu “ticari tarafa geçti” tartışmasına dönüşürdü. Şimdi ise iyi iş yönetimi olarak görüyoruz. Ekonomik koşullar insanın ideolojisini hızla değiştirebiliyor. Bir gün Eckhaus Latta’nın Calvin Klein ya da Helmut Lang’ı tasarladığını da göreceğiz.

El 2027 Womens
Eckhaus Latta
El 2027 Womens00
Eckhaus Latta

Diotima tarafında Rachel Scott Grenada’ya ve denize bakmıştı. Organze, dalga gibi hareket eden elbiseler, terzilik, sargassum’u anımsatan detaylar. Scott’ın Proenza Schouler’ı yönetirken Diotima’yı hâlâ ayrı bir kadın olarak tutabilmesi bence başlı başına başarı. Cathy Horyn koleksiyonda biraz daha sokak görmek istediğini yazdı. Genel itirazı da New York tasarımcılarının bugünün kadını konusunda yeterince radikal olmamasıydı. Horyn’in ne demek istediğini anlıyorum. İyi kıyafet çoktu; yeni bir kadın fikri daha azdı.

Diotima Runway
Diotima
Diotima Runway
Diotima

Collina Strada ise hepimizi Storm King’e sürükledi. Hillary Taymour kurumun tarihinde orada defile yapan ilk tasarımcı oldu. Heykeller, çayırlar, club müziği, mohawk’lar, Converse’ler… New Yorkluları bir defile için Hudson Valley’e yollamak İstanbulluları Bursaya taşımak gibi ama fotoğraflara bakınca bir şey diyemiyorsunuz.

Collina Strada S27
Collina Strada
Collina Strada S27
Collina Strada

COS, H&M Ve Marks & Spencer Moda Haftasında Ne Yapıyor?

COS için New York defilesi artık normal bir ritüele dönüştü. 2026 Sonbahar koleksiyonunu gösterdi; kurumsal modernizm. COS’un New York’ta defile yapması markanın moda sistemi içindeki yerini tarif ediyor. Kendall Jenner kampanyasından daha kuvvetli bir şekilde “Ben ulaşılabilir fiyatlı bir marka olabilirim ama moda sisteminin parçasıyım” demenin yolu. Sonunda şovdan en çok PETA protestosu ve CFDA CEO’su Steven Kolb’un aktivistlere müdahalesi konuşuldu tabii. Yanlış sebeple haftanın en çok konuşulan markası olmak da erişim sayılıyor mu bilmiyorum.

Londra: Geri Dönüşler Şehri

Londra’da H&M işi daha da büyüttü. Nick Knight, SHOWstudio, Labrinth, Alex Consani, Karen Elson, Paloma Elsesser, Lila Moss… Ürünlerin bir kısmı da aynı gece satıştaydı. “Altı ay sonra ne giyeceğiz?” sorusundan “şimdi ne alabilirsiniz?” sorusuna geçiyoruz. Marks & Spencer ise 100. moda yılını kutlamak için tarihinde ilk kez resmi Londra Moda Haftası takvimine girdi. Design Museum’da koleksiyon gösterdi ve yine kıyafetler hemen satıştaydı. Karen Elson, Erin O’Connor, Jodie Kidd podyumda. Yarısının 50 pound’un altında olduğu bir koleksiyon.

Büyük İsimler Eve Dönüyor

Londra’dan yeni isim çıkıyor çıkmasına da, biraz büyüyen soluğu Paris’te alıyor. McQueen, Stella McCartney, Jonathan Anderson, Victoria Beckham… Liste uzuyor. Londra çok iyi bir moda okulu gibi. Mezuniyet defilesi şahane, sonra herkes başka ülkeye taşınıyor.

“Bu koleksiyon, Londra’nın durmaksızın ilham veren ve insanı dönüştüren gücünü kutluyor. McQueen, Londra’da doğmuş bir moda evi; şehrin tavizsiz tavrı ve yıkıcı ruhu da markanın özünde yer alıyor” diyerek başladı Seán McGirr, McQueen koleksiyonunu göstermeye.

Mcqueen Ss27 Look
Mcqueen
Mcqueen Ss27 Look
Mcqueen

McQueen’in resmi Londra Moda Haftası takvimine 2001’den beri ilk kez dönmesi koleksiyondan daha büyük haber. (Sarah Burton 2022 ve 23’te takvim dışında iki defile yapmıştı). McGirr şovu Lincoln’s Inn Chapel’ın 17. yüzyıldan kalma Undercroft’unda yaptı. Zeminde yüzyıllar önce yaşamış hukukçuların, vaizlerin ve casusların isimleri, üstte Gotik tonozlar. McQueen için daha uygun bir yer bulmak zor gerçekten. Referanslar da Piero della Francesca’nın The Baptism of Christ’ı ve Camden’daki Cyberdog. Bir tarafta Rönesans, dinginlik, kutsallık. Diğer tarafta rave, Keith Flint saçları, metal koşumlar ve sabaha karşı Camden. McGirr’in şimdiye kadarki en büyük problemi Alexander McQueen’i ne kadar hatırlatması gerektiğine kafayı takmış olması. Yapması gereken arşivine bakmadan McQueen ruhunu günümüze uyarlamak.

Mcqueen Ss27 Look
Mcqueen
Mcqueen Ss27 Look
Mcqueen

Sonra Christopher Kane x Mulberry. Mulberry de yıllar sonra yeniden podyumda. Kane markanın en bilinen nesnesi Bayswater’ı parçalara ayırmış; çantanın çift çentikli kapağı paltolara, elbiselere, aksesuarlara yayılıyor. Somerset, kır yaşamı, futbol tribünü stili, okul üniformaları ve Kane’in o hafif fetiş dünyası. Yeni Axe ve Chop çantaları, balta formundaki topuklar da var. İlk koleksiyonda “Mulberry kodları nerede?” tartışması çıkmayacak kadar Mulberry, “Christopher Kane nerede?” demeyeceğiniz kadar Kane. Geleceğin şehirlerinde modern ve fonksiyonel kıyafetler, biraz da brutal. İlk sezonda hem Mulberry’yi hem Kane’i görebiliyorsak şimdilik yeter.

Mulberry Runway Look
Mulberry
Mulberry Runway Look
Mulberry

Sanatın İçinden Geçen Koleksiyonlar

Roksanda National Theatre’ın brutalist çatısındaydı. Londra güneşi de mucize eseri işbirliği yaptı. Roksanda’nın sanatçı araştırmalarına alışığız. Bu kez ders kitabında İsviçreli tekstil sanatçısı Françoise Gossen’ın olduğu ünite açık. Gossen’ın örgüleri ve havada asılı iplikleri dev clutch’lardan sarkan liflere ve ceketlerin arkasındaki kalın bağlara dönüşmüş.

Ama koleksiyonun en iyi taraflarından biri diğer sanatçının Roksanda’nın kendisi olmasıydı. Belgrad’da güzel sanatlar okuduğunu unutuyoruz bazen. Yaz boyunca yaptığı kadın portrelerini ipek eşarplara basmış, onları da elbiselere çevirmiş. Roksanda’da sanat referansı sadece bir görseli kumaşa taşımaktan ibaret değil en azından..

“Seni sevmeye çalışıyorum” sözleriyle başladı Simone Rocha’nın şovu. Üçüncü kez Old Bailey’deydi. Yani Londra’nın merkez ceza mahkemesinde. Bu sezon hikâyeyi biraz azaltmak istemiş. Simone Rocha için “hikâyeyi azaltmak” yine Caravaggio’yla sonuçlanıyor tabii. Çıkış noktası The Taking of Christ. Tablo 1990’da Dublin’de bir Cizvit evinin yemek salonunda yeniden keşfediliyor; 50 yıldan uzun süre başka bir ressama ait olduğu düşünülerek duvarda asılı kalmış. Kayıp başyapıt, Dublin, din, ihanet, yanlış kimlik…

Kıyafetler de biraz daha temizdi. Transparanlık, güller, balon hacimler ve feminen iç çamaşırları.

Lfw Ss27 Simonerocha Bfc Christinafragkou
Simone Rocha
Lfw Ss27 Simonerocha Bfc Christinafragkou
Simone Rocha

Erdem her sezon hayatını Wikipedia’da saatler sürecek araştırmaya çevirecek başka bir kadını, ya da bu kez kadın olarak sahneye çıkan bir erkeği bulmayı yine başardı.

Bu sezon Barbette. Asıl adı Vander Clyde Broadway. Teksaslı trapez sanatçısı, 1920’ler ve 30’larda Paris’te kadın olarak sahneye çıkıyor, performansının sonunda peruğunu çıkarıyor. Jean Cocteau ona takıntılı. Man Ray fotoğraflarını çekiyor. Barbette’nin hikâyesi Erdem için bulunmaz nimet tabii: Man Ray, Cocteau, Paris, sahne kıyafetleri, erkek ve kadın giyimi arasında gidip gelmek… Kristalli iç çamaşırları, tüyler, transparan elbiseler bir tarafta; smokinler, tüvitler, paltolar diğer tarafta. Barbour işbirliği bile bu dünyanın içine girmiş.

Erdem Spring Summer 2027 Look 16 4b630833 F7f5 42d9 Ba60 9e8736ce81e1
Erdem
Erdem Spring Summer 2027 Look 3 6420daf5 1aa7 4cff Afc2 59c16464af65
Erdem

Steve O Smith ilk defilesini yapmak için Royal Academy’nin çizim stüdyosunu seçti; 1769’dan beri kullanılan, okulun öğrencilerinin hâlâ çalıştığı küçücük bir oda. Smith bir öğretmen edasıyla her bir look’u bizzat anlattı defilede. Koleksiyondaki her çizgi önce kağıtta ortaya çıkıyor, sonra aplike, nakış ve boncuklarla kumaşın üstüne taşınıyor.

Şimdiye kadar Smith’i daha çok George Grosz’dan beslenen siyah-beyaz işleriyle biliyorduk. Bu sezon ilk kez rengi bu kadar kuvvetli kullandı. Yaz boyunca André Derain’in deniz kenarındaki yıkanan figürlerine bakmış; kırmızı, kobalt ve Prusya mavisi mürekkeplerle çalışmış. Londra’daki sıcak hava da sürece istemeden dahil olmuş. Mürekkep kağıtta çok hızlı kuruyunca çatlaklar, tortular ve düzensiz izler bırakmış, Smith de bunları kumaş üzerinde cam boncuklarla yeniden kurmuş. Bir tasarımcının hava durumunu bile tekniğe çevirmesi hoşuma gidiyor.

Steve O Smith Spring
Steve O Smith
Steve O Smith Spring
Steve O Smith

Kapanışı ise Burberry yaptı. Moda dünyasının Lonra Moda Haftası’ndan henüz vazgeçememiş olmalarının en büyük sebebi bu İngiliz ikon (Erdem ve Simone Rocha ile birkikte). Daniel Lee son birkaç sezondur trench, ekose, İngiliz kır hayatı, yağmur, rock grupları derken Burberry’nin ne kadar İngiliz olduğunu bize yeterince hatırlattı; bu kez de yardımına da 85 yaşındaki Celia Birtwell yetişti. Ossie Clark’la birlikte 60’ların sonu ve 70’lerin Londra’sının look’larını yaratan tekstil tasarımcısının çiçekleri ve çizdiği yüzler Burberry ekosesinin üstüne yayıldı, kimi zaman ekoseyi gingham’a ve çizgilere kadar parçaladı. Meraklısına not: Ossie Clark + Celia Birtwell retrospektifi 2 Ekim’de Fashion and Textile Museum’da açılıyor.

Kapak Fotoğrafı: Tristan Fewings / Stringer (Getty Images)

Beşinci Şehir: Kopenhag Moda Haftası

Paris Erkek Moda Haftası 2027 İlkbahar/Yaz Notları

2027 İlkbahar/Yaz Milano Erkek Moda Haftası