Moda dünyasında “baskı kraliçesi” olarak tanınan Mary Katrantzou, Bvlgari deri ürünleri ve aksesuarlarının ilk kreatif direktörü. Tasarladığı desenlerle daimi bir keşif arayışı içinde olan Katrantzou’nun bugünlerdeki ilham kaynağı ise Bvlgari.
Bvlgari’nin meşhur hikâyesini bilirsiniz; markanın kurucusu Sotirio Bulgari Yunanistan’da bir gümüş ustası olarak yetişir. Sonraları kendi markasını kurmak için Roma’ya taşınarak bugün lüks dünyasının en büyük isimlerinden biri olan Bvlgari’nin temellerini atar. Geçtiğimiz günlerde Bvlgari’ye atanan Yunan tasarımcı Mary Katrantzou ile marka arasında işte böyle doğal bir yakınlık söz konusu. Estetik anlayışları ve ideolojileri birbirine çok benzeyen bu iki isim geçtiğimiz yıllarda bir koleksiyona imza atmışlardı. İkili arasındaki kültürel ve içsel bağlar şimdi daha derinleşiyor ve Katrantzou, Bvlgari’nin deri ve aksesuar bölümündeki ilk kreatif direktör olarak yeni bir yolculuğa çıkıyor. Hikâyenin devamını Katrantzou’dan dinleyelim.
Artık Bvlgari ailesindesiniz. Bu köklü İtalyan mirasının parçası olmak nasıl bir his?
Bvlgari’nin bir parçası olduğum için çok heyecanlı ve gururlu hissediyorum. Geçtiğimiz yıllarda Bvlgari ile çeşitli işbirlikleri yapmış, birlikte çalışmıştık. Ancak şimdi bir işbirliğinden daha fazlası söz konusu, bunun getirdiği bir sorumluluk hissi de var tabii.
Peki ilk Bvlgari koleksiyonunuzu ne zaman göreceğiz?
İlk koleksiyonum ağustos ayında Bvlgari mağazalarında olacak. Aslında daha çok bir tanışma koleksiyonu niteliğinde. Bu koleksiyonda beni asıl heyecanlandıran ise deri ürünleri için yeni bir desen olacak “Khala” motifi.

Gelelim geçtiğimiz günlerde tanıttığınız “Mary Mare 5” koleksiyonuna. Barok mimarisinin gösterişli tavanlarından, farklı tekniklerden ilham alan göz alıcı renklerde bir koleksiyon. Nasıl ortaya çıktı?
Mary Mare 5 son kişisel koleksiyonlarımdan biri, dediğiniz gibi oldukça renkli bir koleksiyon. Mary Mare serisini salgının ortalarında duyurmuştuk. Aslında koleksiyonun arkasındaki ana fikir renkleri farklı iç mekânlarla buluşturmak. Barok mimarisinden kornişler, tavanlar ve farklı tasarımlar renklerle buluşuyor. Motifler ve renklerin bir araya gelmesi, görkemli bir bahçeyi evinize taşıyor.
Tasarımdaki bu yeteneğinizi nasıl keşfettiniz?
Alışılmışın dışında bir hikâyem var. Eğitimim mimarlık üzerineydi, fakat eşime aşık olmamla hikâyem değişmeye başladı. Eşim o yıllarda Londra’da yüksek lisans yapıyordu, ben de üç aylığına yanına, Londra’ya taşındım, Central Saint Martins’de tekstil tasarımı programında okumaya başladım. O sıralarda iç mekânların tekstili üzerine çalıştığım için mimarlık eğitimimle bağlantılıydı. Central Saint Martins, çok önemli moda okullarından biri, radikal bir karar vererek Londra’da kalmaya karar verip eğitimimi burada devam ettirdim. Yüksek lisansımı da burada tamamladım. Sanırım bu karar, her şeyin başlangıcıydı. Aslında bu geçiş, hayata karşı bakış açışımı da özetliyor. Değişim fikrini, zaman zaman kendime meydan okumayı severim. Yenilikler güzeldir.







