“Bu topraklara bir borcum var” diyen 7Bilgeler’in kurucusu Dr. Bilge Yamen’in şarap anlayışını, Anadolu’dan devraldığı birikime kendi yorumunu katma isteği şekillendiriyor.

Dr. Bilge Yamen yıllarca insan bedeninin işleyişini, hastalıkları ve iyileşme süreçlerini anlamaya çalışmış, sonra aynı merakı toprağa, üzümün kimyasına ve şarabın geçirdiği dönüşüme yöneltmiş bir hekim. Ancak hikâyesinin kökleri çocukluğundaki coğrafya, tarih ve mitoloji merakına uzanıyor. 2010 yılında İzmir’in Selçuk ilçesinde kurduğu 7Bilgeler adını antik dünyanın düşünürlerinden alırken şarabı yetiştiği toprağın, iklimin ve insan emeğinin bir ifadesi olarak görüyor.

Bugün Yamen’in üretim yolculuğu Selçuk ve Denizli bağlarından Bordeaux’ya uzanıyor. Bir yanda yüzyıllardır kuralları belirlenmiş Fransız şarapçılığı, diğer yanda yerel üzüm çeşitleri hâlâ keşfedilen Anadolu. Emir, Karasakız ve Öküzgözü gibi üzümlerin potansiyelini araştırırken bilimsel bilgiyi üretimin merkezine koyuyor ama şarabın son sözünü yine damağın söylediğine inanıyor. İklim değişikliğinden doğal şarap tartışmalarına, gastronomiden mimariye kadar pek çok konu da bu hikâyenin bir parçası. Bilge Yamen’le hekimlikten önolojiye uzanan deneyimini, Anadolu’nun üzüm mirasını ve bir kadehin içinde saklı olanları konuştuk.

7bilgeler
7Bilgeler’in kurucusu Dr. Bilge Yamen ve ailesi

Bilge Bey, yıllarını insan bedenini anlamaya adamış bir hekimin toprağın ve üzümün dilini öğrenmeye karar vermesi oldukça ilginç. Hekimlikten şarapçılığa uzanan yolculuğunuz nasıl başladı?

Hiçbir şey birdenbire olmadı. Ben çocukluktan beri önce coğrafya, sonra tarih meraklısıydım. Oradan psikoloji ve felsefe hayatıma girdi. Psikoloji ve felsefede de hep mitlere bir atıf vardı ve mitolojiye ilgi duydum. Bu okumalarımın hepsi şarabı çağırıyordu. Mitolojide çok önemli bir yere sahipti. İnsanın bilinçaltını, duygularını, doğayla olan ilişkisini katmanlı olarak sunan bir olguydu şarap. Bu hâliyle tarih ve felsefe merakım beni şarap üretimine çekti. Kendimi hazır hissettiğimde artık hekimlikten tamamen şarap üretimine geçtim.

Hekimlik de çok keyifliydi. Çünkü hekimlik de çok katmanlı bilgiye sahip olduğunuz bir alan. İnsanla ilgili bu kadar bilgiyi bir arada başka bir disiplin sunmuyor size. Ben o anlamda çok avantajlıyım. İki yönünü de deneyimledim, öğrenimini gördüm ve bunun üzerine kafa yordum.

Hekimlikte de şarapçılıkta da denge önemli bir kavram. İnsan bedeninde denge bozulduğunda hastalık ortaya çıkıyor; şarapta ise asidite, tanen, alkol ve meyve arasındaki denge karakteri belirliyor. Siz bu iki dünya arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?

Tababet, tıp bilimi ile önoloji arasında bazı bağlantılar kuruyorum. Fransa’da Önoloji Fakültesi’ne girebilmeniz için önce temel bilimleri okumanız lazım. Tıp Fakültesi temel bilimleri almış kabul ediliyor. Çünkü işin içinde organik kimya, biyokimya, mikrobiyoloji gibi bilim dalları var ve şarap yaşayan bir varlık.

Şarap öncelikle mikrobiyolojik, sonra biyokimyasal ve sonrasında kimyasal etkileşimlerle devam eden bir proses. Bu hâliyle denge unsuru şarapta da çok önemli.

Biz şarapta da hep bir sorun var mı, bir hata var mı, bir bozulma var mı diye bakarız ve bir tanı koyarız, sonra da tedavisini veririz. Aynı bir hasta başı vizit yapmak gibi. Bir şarabın önünde tadım yapar ve bazı analizlere göre kararlar veririz. O yüzden ben hekimlikle önolojiyi birbirine çok benzetiyorum.

7bilgeler
7Bilgeler

Çocukluğunuzdan itibaren coğrafya, tarih ve mitolojiye duyduğunuz merakın sizi şaraba yönlendirdiğini söylüyorsunuz. Peki bugün bir kadehe baktığınızda önce içindeki şarabı mı, yoksa taşıdığı hikâyeyi mi görüyorsunuz?

Bir şaraba baktığımda öncelikle onun arkasındaki hikâyeyi merak ediyorum. Özellikle ilk yıllarda öyle değildi. Ama şu anda şarap benim açımdan o yılı ve teruarı tanımlıyor. Yani yerin tadı o. Nereden geliyor, hangi yıldan geliyor, hangi iklim koşullarında ve kimler üretti?

Çocukluktan beri gezmeye çok meraklıydım. Evimize bir misafir geldiğinde hemen bir tişört, şort hazırlardım. Onunla seyahate çıkmak isterdim. Çünkü farklı coğrafyalar benim ilgimi çekerdi. Şarapçılık böyle bir şey. Çok maceralı bir alan. Farklı iklim, toprak yapıları ve topografik özellikler gösteren bölgelerden gelen üzümlerin kendilerine has tatları, karakterleri olur. Zaten bütün mesele burada.

Şarap çeşitlilik arz eden bir durum, muhafazakâr bir durum değil. Her zaman yeniyi, farklıyı, sürprizi, nüansı arar. Çok az ürün vardır ki hem iklimini hem toprağını hem de onu yetiştiren insanların duygu ve bilgilerini bir arada, katmanlı olarak size sunsun. İronik bir şekilde, “In vino veritas”; şarapta hakikat gizlidir.

Şarabın bu katmanlı yapısı 7Bilgeler’in kimliğinde de karşımıza çıkıyor. Thales, Pythagoras, Herakleitos, Bias… Antik dünyanın düşünürlerini şarap etiketlerine taşıma fikri nasıl doğdu?

Benim adım da Bilge. Annem, babam bu ismi koymuşlar. Belki de ismimden dolayı hep bilgelere bir ilgim olmuştur. Ama beni en çok heyecanlandıran şey, bilimin ve felsefenin kurucuları olarak anılan yedi bilgenin çoğunluğunun Batı Anadolu’da yaşamış olması. Yaşadığımız toprakların dünyada seçkin bir konumu var ve biz onun mirasçısıyız. Bunun altını çizmek istedim.

Anadolu bilgeliği sözünün de bu kavramla bir arada düşünülmesi gerektiğini, bilgeliğin, bilginin Anadolu’da kadim bir durum olduğunu düşünüyorum.

Aynı zamanda şarabın doğduğu bir coğrafyadayız. Şarap, Kafkasya ve Doğu Anadolu tarafında doğmuş ve yine Batı Anadolu üzerinden Avrupa’ya yolculuk etmiş. Mesela Fransa’daki Marsilya kolonisi ve oradaki şarap bağları Foçalılar tarafından kurulmuş. Diğer taraftan Kafkasya’dan aşağı inip Fenikeliler üzerinden Yunan anakarasına, oradan da İtalya’ya geçmiş.

7bilgeler
7Bilgeler
7bilgeler
7Bilgeler

Bir şarabın kişiliğini oluştururken bu düşünürlerle nasıl bağ kuruyorsunuz? Örneğin Pythagoras’ın yıllar içindeki değişimini nasıl anlatırsınız?

İsimleri verirken o felsefecilerin bende oluşturduğu duyguya ve düşünceye göre şarapları isimlendirdim. Pythagoras, notanın matematiğini yazmış bir düşünür. Matematikte, müzikte, güzel sanatlarda çok katkıları var. Onun notalarının ahenginden ilham alarak dört Bordeaux üzüm çeşidini bir araya getirdiğimiz şaraba ismini verdim. Yıllar içinde daha gövdeli ve kompleks bir forma evrildi. Bu, benim bilgi ve deneyimimin artışıyla oldu.

Urla’lı Anaksagoras, Nous kavramıyla maddeci düşünürlerin ilklerindendir ve düşüncesinden dolayı ilk yargılanan düşünürdür. Baldıran zehri veya sürgünden sürgünü seçmiş, Lapseki’de felsefe okulu açmıştır. Onun ismini Chardonnay şarabına verdik.

2010 yılında 7Bilgeler’i kurduğunuz yıllarda Türkiye’de butik şarapçılık bugünkünden oldukça farklıydı. Geriye dönüp baktığınızda şarap anlayışınızda neler değişti?

2010 yılında Türkiye’de şarap camiası daha çok emekleme safhasındaydı. Butik şarapçılık yeni yeni canlanıyordu. Çok şey değişti, çok şey deneyimledik. Dünya da değişti ve artık bilimsel verilerle önoloji, şarap yapımı çok gelişti.

Bordeaux, Burgundy veya İtalya’nın belli bölgeleri örnek gösterilirken Anadolu’muz daha çok tanımlanmamış bir hâldeydi. Biz bu süreçte ülkemizin şaraplık bölgelerini ve potansiyelini tanımlamaya çalıştık. Çok kıymetli bir varlığımız olduğunun farkına vardık.

Dünyada gezip gördüğüm birçok şaraphaneyle karşılaştırdığımda, ülkemizde farklı mesleklerden gelen insanların bilimin ışığında kurdukları modern şaraphanelerin dünya örneklerinin de üstünde olduklarını gördüm.

Uluslararası üzüm çeşitleriyle şarap üretmek işin başlangıcında çok önemli. Cabernet Sauvignon, Merlot, Chardonnay gibi üzüm çeşitlerini iyi tanıyor olmanız lazım. Ama 7Bilgeler ve Bilge Yamen olarak benim bu topraklara da bir borcum var. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden, özel teruarlardan çıkan yerel üzüm çeşitlerini ve onlarla nasıl şarap yapıldığını anlamaya çalışmak ve kendi yorumumuzu katmak istedim. Çünkü ne kadar çok insan bu üzüm çeşitlerini yorumlarsa o üzümü ve teruarı o kadar iyi tanımlamış oluruz.

7bilgeler
7Bilgeler
7bilgeler
7Bilgeler

Bağlarınızın bulunduğu Selçuk ve Denizli-Güney, iklimleri ve toprak yapıları bakımından farklı bölgeler. Sizin için teruar bilimsel verilerin toplamı mı, yoksa biraz da sezgisel bir kavram mı?

Teruar kavramını Türkçeye çevirdiğimizde “yerin tadı” diyebiliriz. İklim, toprak yapısı, üzümün çeşidinin klonu, genetik yapısı ve bu üzümü yetiştiren insanlar temel unsurlar. Artık toprağın içindeki mikrobiyota; mantarlar, bakteriler, asma ile toprak arasındaki iletişimi kuran mikroorganizmalar da buna ekleniyor. Aynı zamanda toprağın üstündeki fauna ve flora da belirleyici.

Bir alanda yetiştirilen ürün özel bir tat, farklı bir yapı arz ediyorsa o yerin tadından bahsedebiliriz. Bunun nasıl oluştuğunu bilimsel verilerle anlayabiliriz. Sezgisel olarak da bir yerin özel bir tada sahip olduğunu sezebiliriz ama sezgi dediğimiz şey deneyimle ve bilgiyle isabetli hâle gelir.

İzmir’deki bağımız 220 metre rakımda, denize 10 kilometre mesafede, şist toprak yapısına sahip, iyi drene olan, güneye bakan bir bağ. Çamından incirine, yabani bitkilerinden zeytin ağaçlarına kadar zengin bir bitki çeşitliliğine sahip. Bugüne kadar hiçbir bağımızda ot ilacı ve sinek ilacı kullanmadık.

Denizli-Güney’deki bağlarımızı 700 ila 950 metre rakımlar arasında kurduk. Bölge Akdeniz ikliminden karasal iklime geçiş kuşağında, kireçtaşı taban üzerinde killi, kireçli bir toprağa sahip. Beyaz üzüm çeşitlerimizin hepsi burada. Cabernet Franc, Petit Verdot gibi kırmızı Bordeaux çeşitlerini de diktik. 950 metredeki en yüksek bağımıza daha serin iklim seven Riesling üzümünü diktik.

Son yıllarda Patkara, Karasakız, Emir gibi yerel çeşitlere yöneldiğinizi görüyoruz. Anadolu’nun üzümlerinde nasıl bir potansiyel görüyorsunuz?

Üretimini yaptığımız Anadolu yerel üzümlerinden bazıları uluslararası olabilecek potansiyeldeler. Mesela beyazlarda Emir üzümü, çok sıkı bir mineralite ve asiditeyle uluslararası olabilecek bir üzüm. Fransızların Muscadet şarabına benzer özellikler taşır ve deniz ürünleriyle çok iyi eşleşir. Erciyes’in volkanik topraklarında, 1400 metre gibi yüksek bir rakımda üretiyoruz.

Karasakız çok gelecek vadeden bir üzüm çeşidi. Dünya düşük gövdeli, yüksek asitli, meyve yapısı güçlü şaraplara doğru yöneliyorken Karasakız’ın da önemi artıyor. Özellikle yazın biraz soğutarak tüketilebilecek kırmızılara doğru bir eğilim var.

Öküzgözü ise güçlü asit, kompleks meyve profiliyle orta ve üst gövdede şaraplar veren, farklı üretim tarzlarına uygunluk sağlayan, Elazığ’dan, Arapgir’den çıkan çok önemli bir üzüm çeşidi. 1200’den fazla üzüm çeşidi var Anadolu’da. Bunlar tek tek literatüre giriyor ve bazıları gelecekte daha geçerli hâle gelecek.

7bilgeler 12
7Bilgeler
7bilgeler
7Bilgeler

Her yerel üzüm mutlaka büyük bir şaraba dönüşmek zorunda mı? Yoksa bu çeşitleri korumak başlı başına bir sorumluluk mu?

1700’lerin başlarında, “Kanunların Ruhu Üzerine” kitabının yazarı Montesquieu, Bordeaux’da şarap üreticiliğiyle geçimini sağlar. Bir makalesinde, “20 yıl önce ektiğimiz bazı üzüm çeşitleri artık çok popüler değil ve daha önce hiç önemsemediğimiz bazı çeşitler daha popüler hâle geldi,” diye yazar. Üretimimizi buna göre şekillendirmemiz gerektiğini de ekler.

Zamanla farklılaşan eğilimler olabiliyor. Şu anda dünyada beyaz üzüm çeşitlerine veya düşük gövdeli kırmızılara doğru bir gidiş var. Bordeaux Üniversitesi’nden Denis Dubourdieu de eski Sauvignon Blanc ve Sémillon bağlarının modaya uyularak Merlot ile değiştirildiğini ve şimdi eskiye dönülmesi gerektiğini belirtmişti.

Her yerel üzüm çeşidi çok popüler bir yere gelemeyebilir ama yüzlerce yılın birikimi olan bu üzüm çeşitlerini gelecek için, çeşitlilik için korumak gerekir. Çünkü bilgi, deneyim ve genetik miras barındırıyorlar. Bu romantik değil, gerçekçi bir yaklaşım.

Fransa’nın Bordeaux bölgesinde Château des Vu ile ayrı bir üretim hikâyesi kurdunuz. Bordeaux size neler öğretti? Anadolu’da kazandığınız hangi deneyimleri Fransa’ya taşıdınız?

Bordeaux benim için büyük bir tecrübe. Bütün dünyadaki şarap bölgeleri Bordeaux ile karşılaştırılıyor. Çünkü kesintisiz 2000 yıllık bir geçmişe sahip. Genetik mirası aktarmak çok önemli. Aynı zamanda bölgede yaşayan insanların bilgi birikimleri de nesiller boyu aktarılmış.

Cabernet Sauvignon, Merlot, Cabernet Franc gibi Bordeaux üzüm çeşitleri dünya şarap üretimine hâkim durumda. Çok iyi tanımlanmış bir bölge burası. Apelasyon kuralları var, regülasyonlar var.

Tam tersine, apelasyon olmadığı, tanımlaması henüz erken safhada olan Anadolu’da şarap üretmek var. Hangisi daha zevkli derseniz, Anadolu’da şarap üretmek çok heyecan verici, çok maceralı. Bordeaux çok eğitici. Bir tarafta Fransa’da regülasyonların ortasında şarap üretiyorum, diğer tarafta Anadolu’da birçok üzüm çeşidini tanımlamada öncülerden biri oluyorum. Anadolu’nun çeşitli bölgelerine gidip toprakla ilgili kadim bilgilere sahip çiftçiyle şarap üretimini konuşmak heyecan verici.

7bilgeler
7Bilgeler’in kurucusu Dr. Bilge Yamen ve ailesi

İklim değişikliği bugün her iki coğrafyanın da karşı karşıya olduğu önemli bir mesele. Selçuk ve Denizli bağlarınızda neler gözlemliyorsunuz? Önümüzdeki yıllar için B planlarınız var mı?

İklim değişikliği çok büyük bir sorun olarak önümüzde duruyor. Şanslıyız ama tek başına bu bir şey ifade etmiyor. Bizim ana teruarlarımız olan İzmir ve Denizli’de yıllar arası iklim koşulları çok büyük değişiklikler göstermiyor. Bazı yıllar daha kurak, bazı yıllar daha yağışlı oluyor. Bu yıl oldukça dengeli bir mevsim geçirdik. Ancak yangınlar korkutucu boyutta.

Batı Avrupa çok daha fazla etkileniyor. Bordeaux’da 2024 yazı yağışlı ve serin geçmişken 2026 yazı çok sıcak, kurak ve yangınlarla mücadele içinde geçti. 43–45 dereceler kaydedildi. Normalde sulama yasak fakat bazı şaraphaneler özel izinle sulama yaptı. 2024, 2025 ve 2026’da üretim yaptım. Üçü de birbirinden farklı yıllardı.

Umarım bilimsel verilerle iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin önüne geçilebilir. Geçmezse Anadolu’da da zorlu şartlar görebiliriz.

B planları var mı? Bence bağcılık açısından var. Anadolu, farklı yükseklikleri, toprak çeşitliliği ve topografik özellikleriyle çok zengin makro ve mikroklimatik özelliklere sahip. Şu anda üzüm yetiştiriciliğine uygun olmayan soğuk bölgeler gelecekte bağcılığa açılabilir.

Türkiye’nin gastronomik çeşitliliği ve binlerce yıllık bağcılık geçmişi önemli bir avantaj. Peki uluslararası şarap dünyasında kendimize özgü bir kimlik oluşturabilmek için nasıl bir yol izlemeliyiz?

Aslında bizim kendi şarapçılığımızı tanıtmak için çok bir şey yapmamıza gerek yok. Öncelikle bağlarımızı iyi organize etmemiz lazım. Toprağımızı, ektiğimizi iyi anlamamız ve iyi şarap üretmemiz lazım.

Bütün dünya şarabın kültür tarihini okuduğunda ve geçmişe baktığında bütün oklar Anadolu’yu gösteriyor. Bu yüzden insanların merakını, ilgisini buraya yönlendirmek mümkün. Sadece yapmamız gereken doğru ve iyi ürün üretmek ve potansiyelini iyi ortaya koymak. En önemli kısım bu.

7bilgeler
7Bilgeler

Şarapçılıkta doğal fermantasyon, ticari maya, filtrasyon ve kükürt kullanımı üzerine farklı yaklaşımlar var. Sizin üretim felsefenizde insanın müdahalesi nerede başlamalı, nerede durmalı?

Öncelikle insan müdahalesi olmadan şarap üretimi olmaz. Doğal şarap deyince nerede durmamız gerektiğini de bilmiyorum. 17. yüzyılda mı, Roma veya Yunan döneminde mi, Anadolu’da Hitit döneminde mi, yoksa MÖ 6000’lerde Gürcistan’da mı? Çünkü şarap üretimi hep değişmiş ve gelişmiş.

Kükürt müdahalesi deniyor fakat MÖ 800’lerden beri farklı şekillerde kullanılmış. Roma dönemi Pompei’de amforalar toprağa gömülerek sıcaklık kontrolü yapılıyordu. MÖ 5500’lerde Kuzey Mezopotamya’da küplerin ağızları menengiç reçinesiyle oksidasyona karşı kaplanmış.

Bence önemli olan üzümün içindeki potansiyeli ortaya çıkarmak. Benim gibi tıp disiplininden gelen bir insan için bilginin olanaklarından geri durmak anlamlı gelmiyor. Ama üzümün kimliğini, teruar özelliklerini, yerinin tadını baskılayacak müdahalelere de yandaş değilim. Bu ince bir çizgi.

Bir dönem Jean Luc Colin gibi deneyimli bir önologla çalıştınız. Bugün bir şarabın geleceğine karar verirken laboratuvar sonuçlarıyla damağınız farklı şeyler söylüyorsa hangisini dinlersiniz?

Şarapta aslolan tadımdır. Yani organoleptik bulgulardır. Tadarak, koklayarak hataları, dengeyi ve kompleksiteyi çok iyi analiz edebilirsiniz. Laboratuvar analizleri sadece bunu destekler.

Tıpta da hastalık yoktur, hasta vardır. Varyasyonlar vardır. Bazen hastaya deneyimleriniz ve sezgilerinizle yaklaşırsınız. Bazen laboratuvarda görünen ufak bir hata, bir kompleksite katabilir. O yüzden bütünsel değerlendirmek lazım. Rakamlar bu bütünselliği ifade etmezler.

7bilgeler
7Bilgeler

7Bilgeler yalnızca bir şaraphane değil; mimari, gastronomi, konaklama ve sanatın buluştuğu bir yaşam alanı. Vinifera Hotel ve Mayadan Restoran da bu bütünün parçaları. Şarap sizin için neden yalnızca şişenin içinde kalmamalı?

Şarap bir kültür zaten, kültür tarihinin vazgeçilmez bir parçası. Şaraphanenin yaşayan bir yer olduğunu, çevresiyle, bağlarla bütünleştiğini ve insanlarla var olduğunu düşünüyorum. Oranın bir kültür yuvası olmasını istedim. Mimarisinin İzmir’in, Efes civarının geçmiş uygarlıklarının mimari öğeleriyle harmanlanmasını istedim. Felsefe toplantıları, müzik konserleri, caz konserleri olsun istedim. İşletmeyi otel, restoran ve şaraphane olacak şekilde planladım.

Kurulduğundan beri çok farklı etkinlikler, konserler, toplantılar, sergiler oldu. Orada yaşamak benim için bir yaşam tarzı. Bunu ticari motivasyondan çok bir yaşam tarzı isteğiyle yaptım.

Hekimlik yıllarınızla bugünkü yaşamınızı karşılaştırdığınızda zamanla ilişkiniz nasıl değişti? Şarap üretmek size beklemek, yaş almak ve bazı şeyleri kendi akışına bırakmak konusunda neler öğretti?

Hekimlik kendi içinde ciddi bir sabır, kalenderlik gerektiren bir meslek ve hayattaki birçok olasılığı hastalar üzerinden önünüze serer. Hayatı, insanı anlamak için tıp eğitimi ve sonrasındaki pratiği çok değerli.

Şarap üretmek, bağdaki süreç de çok benzer bir durumda. Çok değişken var ve onları her zaman kontrol edemezsiniz. Sağlıkta da öyledir. Sorun kaidedir, sorunsuzluk istisnadır ikisinde de. Ameliyat yapan bir cerrah komplikasyonun işin bir parçası olduğunu bilir. Ama onunla nasıl baş etmeniz gerektiğini bilmeniz gerekir.

Bağlarda her sene aynı sorunla karşılaşmazsınız. Bir sene bir sorunla karşılaşırsınız, tedbirini alırsınız. Gelecek sene başka bir konuda sorun çıkar. Sadece üzümü alıp çıkmanızla da bitmez. Tanka attığınızda macera devam eder. Şarap yaşayan bir varlık. Yaş alır, yaş aldıkça farklılaşır ve her basamağında dikkatli olmanız gerekir. Bir çocuğun büyümesindeki etkileriniz gibidir o da.

7Bilgeler
7Bilgeler

Son olarak geleceğe bakalım. Şarapçılıkta sizi hâlâ heyecanlandıran ve yeni arayışlara yönelten ne?

Modern hayat tarzıyla her şey düzene sokulmaya çalışılıyor. Ama bu mümkün değil. Düşünür Proudhon’un bir sözü var: “Kaos düzendir.” Kendi içinde o devinim ve farklılıkların olması, düzenin ta kendisidir. Siz hayatı bir çerçeveye alamazsınız. Modern hayatın yanılgısı orada zaten.

İnsanlık modernite ile her şeyi halledebileceğini düşündü ama olmadı. Dönüp dolaşıp geleceği yer, doğa ve insanın ta kendisidir. O yüzden yan yana duran iki şey var: Hekimlik ve şarapçılık.

Şarap üretmek benim için çok güzel bir serüven ve ilk başladığımda düşündüğümden katbekat daha keyifliymiş. Her sene başka bir proje önümde oluyor. Bağlarda ve şaraphanede sürprizi, nüansı ararsınız ve bu arayış hiç bitmez.

Farklı bir bölge, farklı bir üzüm çeşidi, farklı bir şarap yapım şekli önünüze gelir. Ben hemen hemen her yıl farklı bir şeyler arıyorum, buluyorum, yapıyorum. Bazen üretim tekniği oluyor, bazen üzüm çeşidi oluyor, bazen bölge oluyor. Muhtemelen beni yıllarca sürecek çok keyifli bir yolculuğa sürükleyecek serüven, şarapçılık.

Mimarisiyle Ünlü Şaraphaneler

Anadolu’nun Kadim Mirasının İzinde: Gelveri

Köklere Dönüş: Oluş Molu ve Vinolus Şarapçılık