Yeni kitabında kadın girişimciliğinin gerçeklerini samimi ve eğlenceli bir dille anlatan girişimci ve psikolog Bedriye Hülya’yla iş hayatında cinsiyet rollerini konuştuk.

Bedriye Hülya, bir işi başlayınca bitirmeyi kafasına koyan, kendi tabiriyle “tamamlama hastalığına sahip” bir girişimci. Kadınlara özel spor salonu konsepti B-fit’in kurucusu Bedriye Hülya, kurduğu işleri belli bir yere getirdikten sonra devretmiş ve ne zamandır aklına koyduğu kitabını bitirmeye koyulmuş: Erkek egemen bir dünyada kadın girişimci olmanın zorluklarını mizahî bir dille anlattığı, Destek Yayınları’ndan çıkan “Kızım Sen Saftirik Halinle Bu İşleri Nasıl Yapıyorsun? Bir Kadın Girişimcinin Seyrüseferi”, okudukça kahkaha attıran, girişimci olsun olmasın bütün kadınların kendilerinden bir şeyler bulacağı bir kitap. Arkasında ise Bedriye Hanım’ın iş hayatındaki keskin gözlemleri var. ABD’de aldığı psikoloji eğitiminin son aşamasını Türkiye’de tamamlamasının ardından bilgisini, mesleğini ve becerilerini kadınların iş hayatında daha rahat var olabilmeleri için kullanmaya karar veren Bedriye Hülya’yla iş hayatının cinsiyetler üzerindeki etkisini konuştuk.

Bedriye Hulya
Bedriye Hülya

Çalışma hayatınız nasıl başladı ve ilerledi?

Ben zaten üniversite birinci sınıfta çalışmaya başlamıştım. Ardından, 1987’de o zamanki eşimle evlendim ve Bodrum’a taşındık. Hayatımda bir iki ay çalışmadığım bir dönem var, çünkü Bodrum’da hemen iş bulamadım. O dönem “Bedriye Hanım’ın bütün vidaları söküp temizlediği zaman” olarak tarihe geçti. Ocak vidalarını falan söküp temizliyordum. Yani o boşlukta kendimle ne yapacağımı bilemedim. Hatta o süre zarfında her sabah 10’da baş ağrısı yaşamaya başladım. Elbette psikosomatikti. Daha sonra bankada çalışmaya başladım ama hiç bana uygun bir iş değildi. İnsanlar bana “bankada yapamazsın sen” dediler ama “işim yok, çalışacağım” deyip girdim. Sürekli “istifa edeceğim” diye diye orada altı ay çalıştım. Ardından bir seyahat acentesine geçtim. Acentede önce turlara eşlik ediyordum, ardından yavaş yavaş ilerlemeye başladım ve genel müdürlüğe kadar yükseldim.

Orada çalışırken kendi işlerimi kurmaya başladım, çünkü kışın işler hafifliyordu. Minik minik işler kurdum önce, sonra bir baktım üç tane işim var: Bir otel, bir restoran ve bu çalıştığım şirket. Çok yorulduğumu annem anladı ve bana ültimatom verdi. Ben de işleri satma konusunu çalışmaya başladım. Baktım otel işi iyi iş. “Bunu tutayım ben, ama diğerlerinden vazgeçeyim” dedim. Zaten turizm şirketinde de her şeyi çok sistematize etmiştim ve sıkılmaya başlamıştım. Oradan istifa ettim. Restoran da çok güzel iş olduğu için hemen satıldı. Boş kalınca tekrar okumak istedim ve Amerika’ya gittim. Psikoloji yüksek lisansı yaptım. Orada da yine bir şirket kurduk, bu sayede orada yaşayabildim.