İlkbahar/Yaz 2026 koleksiyonlarına baktığımızda iki erkek dikkatleri çekiyor. Biri “nasıl doğru görünürüm?” diğeri “neden doğru görünmek zorundayım?” diye soruyor. Yanıt sizde. Hangisi olmayı seçersiniz?

“Benim için stil, parçaları bir araya getirme şeklidir” demişti bir röportajında Jonathan Anderson. Bu İlkbahar/Yaz sezonunda doğru (ya da en azından popüler) parçaların başında kravat ve parmak arası terlikler geliyor, ama aynı zamanda sezon koleksiyonları dilediğimiz kişi olabilme konusunda özgürlük de tanıyor. Kadın koleksiyonlarını konuşurken fazlasıyla Chloé ve Sienna Miller’la özdeşleştirdiğimiz boho gibi. Neticede erkekler de Akyaka’dan Ibiza’ya boho tatiline çıkabiliyor, değil mi? Emporio Armani, Etro, Balmain, Loro Piana’da bu konuyla ilgili ipuçları bulabilirsiniz. Zaman tüneline girip Edward dönemine doğru seyahat etmek de isteyebilirsiniz. Kuyruklu ceketler, disiplini kırıp, alışkanlık haline getiren rahat bir aristokrasi mesela… Simone Rocha’nın, Kenzo’nun ya da Dior’un yaptığı gibi…

Ama bu yazının asıl meselesi onlar değil… Bu kez odağımızda Jonathan Anderson’ın ilk Dior Men ve Michael Rider’ın ilk Celine koleksiyonundan yola çıkarak “Preppy” ve Demna’nın ilk Gucci koleksiyonuyla, Dario Vitale’nin ilk ve son Versace defilesinde izlediğimiz “kötü” çocukları karşılaştırmak var. Tasarımcıların, koleksiyonların farklı farklı karakterler/stiller önermeleri tekil bir ürüne odaklanmaktansa hep daha çok hoşuma gitmiştir. Ve pek tabii zıt kutupları aynı sezon içinde görebilmek de…

Preppy vs Bad Boy: Doğru Görünmek ya da Doğruyu Reddetmek
Celine
Fotoğraf: Zoe Ghertner
preppy vs badboy CELINE  image credit ZOE GHERTNER
Celine
Fotoğraf: Zoe Ghertner

Önce rahat görünmenin disipliniyle başlayalım. Evet, maalesef hayatta her şeyin başı disiplin, rahatlığın bile. Preppy dediğimiz şey aslında Amerikan kültürünün içinden çıkmış, neredeyse kendi kendine mitoloji yaratmış bir tavır. Bir yandan moda, bir yandan anti-moda. Ama en çok da bir ruh hali. Görüntüsü hep aynı yere bağlanıyor: güneşli kampüsler, çim sahalar, hafta sonu maçları ve hiç bitmeyecekmiş gibi görünen bir gençlik hissi.