Şeytan Marka Giyer (Devil Wears Prada), bir jenerasyonun moda endüstrisinin farklı dallarına ya da yayıncılığa adım atması için ilham oldu; kim bilir belki bana da. Ancak bu misyonu sırtlayan bir o değil.

Bir film ne zaman moda filmi olur? İçinde güzel kıyafetler olduğunda mı, yoksa o kıyafetlerin arkasındaki dünyayı gösterdiğinde mi? Audrey Hepburn’ün, Hubert de Givenchy ile olan dostluğunu sinemaya taşıması ve onun filmlerinde onun kıyafetlerini giymesi, hikayeyi moda filmi yapar mı? Ya da mesela Jonathan Anderson’ın Challengers için kostüm tasarlaması… Moda uzun süre sinemada ya dekor ya da karakterlerin statüsünü anlatan bir araçtı. Ama zamanla bu değişti. Tasarımcılar, editörler, fotoğrafçılar ve o dünyanın görünmeyen emekçileri hikayenin merkezine geldi ve moda başlı başına bir anlatı oldu. Bu seçki de biraz öyle…

Kurmaca

Phantom Thread

IMDb: 7.4

Paul Thomas Anderson’ın 2017 tarihli filmi, 1950’ler Londra couture dünyasında geçen bir aşk hikayesi gibi de izlenebilir. Kulağa oldukça romantik geliyor. Değil. Çünkü asıl ilgilendiği şey obsesyona dönüşen tutku, kontrol, ritüel ve emeğe erotik bir yaklaşım. Daniel Day-Lewis’in canlandırdığı Reynolds Woodcock, Balenciaga, Christian Dior ve Charles James gibi tarihsel couture figürlerinden izler taşıyan, kusursuzluğu neredeyse dinsel bir düzene dönüştüren bir moda tasarımcısı.

moda dunyasini anlatan filmler phantom thread
Moda Dünyasını Anlatan Filmler

Neden izlemeli? Çünkü moda sinemasında kıyafetin “nesne” olmaktan çıkıp psikolojik bir uzantıya dönüştüğü en rafine örneklerden biri. Tabii bir de film şunu gösteriyor. Ofisteki tek tiran Miranda Priestly değil, Reynolds Woodcock’un da bundan aşağı kalır yanı yok. Woodcock için moda bir hayat stili evet ama daha ziyade düzeni de temsil ediyor. Ve sabah kahvaltısının sesi bile o düzeni bozabiliyor, gerçekten. Emily ya da Andra rolünde, Vicky Krieps (dipnot kendisi şimdi Bottega Veneta elçisi) ve bu hikayenin Nigel’ı Lesley Manville. Yayınlanmamış Harry Potter nüshası yerine de mantarlar var.