Sanat turlarınızı lezzetle birleştirin. Tarihi dokusu, büyüleyici mimarisi ve imza tatlarıyla öne çıkan dünyanın en şık müze kafelerini derledik.
Bir müzeyi unutulmaz kılanın yalnızca koleksiyonları olduğunu kim söylemiş? Nev-i şahsına münhasır atmosferini tamamlayan şeylerden biri de küçük molalardır. Tarihi sarayların avlularından çağdaş mimarinin ikonik yapıları içine uzanan müze kafeleri; sanat, tasarım ve gastronomiyi aynı masada buluşturarak gezi deneyimini bambaşka bir seviyeye taşıma gücüne sahip. Dünyanın dört bir yanından seçtiğimiz şık müze kafeleri, estetik bir kahve molasının bazen sergilenen eserler kadar akılda kalıcı olabileceğini kanıtlıyor.
İçindekiler
Şeker Ahmet Paşa Çay Salonu – Dolmabahçe Sarayı / İstanbul
Dolmabahçe Sarayı’nın tarihi Veliaht Dairesi’nde yer alan Milli Saraylar Resim Müzesi, bünyesinde barındırdığı Şeker Ahmet Paşa Çay Salonu ile ziyaretçilerini zaman geçidine davet ediyor. Adını Osmanlı resim sanatının öncülerinden ressam Şeker Ahmet Paşa’dan alan bu zarif mekan, sarayın neoklasik ve barok mimarisi ile büyüleyici bir atmosfere sahip; boğaz manzarası da cabası. Müzedeki paha biçilemez tabloları inceledikten sonra saray işi dekorasyona sahip salonda mola vermek tam anlamıyla bir ayrıcalık. Mekanın öne çıkan lezzetleri arasında köklü saray geleneklerini yaşatan Osmanlı şerbetleri, Türk kahvesi ve özel çikolatalı pastalar yer alıyor.

Cafe Marly – Louvre Müzesi / Paris
Dünyanın en büyük ve en çok ziyaret edilen sanat müzesi olan Louvre’un tarihi revakları altında konumlanan Cafe Marly, Napolyon Avlusu ve simgesel Cam Piramit’e tam karşıdan bakan eşsiz manzarasıyla tam bir klasik. Olivier Gagnère tarafından tasarlanan iç mekanı, muazzam ahşap oymaları ve çağdaş detaylarıyla şık bir Fransız edebiyat kafesi atmosferine sahip. Müze koridorlarında dünyaca ünlü eserler arasında uzun bir tur atmadan önce güne nefis bir kahvaltıyla başlamak veya şık bir mola vermek için bu civarda değerlendirebileceğiz adreslerden biri. Menüsünde yer alan kaz ciğerli tost, füme somon terin ve deniz ürünleri gibi gurme lezzetlerin yanı sıra özel bademli tartlar ve makaronlar Marly’nin en sevilen tatları arasında öne çıkıyor.


V&A Kafe – V&A Müzesi / Londra
Dünyanın sanat ve tasarım alanındaki en büyük müzelerinden biri olarak kabul edilen Victoria ve Albert Müzesi (V&A), 1856 yılında açılan V&A Kafe ile dünyanın ilk müze kafesi olma unvanını taşıyor. Buraya geldiğinizde Gamble, Morris ve Poynter adlarını taşıyan üç görkemli salonu olduğunu fark edeceksiniz. İtalyan Rönesansı’ndan gotik motiflere ve doğu seramiklerine uzanan kendine has dekorasyonu estetik görünümünün yanı sıra işlevsel olarak da tasarlanmış. Öyle ki dönemin buhar ve yemek kokularına dayanıklı, pratik mimari anlayışını da yansıtıyor. Müzenin ilham verici atmosferini soluduktan sonra bu tarihi salonlardan birinde vereceğiniz molanın en ünlü eşlikçisi ise taze çilek reçeli ile sunulan geleneksel İngiliz çöreği scone ve lezzetli çaylar olabilir.

Ladurée – Büyük Mısır Müzesi / Gize
Antik Mısır medeniyetinin paha biçilmez hazinelerine ev sahipliği yapan ve dünyanın en büyük arkeoloji müzesi unvanını taşıyan Büyük Mısır Müzesi (GEM), dünyaca ünlü Parisli pastane Ladurée ile Fransız zarafetini modern mimariyle buluşturuyor. Müzenin etkileyici ve ultra modern yapısı içinde yer alan bu kafe; kişiliğini yansıtan beyaz-altın iç mekanıyla tam bir neoklasik örneği. Mısır’ın binlerce yıllık tarihine yolculuk yaptıktan sonra bu masalsı atmosferde mola vermek, geziye rafine bir şıklık katıyor. İkonik Fransız makaronları ve özel harman çayların yanı sıra Ladurée’nin efsanevi Fransız tostu ve Fransız mutfağından ilham alan gurme lezzetler burada deneyebileceğiniz tatlar arasında.

Louvre Abu Dabi / Abu Dabi
Ünlü mimar Jean Nouvel’in imzasını taşıyan Louvre Abu Dabi, Fransız müze geleneğini Arap Yarımadası ile buluşturan fütüristik mimari şaheserlerden. Fransız ve doğu kültürlerini birleştiren evrensel koleksiyonları keşfettikten sonra, müzenin kafesi ziyaretçilerine Basra Körfezi’nin ve şehir silüetinin manzarasını seriyor. Işık yağmuru oluşturan efsanevi kafes kubbenin altındaki Trio kahve dükkânı ve serin aylarda açılan çatı katındaki Art Lounge, gün batımını izlemek için şehirdeki en ikonik adresler arasında. Menüde ise taze deniz ürünleri, gurme atıştırmalıklar, soğuk demlenmiş özel kahveler ve Orta Doğu dokunuşlu imza kokteyller öne çıkıyor.

Café im KHM – Viyana Sanat Tarihi Müzesi / Viyana
Habsburg Hanedanlığı’nın görkemli sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapan Viyana Sanat Tarihi Müzesi (Kunsthistorisches Museum)’nin göz alıcı mimarisine henüz alışamadan unutamayacağınız bir ortamda kafe deneyimi sunuyor. Müzenin merkezinde yükselen mermer kaplı sekizgen kubbenin altında yer alan Café im KHM; yaldızlı kemerleri, süslü karo zeminleri ve siyah mermer sütunlarıyla saray ihtişamını birebir yaşatıyor. Kırmızı kadife kanepelerde oturup yükselen kubbeye hayranlıkla bakmak gezinize bir miktar aristokrat dokunuş katacak. Viyana’nın köklü kahvehane kültürünü en rafine haliyle sunan mekânda geleneksel Melange kahvesi, Sachertorte ve Apfelstrudel gibi bilindik Avusturya tatlıları öne çıkıyor. Ayrıca burası perşembe akşamları gurme akşam yemekleri sunan şık bir restorana dönüşüyor.

Kafe 1902 – Petit Palais / Paris
1900 Paris Dünya Sergisi için inşa edilen ve 1902’den bu yana müze olarak hizmet veren Petit Palais, zengin sanat koleksiyonlarının yanı sıra hafızaya kazanacak güzellikteki iç bahçesiyle de ziyaretçilerini büyülüyor. Müzenin ana cazibe merkezlerinden biri olan Café 1902, dışarıdaki klasik Fransız mimarisini içeride petrol mavisi vurgular, mermer, ahşap ve hasır detaylı sade ve modern bir tasarımla buluşturuyor. Müze turlarının ardından egzotik bitkiler ve sütunlu kemerlerle çevrili yemyeşil avluda dinlenmek Paris’te gizli bir vahaya adım atmak gibi… Kafenin öne çıkan lezzetleri arasında günlük hazırlanan taze Fransız kişleri, mevsimsel salatalar ve meşhur gurme hamur işleri yer alıyor.

Bacha Kahvesi – Dar El Bacha Müzesi / Marakeş
Marakeş Paşası’nın eski sarayı olan ve günümüzde Dar El Bacha Müzesi olarak hizmet veren yapıda dünyanın en otantik müze kafelerinden biri yer alıyor; doğunun büyülü zarafetini yansıtan Bacha Coffee. 1910 tarihli bu ihtişamlı mekân; geleneksel zellige çinileri, oymalı ahşap paravanları, kareli zemin döşemesi ve büyük saksılardaki palmiye ağaçlarıyla tam bir görsel şölene sahip. Sarayın huzurlu avlusunu ve sanat koleksiyonlarını keşfettikten sonra burada mola vermek tıpkı zamanda yolculuk yapmak gibi. Üstelik burada kahve tutkunlarını ayrı bir sürpriz bekliyor; dünyanın dört bir yanından gelen 200’den fazla yüzde 100 Arabica kahve çeşidi arasından seçim yapmak pek kolay olmayacak gibi…

Kapak Fotoğrafı: Peter Adams / Getty Images
Klasikten Çağdaş’a: Viyana’da Mutlaka Görülmesi Gereken Müzeler





