Ünlü gastronomi uzmanı Brillat-Savarin şöyle demiş: “Bana ne yediğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” Oğul Türkkan da yeni kitabı Ne Yediysem Oyum’da onu kendisi yapan yemekleri anlatıyor.
Biz onu daha çok içki kültürüyle tanıyoruz; ancak Oğul Türkkan yeme-içme kültüründe bir uzman. Çocukluğu Fransız ve Türk mutfakları arasında geçmiş, ODTÜ’de mühendislik eğitimi aldıktan sonra kısa bir süre alanında çalışıp radikal bir kararla yeme & içme kültürüne duyduğu merakın peşinden gitmiş. Tutkusunun izinde onlarca eğitim alan Oğul Türkkan, dünyanın dört bir yanında farklı kültürlerin lezzetlerini deneyimlemiş bir isim. Mundi Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı Ne Yediysem Oyum’da bugüne dek tattığı, onu Oğul Türkkan yapan lezzetleri anlatıyor, okuru yerel ve dünya mutfakları arasında bir gastronomi yolculuğuna çıkarıyor.

Nasıl bir mutfak kültürü içinde büyüdünüz? Hafızanızda hangi reçeteler canlanır, çocukluğunuzdan hangi yemeklerin kokusu burnunuzda tüter?
Biraz Fransız, biraz Türk mutfakları aslında. Hâlâ Fransız yemeklerini özler, her fırsatta ya gider ya da kendim yapar yerim. Gerçi yemek konusunda çok meraklı olduğumdan her gittiğim ülkenin yerel yemeklerini denerim. Ama Türk yemeklerini de yurtdışındayken çok özlerim. Yurtdışında Türk lokantası aramam ama eve döner dönmez acısını çıkartırım o özlemin. Sarmalar, dolmalar, zeytinyağlılar, kebaplar, döner, simit, kokoreç derken neredeyse hepsini özlerim.
Mühendisliği bırakıp yeme içme tutkunuzun peşinden gidiyorsunuz, burada sıralayamayacağım kadar çok eğitiminiz var mutfak üzerine. Mutfağa duyduğunuz bu tutkuyu nasıl tarif edersiniz, size heyecan veren şey nedir?
Çocukken Fransa’da hiç yemek yemediğime dikkat etmişler. Sonrasında iyi lokantalara gittiğimizde tabak tabak yemek yediğimi görmüşler. Her zaman iyi ve güzel yemeği sevdim. Ama hiç karnımı doyurmak için yemek aramadım. Anlayacağınız güzel yemek için her fedakârlığı yaparım. Diğer taraftan meraklı bir insanım. Sevdiğim konuyu öğrenmeyi de çok severim. Belki de bundan dolayı bu işi seviyorum. Öğrenmekle bitmiyor. Her gün yeni bir şey keşfediyor ya da öğreniyorsunuz.
Kitabın girişinde bir soruyla başlıyorsunuz; “Ağzımızın tadı kaçtı mı?” Son yıllarda yeme-içme kültürü sosyal medyanın da etkisiyle popülarite kazandı; fakat öte yandan meyve sebze pazarından hayvansal ürünlere sağlıklı ve kaliteli olana ulaşmak zor. Ağzımızın tadı kaçtı mı sahiden?







