Saatolog.com.tr

Saatolog.com.tr Logo

Bitti Kalem Doldu Defter

19 Kasım 2025
Bitti Kalem Doldu Defter
Büyükadalı Elefterios’un ailesi, onun okuyup iyi bir doktor olmasını istiyordu. O belki okuyup, doktor olamadı ama futbolun ordinaryüsü oldu! Türk spor hayatının unutulmaz figürlerinden Lefter’e saygıyla…

Yunanistan-Türkiye maçında Yunan takımının sol beki tarafından “Pis Türk” diye kovalanan Türk, utanç tarihimizin en karanlık sayfalarından biri olan 6-7 Eylül olaylarında Büyükada’daki evine “Pis Yunan!” diye saldırılan Rum!.. İlk profesyonel sözleşmesini imzaladıktan iki sene sonra askere giden ve tam dört yıl vatani görevini yerine getiren, balıkçı Hristo ve Agiro’nun ikinci oğlu, adı Rumca’da “özgür” manasına gelen Elefterios…
Defter ve kalemli tekerlemelerin baş kahramanı, ülke tarihinin gördüğü en büyük golcülerden biri… Bitti kalem, doldu defter, seni Passolig’li müşterilere nasıl anlatmalı şimdi Lefter?

Lefter Küçükandonyadis
Lefter

22 Aralık 1925’te Büyükada’da yoksul bir balıkçı ailesinde dünyaya gözlerini açtı Lefter. Futbol topunu ondan ancak yedi yaşına kadar saklayabildiler. Ailesi okuyup, doktor olmasını istiyordu. O ise okumadan ordinaryüs oldu. İlkokul diplomasını ancak futbolu bıraktıktan sonra alabildi. Çok inatçıydı. Futbol topunun peşini hiç bırakmadı. Yeşil sahalardaki inanılmaz zekâsı ve attığı akıl dolu goller nedeniyle tribünler ona “ordinaryüs” dedi. Taksim’den Fenerbahçe’ye, oradan da Avrupa’ya uzanan futbol topu peşindeki yolculuğu 45 yaşına kadar sürdü! Ama o, kendi deyimiyle, “Allah’tan sonra benim için Fenerbahçe gelir” diyordu. Oynadığı tüm takımların formasını büyük bir saygı ve profesyonellikle giydi. Ama Fenerbahçe’sini hep ayrı yere koydu. “Ben Fenerbahçe formasını sırtımda değil, başımda taşıdım” dedi. Futbolu bıraktıktan yıllar sonra Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı’nın altındaki kulüp müzesini gözleri yaşlı şekilde gezerken, yanındaki torunlarına vasiyetini açıkladı; “Tüm mal varlığımı Fenerbahçe’ye bağışlıyorum!”

10 numaralı çubuklu formayı kendisinden yıllar sonra sırtına geçiren Brezilyalı Alex De Souza ile buluşmasında kaptan Alex’i usulca alnından öpmüştü. Tıpkı bir dönem Beşiktaş efsanesi Baba Hakkı’nın, Süleyman Seba’yı alnından öpmesi gibi… Kulübün efsanesi Lefter’den Liyatak Nişanı’nı alnına kondurulan o öpücükle alan Alex, dönemin Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım tarafından, “Odaya bir girdim, elinde telefon. Bacak bacak üstüne atmış oturuyor. Doğru mu Samet!?” şeklinde bir açıklamayla Fenerbahçe’den gönderildi. Aynı Alex’in heykeli şimdi Yoğurtçu Parkı’nda Lefter heykelinin 50 metre ötesinde duruyor. Ara sıra bir top bulup, parkta gelen geçeni çalımladıklarına eminim. Ama ispat edemem. Alex, 2014 Aralık ayında, futbola başladığı Coritiba formasıyla jübile yaparken sahada Fenerbahçe bayrağı da vardı; Lefter’in cenazesi, son defa Şükrü Saraçoğlu’nun çimlerine getirildiğinde onun üzerine serili bayrağın aynısı…

Zamanının futbolcularına göre çok yetenekliydi. Bir Ankaragücü maçında neredeyse 40 metreden kullanılan serbest vuruşta bir mermi gibi uzak 90 diye tabir edilen köşeye çakmıştı topu. Ancak bir sorun vardı, hakem henüz oyunun başlamasına izin veren düdüğünü çalmamıştı. Hiç istifini bozmadı. Gitti topu aldı, aynı yere koydu. Aynı golü bir daha attı! Hakem o golü de vermese, Lefter aynı golü yine atabilirdi…

Lefter Küçükandonyadis
, Türkiye A Milli Takımı
Lefter

Türkiye A Milli Takım formasını 50 defa giyen Lefter, en unutulmaz maçlarından birini de 23 Nisan 1948’te Yunanistan karşısında deplasmanda oynadı. O maçta sahadan üzerine yağan yabancı maddelere ve edilen küfürlere, “Ne dediğinizi anlamıyorum. Ben Türk’üm. Türkçe konuşun” diye yanıt verdi sadece. O maçta 1 gol atan Lefter skor tabelasında Türkiye lehine 1-3 yazarken bitiş düdüğünün ardından Yunan takımının sol beki Muratis tarafından “Pis Türk!” diye bağırarak kovalandı.

Aynı Lefter’in Büyükada’daki evine bu olaydan yedi yıl sonra 6-7 Eylül olaylarında bir grup vandal saldırdı. Selanik’te Atatürk’ün evinin ırkçı bir grup Rum tarafından kundaklandığı haberi, bir anda yayılmış, ülkenin her yerinde gayrimüslim vatandaşlara saldırılar yapılmıştı. Lefter de bundan nasibini aldı. “Pis Yunan!”, “Gebertin şu pis gavuru!” diye bağırıyorlardı. Olaydan bir gece sonra Lefter’in adalı komşuları, dostları, arkadaşları ve Kartal’dan tekneyle adaya gelen bir grup Fenerbahçe taraftarı onun evini adeta güvenlik çemberine aldı. Evine saldıranların kimler olduğunu söylemesi istendi. Saatlerce tek bir isim vermesi için yalvardılar. Araya devlet büyükleri dahi girdi. İnadını kıramadılar Lefter’in. Tek bir isim vermediği gibi o gece olan olaylarla ilgili tek kelime etmedi. Olaydan sonra günlerce ağladığını söyledi sadece. Bir de ölümünden kısa süre önce verdiği röportajda, “Nasıl bir hayat sürdün, mutlu musun?” sorusuna, “Sormayın, enteresan bir hayatım vardı” diye yanıt verdi. Tek sitemi bu oldu.

Dünyanın en iyi futbolcularıyla oynadı. Fenerbahçe’den bonservis bedeli ödenerek kulüp tarihinin ilk yurtdışına transfer olan futbolcusu unvanını aldı. Üstelik onu transfer eden takım, dönemin yenilmez armadası Fiorentina’ydı. Top peşinde Büyükada sokaklarında başlayan koşusu, dünyanın en iyi takımlarıyla sürüyordu. Hak ettiği şöhreti yaşıyordu Lefter. Herkes onu seviyor ve yeteneklerini hayranlıkla izliyordu. İtalyanların “El Turco”suydu. Onu tribünden ya da televizyondan izlemek, spiker olup oynadığı maçı anlatmak, onun gol anında fotoğrafını çekmek yetmedi. Bedri Rahmi Eyüpoğlu dizelerine taşıdı Lefter’i. Lefter, daha yaşarken Bedri Rahmi’nin şiirinde ölümsüzleşti;

İstanbul deyince aklıma stadyum gelir / kanımın karıştığını duyarım ılık ılık / memleketimin insanlarına / daha fazla sokulmak isterim yanlarına / ben de bağırırım birlikte avazım çıktığı kadar / göğsümü gere gere / ver Lefter’e, yaz deftere…”

Bitti Kalem Doldu Defter

2010’da Atina’da rahatsızlandı ve bir süre komada kaldı. Uyandığında, “öleceksem evimde ölmek isterim. Beni Türkiye’ye götürün. Vatanımda ölmek istiyorum” dedi. Öyle ya vatanı burasıydı Lefter’in. Dokuz defa A Milli Takım kaptanı olarak sahaya çıktı. Bugün pek çok çocuğa Metin (Oktay), Can (Bartu), Hakkı (Yeten), Feyyaz (Uçar), Vedat (Okyar) isimleri verildi o unutulmaz futbolcuların adını yaşatmak için. Ama Lefter’in adı hiçbir çocuğa verilemedi. Yoğurtçu Parkı’ndaki heykelini bir grup taraftar, aralarında para toplayarak diktirdi.

Elbette Fenerbahçe, hiç unutmadı Lefter’i. Adını tesislere verdi, formalarına yazdı, 50 bin taraftarının önünde ödüllendirdi. Daha 17 yaşında Varlık Vergisi yüzünden pek çok akrabası ve tanıdığı toplama kamplarına gönderilen, ailesi yoksul olduğundan, verecek bir varlığı olmadığı için yurdunda kalabilen, gönüllü olarak askere giden ve tam dört yıl boyunca vatan borcu ödeyen Lefter, Fenerbahçe Spor Kulübü’ne ancak 1980’lerde üye olabildi! Kulüp marşında adı geçen, Fenerbahçe tarihinin en golcü oyuncularından biri, kulübün bonservis bedeliyle yurtdışına gönderdiği ilk futbolcusu Lefter, nedense çeşitli engellemelerle çok sevdiği Fenerbahçe’sine üye yapılmadı. 50 defa giydiği A Milli Takım formasından sonra adet olduğu üzere verilmesi gereken madalya ona verilmedi. 1964 yılında futbolu bıraktığında İstanbul Rumlarının sürgünüyle bu ülkenin birçok evladı, ağlayarak terk etmek zorunda kaldı topraklarını. Öyle bunaldı ki, Yunanistan’a teknik direktörlük yapmaya gitti. O da kesmedi, Güney Afrika’da aldı soluğu. Ama onu Lefter yapan ne ona verilmeyen madalya ne kulübe üye olmasın diye çıkarılan zorluklar ne de 6-7 Eylül olaylarında evine saldıran vandallardı.

Lefter Ve Metin Oktay
Lefter

Lefter’i Lefter yapan, bu topraklarda kardeşçe yaşama iradesini hiç kaybetmeyen insanlardı. Taksim Stadı’nda onu keşfeden, Beşiktaş’a almak için uğraşan Baba Hakkı için, “Baba Hakkı’nın heybetinden korktum. O yüzden Beşiktaş’a gidemedim. Onun oynadığı takımda sahada elim ayağıma dolanırdı” demişti. Yani biraz da Lefter’i Lefter yapan, Galatasaray efsanesi Metin Oktay’ın 1969’daki jübile maçında Can Bartu ile formaları değişip, 10 dakikalığına da olsa Fenerbahçe forması giymesiydi. Lefter, Metin Oktay ile, Can Bartu ile, Baba Hakkı ile Lefter’di. O zamanın futbol kültürüyle beraber bir arada yaşama iradesine sahip çıkan güzel adamlar sayesinde Lefter, Lefter olabilmişti.

13 Ocak 2011’de hayatını kaybettiğinde tüm futbol camiası yasa boğuldu. Sarı lacivert Fenerbahçe bayrağı ve Türk bayrağına sarılı tabutu, Şükrü Saraçoğlu’nun çimlerine dönemin Fenerbahçe A Takım futbolcuları tarafından getirildi. Ama kimse Lefter’den özür dilemedi. Evine saldırdıkları için, efsanesi olduğu Fenerbahçe’ye yıllarca üye olması engellendiği için, 50 defa giydiği milli takım forması adına madalya verilmediği için… Gerçi hayatta olsa böyle bir özür dilenmesini istemezdi. “Gerek yok” der geçerdi topla attığı zarif çalımlarından biri gibi.

Bitti Kalem Doldu Defter
Lefter

Adını bir türlü doğru şekilde yazdıramadığı Fenerbahçe ve A Milli Takım formasından sonra şimdi Büyükada Mezarlığı’nda Elefterios Küçükandonyadis yazılı mezar taşının dibinde usulca yatıyor bizim Lefter. Güzel de bir belgeseli dönüyor ekranlarda şu sıralar. Belki izleyip, gülümsüyordur hep içinde tuttuğu ince bir sızıyla birlikte. Belki bir gün biz gider özür dileriz Elefterios’tan, adı Rumca “özgür” anlamına gelen efsane futbolcudan onu kendi öz vatanında yeterince özgür hissettiremedik diye. O yine yattığı yerden “Ne gerek var özre çocuklar?” diyecek olsa da, biz üzerimize düşeni yapalım. Yaşattığın her şey için teşekkür eder, sana yaşattığımız bazı şeyler için de senden özür dileriz Elefterios. Rahat uyu. Bu topraklarda hep kardeşlik türküleri yankılanacak. Büyükada sokaklarında yoksul balıkçı Hristo’nun özgür ve inatçı oğlunun top peşindeki serüveni nesiller boyu anlatılacak.

Utrecht Kuğusu

Hayatımın En Berbat 20 Dakikası

Bir Diz Kapağının Fenomen Olma Hikayesi