Saatolog.com.tr Logo

Bir Diz Kapağının Fenomen Olma Hikayesi

18 Eylül 2025
Bir Diz Kapağının Fenomen Olma Hikayesi
Kimsenin durduramadığı adamı sadece kendi diz kapağı durdurabildi. Ronaldo Nazario’nun fenomen olma hikâyesi…

21 Kasım 1999 günü, belki de onunla ilgili yapılan övgülerden en yaratıcısına, “O, bir insan değil. O, bir sürü” cümlesine hakkını verircesine koşuyordu. Ayağında topla, defans oyuncularının üzerine müthiş bir hızla koşarken gerçekten de kızgın bizon sürülerini andırıyordu. Tozu dumana katıyor, sanki o müthiş hızı yetmezmiş gibi bir çita kıvraklığı ile bir anda duruyor, aksi yöne dönüyor ve asla durdurulamıyordu. Ama bir anda durdu. Acı içinde kendini yere bıraktı. İki eliyle sağ bacağını tutuyor ve gözyaşları içinde diz kapağına bakıyordu. Kimsenin durduramadığı “sürü”, kendi diz kapağına yenilmişti. Sahadan sedyeyle çıktı. Her iki takımın oyuncuları da hüzünle ona bakıyordu. Ergenlik döneminde başlayan ve diz kapağındaki kıkırdak dokunun baskı altında kalması nedeniyle ortaya çıkan bir sakatlıktı. Rio de Janerio’nun yoksul mahallelerinde saatlerce çıplak ayakla top tekmelemesinin de payı vardı, o müthiş hızı ve kıvraklığına güvenerek vücudunun sınırlarını sonuna kadar zorlamasının da…

Ronaldo Nazario, Inter
Credit: slobodenpecat

Neyse ki tablo çok da kötü değildi. Birkaç aylık rehabilitasyon süreci, ufak bir ameliyat sonrası 2000 yılının Nisan ayında İtalya Kupası finalinin ilk maçında Lazio karşısında sahalara döndü. Maçın 55’inci dakikasında oyuna girmiş ve dönüşü tüm tribünler hatta onu televizyondan izleyen herkes tarafından coşkuyla karşılanmıştı. Tüm dikkatler üzerindeydi. Ayağına topu aldı, hızlandı, hızlandı, hızlandı. Kendine has çalımlarını sıraladı. Futbol izleyicileri onu çok özlemişti. O hızlandıkça uğultu artıyordu. Sonra bir anda yine durdu. Kimsenin durduramadığı adam, beş ay arayla ikinci defa kendi kendine durmuştu. Yine acı içinde yere devrildi. Ağlıyordu. Ama bu sefer yalnız değildi. Tribünlerdeki taraftarlar, takım arkadaşları, televizyon başında izleyenler de ağlıyordu. Tarihte bir adamın diz kapağı, ancak bu kadar büyük bir dramın başrolü olabilirdi. Bu defa durum, ilkinden çok daha kötüydü. İlk sakatlığında yırtılan tendon, ameliyatla ve sayısız dikişle yerine sabitlenmişti. Oysa şimdi diz tendonları tamamen kopmuştu! Sedyeyle sahadan ayrıldı. Ünlü Katalan Sosyolog ve çok sıkı bir Barcelona taraftarı olan Manuel Vazquez Montalban, “Eğer futbol bir dinse, bugün tanrısını yitirmiştir” dedi.

Ronaldo Nazario, Brezilya Milli Takım
Credit: Ronaldo

Perde kapandı, ışıklar söndü, seyirciler evlerine gitti. Her şey bitti. Hayır, hayır. Daha anlatacaklarım var. Bu hikayeye biraz ortasından girme nedenim, en büyük kırılma anına dikkat çekmek içindi. Şimdi filmi biraz geri saralım ve dünya futbol sahnesinin gördüğü tartışmasız en iyi birkaç futbolcudan biri olan Luiz Nazario Ronaldo Nazario‘nun kariyerinin ilk yıllarına gidelim. 

Sokak aralarında sabahın ilk saatleri başlayan maçlar, ancak hava kararınca biterdi. Çünkü burası Brezilya’ydı. Çıplak ayaklarıyla futbol topuna şarkı söyleten çocukların melodileri, bu dar sokaklardan gökyüzüne doğru yayılıyordu. O en güzel melodilerden biri de Ronaldo’nun ayaklarından çıkıyordu. Çocukluk arkadaşlarından biri yıllar sonra şöyle diyecekti; “Biz yorulup kenara oturduğumuzda, Ronaldo hâlâ top koştururdu. Onda bitmeyen bir enerji vardı. Futbol onun için bir oyun değil, nefes almak gibiydi.” İşte o bitmeyen enerjisi, onu henüz 16 yaşında Cruzeiro’ya taşıdı.

Ronaldo Nazario, Inter
Credit: Pinterest
Ronaldo Nazario, Inter
Credit: Pinterest

İlk profesyonel golünü attığında tribündeki herkes emindi; onda yıldız kumaşı vardı. Hızı, tekniği, bileklerine olan hakimiyeti görülmüş şey değildi. Çok detaya girmeden sadece ilk gençlik yıllarındaki istatistikleri nasıl bir yıldızla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyordu. 16 yaşında Cruzeiro formasıyla 21 maçta 20 gol attı. Sonraki yıl aynı takım formasıyla 17 yaşındayken 26 maçta 24 gol attı. Yetenekleri çoktan ülke sınırları dışına çıkmıştı. 18 yaşında Hollanda’nın PSV takımında yeteneklerini sergilemeye devam ediyordu. 35 maçta 36 gol, sonraki yıl, 19 yaşında 21 maçta 19 gol attı. İnsan yazarken ya da okurken yoruluyor ama o yorulmuyordu. 20 yaşında Barcelona formasıyla 49 maçta 47 gol attı. O yıl, Dünya’da Yılın Futbolcusu seçildi. 21 yaşında transfer olduğu Inter takımında, İtalya gibi sert bir ligde 47 maçta 34 gol kaydetti. Bu sırada Brezilya Milli Takımı’nda da beş tanesi Dünya Kupası golü olmak üzere 44 maçta 30 gol attı. Bu, Ronaldo Nazario’nun kariyerinin gelişim dönemiydi. Yani henüz performansının zirvesini görmemişti. 21 yaşında 244 maçta 208 gol atmış, iki tane FIFA En İyi Oyuncu Ödülü, bir tane Ballon D’or kazanmıştı. Üç şampiyonluk, bir Dünya Kupası, iki Copa America Kupası vardı. Övgüler ardı ardına geliyordu.

Ronaldo Nazario, Brezilya
Credit: Ronaldo

Dönemin Barcelona Teknik Direktörü Sir Bobby Robson, “Ben hayatım boyunca böyle bir forvet görmedim. Topu aldığında sadece rakipler değil, biz de neler olacağını merakla bekliyoruz” demişti. Sir Bobby Robson’ın futbolla olduğu kadar kelimelerle de arası iyiydi. Zira Maradona’nın Dünya Kupası’nda meşhur “Tanrı’nın eli” olarak tariflediği gol için, hemen maçtan sonra o golü yiyen İngiltere Milli Takımı’nın teknik direktörü olarak yorumu şuydu; “Maradona, Tanrı’nın eli dedi. Ama benim gördüğüm bir alçağın eliydi!” Yıllar sonra Barcelona Teknik Direktörü iken taraftarların kendisini istifaya davet ettiği bir maçtan sonra, “Eğer bir tribünde beyaz mendiller teknik direktör için sallanıyorsa korkacak bir şey yoktur. Çünkü başkan ve yönetim arkanızdadır. Ancak aynı mendiller, başkan ve yönetim için sallanıyorsa, valizleri toplamanın zamanı gelmiştir” diyecekti. Yani ne dediğini bilen bir futbol adamıydı. Sayısız yıldız görmüştü. Ama Ronaldo, daha önce gördüklerinden farklıydı.

Sonra 21 Kasım 1999 günü geldi. Yani bu satırların başındaki an… 140 gün süren sakatlık 12 Nisan 2000’de bitti sanılırken daha korkunç şekilde tekrar etti. Brezilyalı fizyoterapist Petrone, “bu kesinlikle gördüğüm en ağır ve en korkunç futbolcu sakatlığı” demişti. Gerçekten de öyleydi. Bitmeyen tedaviler, acı dolu ve yalnız geçen geceler, sürekli ağrıyan bir diz, rüzgâr gibi koşan bir adamın koltuk değnekleriyle ayakta durabilmesi…

Ronaldo Nazario, Inter
Credit: Ronaldo

2002 Dünya Kupası, Türkiye’nin katılma başarısı gösterdiği son kupa olarak hâlâ kayıtlarda duruyor. O Dünya Kupası’na saç stiliyle damga vuran Ronaldo, turnuvanın moda ikonu olmaktan çok daha fazlasını istiyordu. Birçoklarına göre yürümesi bile sakıncalıydı. Oysa o, Dünya Kupası’nda Brezilya formasıyla boy gösteriyordu. Yeteneklerinden maalesef biz de nasibimizi almış ve onun belki de kariyerinin en sıradan gollerinden biriyle Yarı Final’de elenmiştik. Pis burun vurmuştu Ronaldo. Sanki sokakta topa vurmayı yeni öğrenen bir çocuğun acemiliği gibi dürtmüştü topu. Kimse ondan öyle “basit” bir vuruş beklemiyordu, kalecimiz Rüştü Reçber dahil. O golle Senegal karşısında üçüncülük maçına çıkmış ve tarihimizdeki ilk Dünya Kupası Üçüncülüğü’nü elde etmiştik. Ronaldo’lu Brezilya ise finalde Almanya’yı devirdi. Maçta atılan iki golün de altında Ronaldo imzası vardı. Sekiz golle Dünya Kupası’nı gol kralı olarak bitirmişti. O turnuvanın en iyi kalecisi olan Alman Oliver Kahn, yıllar sonra şöyle diyecekti; “O turnuvadaki en iyi kaleciydim ama final maçında Ronaldo’nun gözlerinin içine bakınca olacakları anladım.” Olan, olmuştu.

Ronaldo Nazario, Real Madrid
Credit: Pinterest

İki yıl önce koltuk değnekleriyle yürüyebilen Ronaldo, 2002 yazında Real Madrid’e transfer oldu. Bir Şampiyonlar Ligi akşamı, Real Madrid formasıyla Manchester United deplasmanında dalga geçer gibi bir fütursuzlukla üç gol atmıştı. Old Trafford sakinleri, ayağa kalkıp onu dakikalarca alkışladı. 2000 yılının baharında gözleri yaşlı, sağ diz kapağı olması gereken yerin en az 10 cm üstünde duran Ronaldo, şimdi sanki diz kapağı yokmuşçasına, öfkeli bir bizon sürüsü gibi koşmaya devam ediyordu. Geri dönmüştü. Takım arkadaşı Zidane, o günleri, “Ronaldo, bizim için bir forvetten öteydi. O sahada topu aldığında herkesin yüzü gülmeye başlardı. Futbol onunla daha güzeldi” diye tanımlamıştı. Gerçekten de öyleydi.

Ronaldo Nazario, 2002 Dünya Kupası
Credit: Ronaldo

Lakin yıllarca uğraştığı çok ağır sakatlıklar, ameliyatlar, çektiği acılar, futboldan uzak kaldığı günlerde aldığı kilolar ve ilerleyen yaşı, ondan çok şey götürmüştü. Beş yıl boyunca ayakta alkışlandığı kusursuz bir Real Madrid macerasından sonra tekrar İtalya’ya döndü. Bu defa Milan’ın yolunu tuttu. Onun standartlarına göre verimsiz geçen bir sezon sonrası bir süre kulüpsüz kaldı ve ülkesi Brezilya’ya döndü. Corinthians’ta adeta bir kahraman gibi karşılandı. Üç sezon forma giydikten sonra bir basın toplantısında ağzından şu kelimeler döküldü; “Vücudum, artık bana durmam gerektiğini söylüyor.” Bunu söylerken gözyaşlarını tutamamıştı. Yıllarca kimsenin durduramadığı adam, yine ve son defa diz kapağı tarafından durduruluyordu. Artık dayanacak gücü kalmamıştı. Bırakmak zorundaydı. Durmak zorundaydı. Durdu.

Bir Diz Kapağının Fenomen Olma Hikayesi
Credit: Ronaldo

2000 yılının Nisan ayında, o korkunç sakatlığı yaşadığı anda Inter takımının efsane kaptanı Zanetti dahil, herkes ellerini başının arasına almış, ağlıyordu. Zanetti, o anı şöyle tariflemişti; “Ronaldo yerde kıvranıyordu. Hepimiz yanına koştuk. O an sadece büyük bir futbolcuyu değil, bir dostumuzu kaybedeceğimizi düşündük.” 2011 yılındaki o basın toplantısında da milyonlarca insan, bir dostunu kaybetmiş gibi hissediyordu. Ronaldo, çok küçük yaşlarda yalın ayakla tanıştığı en iyi dostunu, futbol topunu artık kaybetmişti. Ama sokaklar, onu asla unutmadı. Çünkü o, başka kimseyle karşılaştırılamayacak kadar büyük oynamıştı. O fenomen Ronaldo’ydu. Sadece Ronaldo’ydu. Ondan sonra gelecek tüm Ronaldo’lar iki isimle anılacaktı. Çünkü  tek gerçek Ronaldo oydu. İşte o Ronaldo, bundan tam 49 yıl önce bugün, 18 Eylül 1976’da dünyaya gelmişti. Kesin olan tek bir şey var ki futbol sahnesine kim çıkarsa çıksın onun adı, onun saç stili, telif krizi yüzünden dünyanın en popüler futbol oyunlarında adı yerine sadece No:9 yazması, diz kapağı ve attığı goller hiç unutulmayacak. Bugün “No:9” dediğinizde dünyanın her yerinde herkes kimden bahsettiğinizi bilir. Bir diz kapağı, daha ne kadar fenomen olabilir?

Tarihe Geçmiş Ünlü Türk Sporcular

Yeni Bir Yüz: Jannik Sinner

İkili Delilik: Djokovic ve Alcaraz