Saatolog.com.tr

Saatolog.com.tr Logo

Sanat Piyasasının Krizler Çağındaki Büyüleyici Dansı

5 Ocak 2026
Sanat Piyasasının Krizler Çağındaki Büyüleyici Dansı
Bugünlerde sanat dünyasında birçok insan aynı şeyi tartışıyor: Müzayedelerdeki satış rekorları gerçekten kutlanacak mı, yoksa yaklaşan bir kırılmanın habercisi mi?

Sanat piyasasında bazı anlar vardır, rakamlar mantığın önüne geçer. Kasım ayında müzayede salonlarında yaşanan böyle bir haftanın ardından; sanat tarihçisi, akademisyen Burak Yiğit Aydın’ın, Eller Kadir Kıymet Bilmiyor adlı Youtube programında kurduğu şu cümle dikkat çekici: “Dünya tarihinde ilk defa bir hafta içinde üç satış rekoru kırıldı. Üst üste. Ve bu hiç hayra alamet bir şey değil.” Ardından gelen ek, meseleyi daha da netleştiriyordu: “Bu rekorlar büyük buhranlar, dev ekonomik krizler ve küresel sarsıntılar öncesinde bu rekorlar hep karşımıza çıkar.”

Müzayede salonları bir lüks pazarı olmanın ötesinde; iktidarın, özgüvenin ve zaman zaman da kontrolsüz iştahın sahnesi olabiliyor. Kristal kadehler, ölçülü alkışlar ve ağır çekim ilerleyen artırımların ardında, görünmeyen ama hep dolaşan bir soru var: Bu kadar para neden şimdi?

Sanat Piyasasının Krizler Çağındaki Büyüleyici Dansı
Fotoğraf: Christie’S

Tarihe baktığımızda bu sorunun cevabı çoğu zaman benzer bir yere çıkıyor. Ekonomik iyimserliğin zirve yaptığı, servetin belirli ellerde hızla yoğunlaştığı dönemlerde sanat piyasası coşuyor. Fiyatlar tırmanıyor, rekorlar peş peşe geliyor, “istisna” denilen şey bir anda “yeni normal” olabiliyor. Ve çoğu zaman bu sahneler, fırtına kopmadan hemen önce yaşanıyor.

Sanat tarihçisi Burak Yiğit Aydın’ın işaret ettiği o eşikten, yakın geçmişte “taşınabilir servet sigortası”na dönüşen o satışlardan bazılarını kısaca hatırlayalım.  

Japon Rüyası ve Van Gogh

İrrasyonel lüks dansının yakın tarihteki belki de en çarpıcı sahnelerinden biri, 15 Mayıs 1990’da yaşandı. Japonya’daki ekonomik balon şiştikçe şişmiş, para neredeyse anlamını yitirmişti. Tam da bu atmosferde, Vincent Van Gogh’un Dr. Gachet’nin Portresi, New York’ta Christie’s’in salonunda 82.5 milyon dolara alıcı buldu. Çeki kaldıran isim, Japon iş insanı Ryoei Saito’ydu ve bu rakam tabloyu o an için dünyanın en pahalı eseri yaptı.

Sanat Piyasasının Krizler Çağındaki Büyüleyici Dansı
Sanat Piyasasındaki Satış Rekorları

Ama hikâye burada bitmedi. Saito, yalnızca iki gün sonra bu kez Pierre-Auguste Renoir’nın Bal du Moulin de la Galetteini78.1 milyon dolara satın alarak, 48 saat içinde sanat tarihine geçecek bir serveti müzayede salonlarında bıraktı. Bugünün parasıyla bakıldığında, bu iki tabloya ödenen toplam bedel yaklaşık 327 milyon dolara karşılık geliyor.

Sanat Piyasasının Krizler Çağındaki Büyüleyici Dansı
Sanat Piyasasındaki Satış Rekorları

Bu alımlar, Japon ekonomik balonunun zirvesinde, sanat piyasasının nasıl bir spekülatif sarhoşluğa sürüklenebildiğinin simgesi oldu. Hatta Saito’nun, Van Gogh tablosunun ölümünden sonra kendisiyle birlikte yakılmasını vasiyeti söylentisi bu çılgınlığın zirvesiydi. Ne var ki kısa süre sonra Japon balonu patlarken, bu astronomik sanat fiyatlarının yerçekimiyle tanışması uzun sürmedi.

Jackson Pollock – Number 5, 1948 ve Willem de Kooning – Woman III

2006 yılı, modern sanatın piyasa ile kurduğu tehlikeli yakınlığın açık bir vitrini gibiydi. O yılın Kasım ayında film yapımcısı David Geffen, Jackson Pollock’un Number 5, 1948 adlı tablosunu yaklaşık 140 milyon dolara özel satışla elden çıkararak bir tablo için ödenmiş en yüksek bedeli kayda geçirdi. Yalnızca iki hafta sonra bu kez Willem de Kooning’in Woman III’ü 137.5 milyon dolara, yine özel bir satışla el değiştirerek aynı koleksiyondan çıkan ikinci büyük hamleye dönüştü.

Sanat Piyasasının Krizler Çağındaki Büyüleyici Dansı
Sanat Piyasasındaki Satış Rekorları

Bu satışlar bir anda ortaya çıkmadı. Zemin, iki yıl önce atılmıştı. Haziran 2004’te koleksiyoner Ronald Lauder, Gustav Klimt’in Adele Bloch-Bauer I portresini 135 milyon dolara özel bir anlaşmayla Neue Galerie koleksiyonuna katmıştı. Bu alım, 130 milyon dolar eşiğini aşan ilk modern başyapıt olarak piyasada psikolojik bir kırılma yarattı.

Sanat Piyasasının Krizler Çağındaki Büyüleyici Dansı
Fotoğraf: Chris Hondros (Getty Images)

Pollock ve de Kooning satışları ise bu eşiğin artık istisna değil, yeni bir referans noktası hâline geldiğini gösterdi. Tesadüf mü? Pek değil. Çünkü bu rekorlar, ABD’de konut piyasası balonunun en şişkin, özgüvenin ise en kontrolsüz olduğu döneme denk geliyordu. Nitekim kısa süre sonra patlayan finansal kriz, sanat piyasasının da bu sarhoşluktan payına düşeni alacağını gösterecekti. Tuval küçüktü; yüklenen anlam ve bedel ise fazlasıyla büyük.

Çağımızın En Pahalı İktidar Simgesi

Leonardo da Vinci ve Salvator Mundi

2017 sonbaharında sahneye bu kez Rönesans’ın en ağır topu çıktı. Leonardo da Vinci’ye atfedilen Salvator Mundi, 15 Kasım 2017’de Christie’s New York’ta düzenlenen müzayedede 450.3 milyon dolara satılarak sanat tarihinin tüm zamanlar rekorunu kırdı. Telefonun ucundaki isim Suudi Prensi Badr bin Abdullah’tı; alımın Veliaht Prens Mohammed bin Salman adına yapıldığı ise, resmî açıklama olmaksızın, bu satışın ayrılmaz bir parçası hâline gelen bir kabule dönüştü.

​Bu rekoru asıl çarpıcı kılan ise tablonun fiyat yolculuğuydu. 1958’de Londra’da Leonardo’nun bir öğrencisine ait sanılarak 45 sterline satılan eser, 2005’te ABD’de restorasyon sonrası 1.175 dolara el değiştirmişti. Ardından Leonardo Da Vinci ihtimali belirdi ve tablo bir anda başka bir evrene geçti. 2013’te Rus milyarder Dmitry Rybolovlev tarafından 127.5 milyon dolara satın alındı; dört yıl sonra ise neredeyse yarım milyar dolarlık o meşhur çekiç sesi duyuldu.

Sanat Piyasasının Krizler Çağındaki Büyüleyici Dansı
Fotoğraf: Drew Angerer (Getty Images)

Bu satış, aslında doğrudan bir kriz eşiğinde gerçekleşmemişti. Küresel ekonomi hâlâ büyüme anlatılarıyla ayaktaydı. Yine de pek çok yorumcu için Salvator Mundi, sanatın bir estetik deneyimden çok, finansal bir enstrüman ve jeopolitik bir güç göstergesine dönüştüğü anın sembolüydü. Bir zamanlar gözden kaçmış bir resim, sonunda çağımızın en pahalı iktidar simgelerinden biri hâline gelmişti.

Alberto Giacometti – L’Homme au doigt (Pointing Man)

Resimlerin gölgesinde kalıyor gibi görünse de, heykel piyasası da fırtınadan payını alanlardan. Mayıs 2015’te Alberto Giacometti’nin bronzdan yapılmış ince figürü L’Homme au doigt (Pointing Man), Christie’s’de 141.3 milyon dolara satılarak tarihin en pahalı heykeli unvanını kazandı. Açık artırma öncesi yaklaşık 130 milyon dolar biçilen değer, beklenenin biraz üzerine çıkmıştı; kısa süre sonra eserin Amerikalı milyarder Steve Cohen’in koleksiyonuna girdiği anlaşıldı.

Sanat Piyasasının Krizler Çağındaki Büyüleyici Dansı
Sanat Piyasasındaki Satış Rekorları

Bu satış, Giacometti’nin kendi rekorunu da geride bırakıyordu; 2010’da Walking Man I 104 milyon dolara satılmıştı. Dahası, aynı hafta aynı salonda Pablo Picasso’nun Les Femmes d’Alger (O) tablosu 179 milyon dolara alıcı bularak resim kategorisinde yeni bir zirveye yerleşti. 2015 baharı, hem tuvalde hem bronzda rekorların arka arkaya yazıldığı, küresel piyasalarda bol likiditenin ve sınırsız iyimserliğin hüküm sürdüğü bir an olarak hafızaya kazındı. O günlerde bir eleştirmenin müzayede salonları için kurduğu cümle durumu özetler nitelikteydi: Para akıyor, yaratıcılık ise sessizce geri çekiliyordu…

Ve bugünlerde sıkça konuşulan, yakın zamandaki üç satışa bakalım:

Müzayede Tarihinin En Pahalı İkinci Eseri

Gustav Klimt – Portrait of Elisabeth Lederer  

18 Kasım 2025’te New York sarsıcı bir rekora sahne oldu. G. Klimt’in Elisabeth Lederer’in Portresi, Sotheby’s’de 236.4 milyon dolara satılarak sanatçının tüm zamanlar rekorunu kırdı. Eser, birkaç ay önce 92 yaşında vefat eden koleksiyoner Leonard Lauder’ın mirasından müzayedeye çıkmıştı. Tablo, Leonardo da Vinci’ye atfedilen Salvator Mundi’nin ardından, açık artırmada satılmış en pahalı ikinci sanat eseri olarak müzayede tarihinde yerini aldı.

Sanat Piyasasının Krizler Çağındaki Büyüleyici Dansı
Fotoğraf: gustavklimt.org

Eserin, Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed Al Nahyan tarafından satın alındığı ve aralık ayında Abu Dabi’de açılan Zayed Ulusal Müzesi koleksiyonuna girebileceği iddiası, bu tür satışların estetik tercihlerden çok, kültürel prestij ve iktidar inşasıyla ne kadar iç içe geçtiğini de hatırlatıyor.

* Klimt’in satışından önce, Salvator Mundi’den sonraki en pahalı ikinci eser Pablo Picasso’nun Les Femmes d’Alger (Version O) tablosuydu. Eser, Mayıs 2015’te Christie’s New York’ta 179.4 milyon dolara satıldı ve uzun yıllar bu konumda kaldı.

Bir Kadın Sanatçıya Ait En Pahalı Eser

Frida Kahlo – El sueño (La cama)

Klimt’in çekiç sesi hâlâ kulaklarımızdayken ibre bu kez Frida Kahlo’ya döndü. 20 Kasım 2025’te, New York’ta Sotheby’s’de Frida Kahlo’nun El sueño (La cama) adlı otoportresi 54.7 milyon dolara alıcı buldu. Bu rakam, Kahlo’nun müzayede rekorunu yukarı taşırken, kadın sanatçılar ve Latin Amerikalı sanatçılar kategorilerinde de yeni zirveler belirledi. Satış henüz çok taze; piyasa bu bedelin anlamını tartmaya devam ediyor.

Sanat Piyasasının Krizler Çağındaki Büyüleyici Dansı
Fotoğraf: fridakahlo.org

Sotheby’s cephesinden gelen ilk yorumlarda satışın nadirlik ve rekabetçi tekliflerin birleşimiyle ateşlendiği vurgulanıyor. Sotheby’s eserin alıcısının anonim kalmak istediğini belirterek; standart müzayede gizliliği koruyor.

Japon Baskı Sanatı Rekoru

Katsushika Hokusai – Kanagawa Açıklarında Dalga Altında (Büyük Dalga)

New York’taki salonlar rekorlarla çınlarken, bu kez Asya cephesinden başka bir titreşim geldi. 22 Kasım 2025 gecesi, Sotheby’s Hong Kong’da, Okada Sanat Müzesi koleksiyonundan çıkan “Asya Sanatının Başyapıtları” satışında 125 eserin tamamı alıcı buldu ve toplam satış rakamı 688 milyon Hong Kong dolarına ulaştı. Gecenin merkezinde ise Japonya’nın Edo döneminin en tanınmış imgelerinden biri vardı. Katsushika Hokusai’nin Fuji Dağı’nın Otuz Altı Manzarası serisinin ikonik baskısı Büyük Dalga

Sotheby’s kataloğunda 5-8 milyon Hong Kong doları aralığında öngörülen bu ahşap baskı, 21.7 milyon Hong Kong dolarına (yaklaşık 2.8 milyon ABD doları) satılarak bir Japon baskısı için yeni bir dünya rekoru kırdı. 1831 civarında basılan eserden günümüze yalnızca yaklaşık 130 kopyanın ulaştığı biliniyor. Müze koleksiyonundan gelmesi ve son derece iyi korunmuş olması, eserin nadirliğini doğrudan fiyatlanabilir bir değere dönüştürdü. Nadirlik, tarihsel önem ve koleksiyon hikâyesi üst üste geldiğinde, piyasanın tepkisi gecikmiyor ve dalga gerçekten her şeyi süpürüyor.

Sanat Piyasasındaki Satış Rekorları
Fotoğraf: John Phillips (Getty Images For Sotheby’S)

Bu satış, Asya pazarının yüksek nitelikli eserler için giderek daha güçlü bir çekim merkezi hâline geliyor olmasıyla da değerlendiriliyor. İbre Batı’dan Doğu’ya doğru hafifçe kayıyor olabilir. Fakat bir yandan da 1990 Japon baharını hatırlatmıyor değil.

Barometrenin ibresi, Kasım 2025’te bir anlığına hızlı şekilde yükseldi. Ve insan, ister istemez aynı soruya geri dönüyor: Bu kadar para neden şimdi? Bu üç satış şu an için kesin bir kehanet sunmuyor. Fırtına kopacak mı, yoksa bu yalnızca piyasanın kendi içinde bir sıkılaşma dönemi mi? Durum her ne ise bunu zaman gösterecek ve o zaman sandığımızdan da yakın olabilir.

Burak Yiğit Aydın’ın cümlesiyle başladığımız yazıyı yine onun cümlesiyle kapatalım; çünkü sanat piyasasındaki en yalın gerçek bu cümlede: “Zengin insanlar satarlar, daha zenginler alırlar”.

Kapak Fotoğrafı: Eduardo Munoz Alvarez / Getty Images

Hırsızlık Sanatı: Dünyayı Sarsan Müze Soygunları

“Satıyorum, Sat-tım”: Son Zamanların En Pahalı Müzayede Satışları

2025’in Ses Getiren Saat Satışları