İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi (İMOGA)’ndeyiz. Çok değerli hocam Profesör Süleyman Saim Tekcan ile bu sefer bir röportaj için buluştuk.

Süleyman Saim Tekcan
Süleyman Saim Tekcan
Fotoğraflar: Serkan Eldeleklioğlu

Seneler önce ben henüz bir sanat öğrencisi bile değilken yollarımız kesişmişti kendisiyle. Daha doğrusu sevgili hocam Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı iken hemen yan binasında bulunan Ayazağa Işık Lisesi’nde gerçekleştirdiğim ilk solo sergimi gezmiş ve tanışmak üzere beni kürsüsüne davet etmişti. Daha o günden sanata ve sanatçıya verdiği değeri anlamış, çok gururlanmıştım.

Londra’daki sanat eğitimim boyunca İstanbul’a geldiğimde vazgeçilmez duraklarımdan biri olan İMOGA Müzesi’nde gerçekleştirdiğimiz onlarca sohbetten, birlikte aynı atölye ortamında çalışma şansını yakalamış biri olarak kendisini bu denli yakın tanımaktan dolayı çok mutlu olduğumu bir kez daha dile getirmek isterim. Süleyman Saim Tekcan kendini hem sanatına hem de sanat eğitimine adamış, resim, heykel, baskı sanatları, sinema gibi sanatın her dalında başarılı, çok yönlü bir sanatçı, bir mentor. Yine tüm samimiyeti ile eserlerinin çevrelediği müzedeki atölyesinde beni karşılıyor ve röportaja başlıyoruz…

1940 yılında Trabzon’da doğdunuz, 1958-1961 yılları arasında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü’nde Refik Epikman, Veysel Erüstün, Şinasi Barutçu gibi hocalardan eğitim aldınız. Peki sizin için önemli bir yeri olan baskı sanatı ile nasıl tanıştınız?

Trabzon’da daha küçük yaşlarda bir matbaada çalıştım. Bu matbaa Trabzon’un Sesi gazetesini çıkartıyordu. Mürettiplik yaptım. Mürettip, harfleri kelimeler olarak dizip kumpasa yerleştirir. Bunlar bir sayfa şekline getirilir ve sayfalar da gazete olarak basılır. Bütün bu işleri ben çocukluğumda yaptım. Sonra da tabii ki gazeteyi koltuğumun altına alıp Trabzon’daki abonelere dağıtıyordum. Baskıyla buluşmam böyle oldu.

Tabii gelecekte bir baskı sanatçısı olacağım düşündüğüm bir şey değildi. Gazi Terbiye çok önemli bir okuldu. Atatürk’ün kurduğu, Mimar Kemaleddin’in yaptığı çok önemli, özel bir binada başlayan bir eğitimdir orası. Birçok bölüm vardı; edebiyat, fen, pedagoji, Almanca, İngilizce, Fransızca, resim, müzik gibi bölümlerin olduğu, Türkiye’yi eğitim bakımından ayağa kaldıracak bir kurumdu Gazi Terbiye. O zamanki adıyla Gazi Terbiye, sonra Gazi Eğitim, şimdi ise Gazi Üniversitesi oldu. Çok yakın bir tarihte ben Ankara’da Millet Kütüphanesi’ndeki büyük sergiyi açmaya gittiğimde beni davet ettiler ve bana Gazi Terbiye’nin en büyük ödülünü verdiler. Oranın mezunları arasında çok önemli bir yerde durduğumu hissettim. Şinasi Barutçu bizim Grafik hocamızdı. Orada gravür, litografi yapmayı öğrendik ve diğer baskı teknikleri örneklerini yaptık. Yani sanatsal baskı dediğimiz baskı sanatları ile buluşmam Gazi Terbiye’de başladı.