Ali Güngörmüş, Michelin yıldızlı ilk Türk aşçı. 1986’da henüz küçük bir çocukken göç ettiği Almanya yalnız yeni evi değil, mutfağa ilk adımını attığı şehir de olmuş. Güngörmüş’ün mutfağı ise Alman malzemeleriyle harmanlanmış Türk aromaları sunuyor. Michelin yıldızlı aşçının dünden bugüne mutfak yolculuğunu Türk-Alman kültürü ekseninde konuştuk.

Mutfak yolculuğunuzdaki ilk durağa gitmek istiyorum. Hikâye nasıl başladı?

1986’da on yaşındayken Türkiye’den Münih’e geldim. Ondan öncesinde Tunceli’de bir köyde yaşıyordum. Standart bir köy hayatı vardı; bostanlar ekiliyordu, meyve ağaçlarımız vardı. Sütümüzü kendimizin sağıp yağımızı yine kendimizin yaptığımız bir ortamdan bahsediyorum. O zamanlarda malzeme konusunda anneme yardımcı olarak bir şekilde mutfakla ilişkim başlamıştı. Hevesim de hep vardı, fakat bir gün şef olmak aklımdan geçmiyordu. Münih’te yaşamaya başladığım dönemde, 15-16 yaşlarımda bir mutfakta çalışmaya başladım. Şefle ilk görüşmeye gittiğim zamandan hatırladığım şey ise mutfağın güzel kokusu. Bir de gittiğim o gün hava çok soğuktu, fakat mutfak çok sıcaktı. Sıcak ve güzel kokan bir mutfakta işe başladım.

Michelin yıldızı nasıl geldi?

Mesleğe başladıktan bir süre sonra çeşitli restoranlarda çalıştım, kimileri 1 ya da 2 Michelin yıldızlı restoranlardı. Hayalimde ise hep bir gün kendi yerimi açmak vardı. Günün birinde Hamburg’da Elbe Nehri’nin oralarda boş bir restorandan teklif geldi. Görüşmelerim sonucunda 2005’te orada açtım restoranı ve 2006’da bu restorana Michelin yıldızı geldi. Tüm imkânlarımı kullanarak açtığım bir restorandı, bu yüzden ayakta kalabilmek için biraz hızlı başladım.

Açtığım mekânda eskiden çok ünlü bir restoran vardı, bizim açılışımızın ardından Hamburg gazetelerinden Bild, “Artık Le Canard’da döner olacak” gibi bir başlık yazmıştı. Bu haber de bana azim veren noktalardan biri oldu. 2006’da Michelin de gelince restoran daha da ün kazandı. Böylece yavaş yavaş büyüdük. Şimdiyse Münih’teki restoranımda yola devam ediyorum. Münih evim gibi, ailem de burada. Yine Münih’te yeni bir restoran açma hazırlığındayız, adı Pera Meze. Lahmacun ve meze üzerine yeni bir konsept.

Ali Güngörmüş: “Alman malzemelerini Türk aromalarıyla harmanlayıp sunuyoruz.”

Alman ve Türk kültürüyle bir arada büyüdünüz. Bu etkileşimin mutfağa yansıması nasıl oldu?

Üst sınıf diyebileceğim Alman mutfağı bölge bölge değişiyor, fakat çoğunlukla ağır yemeklerden oluşuyor. Malzemeleri ise çok iyi, genellikle organik kullanıyoruz. En yalın haliyle şöyle: Alman malzemelerini Türk aromalarıyla harmanlayıp sunuyoruz. Lahananın yanına sucuk koyuyoruz örneğin, böylece değişik tatlar oluyor. Bizim mutfağımız da baharatlı ve çok dönemsel. Aynı zamanda Türk mutfağı dünyanın en iyi mutfaklarından biri, ilk beşe girebilir bana göre, malzemelerin hep taze ve mevsimlik olduğunu görüyoruz. Öte yandan insanlar artık ağır yemekler yemek istemiyor, o yüzden restoranda buna dikkat ediyoruz; örneğin sadece vejetaryen bir menümüz var.