Saatolog.com.tr Logo

Nişantaşı’nda Bir Simya Alanı: Leyla Emadi ile “Hemhal” Olmak

26 Şubat 2026
Nişantaşı’nda Bir Simya Alanı: Leyla Emadi ile “Hemhal” Olmak
Betonun ağırlığı ile ipliğin hafifliği arasında salınan “Hemhal”, Leyla Emadi’nin zıtlıkları çatıştırmak yerine aynı terazide tutarak kurduğu o kırılgan ama güçlü dengeyi MERKUR’de görünür kılıyor.

Dışarıdan bakıldığında mesafeli bir ışıltıya sahip gibi görünen, benim için “aile apartmanı” sıcaklığındaki Nişantaşı’nın sokaklarından geçip MERKUR’ün kapısından içeri adım atıyoruz. Leyla Emadi, altıncı kişisel sergisi Hemhal / Blended in Balance ile hayatın paradokslarından biriyle yüzleşeceğiz. Zıtlıkların içinde nasıl bir bütün oluruz?.. Tıpkı buraya gelirken hissettiğim mesafeli ve sıcak duygu gibi; ağır ve hafif… Sabit ve akışkan… “Hemhal” , betonun ağırlığı ile ipliğin hafifliğini, küfi yazının sert köşegenliği ile Sufi düşüncenin akışkanlığını aynı kapta eriten bir simya alanı.

Nişantaşı’nda Bir Simya Alanı: Leyla Emadi Ile “Hemhal” Olmak
Leyla Emadi Hemhal

“İki Vatan, Tek Ruh” ve Leyla Emadi Kimdir?

Sanatçıyı henüz tanımayanlar için öncelikle Leyla Emadi’nin dünyasına girelim. Onun hikayesi Ankara’da başlayıp kökleri İran’a uzanan bir kimlik haritasını okumak gibi. Emadi, 1977’de, her iki ülkenin de siyasal ve ideolojik olarak en çalkantılı dönemlerini yaşadığı yıllarda dünyaya gelir. Bir tarafta İran’daki rejim değişikliğinin getirdiği mecburi götürüler, diğer tarafta Türkiye’nin askeri darbe yılları… Böylesine sert yıllarda, üstelik iki vatanlı, yani öteki olmak hali; Emadi’de bir eksiklik olmamış, aksine zenginlik katmış.

Eğitim yolculuğu Los Angeles Pierce College’da 3 boyutlu sanatla başlamış. Ardından Yeditepe Üniversitesi’nde Prof. Özdemir Altan ve Prof. Zahit Büyükişleyen gibi ustaların atölyelerinde devam etmiş. Onun sanatını estetik bir kaygıdan öteye taşıyan ise, Yeditepe’de tamamladığı “Travma’nın Karakter Yapılarına Etkisi ve Sanatçılar Üzerindeki Yansıması” başlıklı doktora tezi olmuş.

Nişantaşı’nda Bir Simya Alanı: Leyla Emadi Ile “Hemhal” Olmak
Leyla Emadi Hemhal

Sertliğin ve Yumuşaklığın Dansında Bir Sanat Anlayışı

Emadi, kendini bir tahterevallinin iki ucunda gidip gelmeye çalışan birine benzetiyor. Bir yanı son derece net, sert ve disiplinli; diğer yanı su gibi akışkan, renkli ve yumuşak. Bu karakter özelliği işlerine de yansıyor. Sanat pratiğinde malzeme, kavramdan sonra geliyor. Önce mesele zihinde beliriyor, sonra o mesele en iyi hangi maddeyle hemhal olacaksa o seçiliyor.

Dil ise, Emadi için bedende hissedilen fiziksel bir varlık gibi. Sanatçının çocukluğu, Firdevsi’nin Şahnamesi’ni okuyan bir babanın ve atasözlerinin eksik olmadığı bir evin içinde geçmiş. Belki de bu yüzden “kelam” onun için bir sığınak. Turgut Uyar’ın o meşhur “Herkes ne zaman ölür; elbet gülünün dikeni kendine batınca” dizesini anımsatır bir hassasiyetle, Emadi de kendi “dikenlerini” sanatıyla ehlileştiriyor sanki.

Nişantaşı’nda Bir Simya Alanı: Leyla Emadi Ile “Hemhal” Olmak
Leyla Emadi Hemhal

Derin Bir Nefes Al ve Tekrar Başla

Leyla Emadi’nin önceki çalışmalarına baktığımızda, sanatının zamanla nasıl bir evrim geçirdiğini gözlemlemek mümkün. 2011’deki ilk kişisel sergisi Abluka, daha toplumsal, protest ve meydan okuyan bir duruşta. Kadına yönelik şiddet, cinsiyet eşitsizliği ve hayvan hakları meseleleri bu dönemin ana ekseni. O meşhur “I Have No Hair / Saçım Yok” (2011) çalışmasında, saçını anarşist bir tavırla kazıyarak kadının özgürlük ve güç mücadelesini kendi bedeniyle sembolleştirmişti.

Fakat sanatçı zamanla, toplumsal yaraların ancak bireysel iyileşmeyle şifalanabileceği düşüncesine ulaşır. “Yaralar” (2017) sergisinde daha pozitif ve iyileşme odaklı eserler üretir. Ardından gelen “Gel-Git” (2021)’te ise, sanatçının ailesiyle birlikte İtalya’ya yerleşme sürecinden hareketle; konfor alanları ve bunun tam zıttı olan bilinmezlik-belirsizlik halleri üzerinedir. 2022’deki “Diken Üstünde” de ise “Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez” deyişinden yola çıkarak, kelimelerin ruhumuzda bıraktığı o “taş gibi” ağırlık somutlaşır.

Nişantaşı’nda Bir Simya Alanı: Leyla Emadi Ile “Hemhal” Olmak
Leyla Emadi Hemhal

Zıtlıklarla Birlikte Yaşama “Hemhal”i

Şimdi MERKUR’de karşımıza çıkan “Hemhal”, tüm bu geçmiş birikimin rafine hali. Serginin kalbinde yer alan tahterevalli kurgusu, aslında hayatın o dinamik ve durmak bilmeyen ritminin yalın bir metaforu. Emadi’ye göre denge, her iki zıt ucu da kendine ait kabul etme cesareti. Herakleitos’un “zıtların birliği” ilkesini anımsatır biçimde, sanatçı bize bir taraf ağırlaştığında diğerinin yükseldiği o kaçınılmaz devinimi gösteriyor. Ne bir tarafı görmezden gelmek mümkün ne de diğerine körü körüne tutunmak…

Nişantaşı’nda Bir Simya Alanı: Leyla Emadi Ile “Hemhal” Olmak
Leyla Emadi Hemhal
Nişantaşı’nda Bir Simya Alanı: Leyla Emadi Ile “Hemhal” Olmak
Leyla Emadi Hemhal

Beton Kitabeler ve Küfi’nin Geometrisi

Sanatçının bu sergisinde de karşımıza beton yazılar çıkıyor. Dilin taş gibi ağır yönünü somutlaştırmak için oradalar. Uçup gitmesinler diye betonlar… Söz sanki daha keskin olsun diye “küfi”ler. Bakarken, “betona en çok küfi form yakışıyor olmalı” diye düşünmeden edemiyor insan. Zaman ve teslimiyet kavramları, bu keskin köşeler ve sert yüzeylerde adeta dondurulmuş. Kelimeler kural gibi çivilenmiş. “Söz uçar yazı kalır” sözü katmerlenmek istercesine beton dökülmüş.

Nişantaşı’nda Bir Simya Alanı: Leyla Emadi Ile “Hemhal” Olmak
Leyla Emadi Hemhal

Bunların hemen yanında daha yuvarlak ve yumuşakmış gibi görünen heykeller var. Beton ve küfi ile keskinleşen söz; bu defa heykellerde hiç de keskin değil. İzleyenin baktığı yere göre, üzerlerine düşen gölge veya ışığa göre kurdukları cümle de değişiyor sanki.

Sonra bir an karşınıza bambaşka bir şey çıkıyor. Herkes benim gibi ilk an “Buraya yanlışlıkla mı konmuş acaba?” diye düşünmemiştir. İşte bana böyle düşündüren şey nakış! Bir dönem evim henüz yeni başlanmış ve kesinlikle devamı gelemeden bırakılmış nakış işi kasnaklarıyla doluydu. Bir yetenek işi görünebilir ama hayır, nakış; başından sonuna sabır işi.

Sergiye dönecek olursak, aşağıda gördüğünüz bu nakış işi kendine, komplo teorisyenlerinin her yıl The Economist kapağını yorumlaması gibi uzun uzun baktırıyor. ( Ya da sadece ben uzun uzun bakmış olabilirim)

Nişantaşı’nda Bir Simya Alanı: Leyla Emadi Ile “Hemhal” Olmak
Leyla Emadi Hemhal

İp, Emadi’nin sanat pratiğinin vazgeçilmez parçası. Burada da sanatçı, iğne iplikle her ilmeği zamana ve sabra bağlamış sanki. (İnsan dokunma isteğinin önüne geçmek için kendini zorluyor.)

Bu The Magician (Büyücü) kartı, Leyla Emadi’nin sergi boyunca anlatmaya çalıştığı zıtlıkların dengesini tek bir karede özetler gibi. Bir eliyle yukarıyı, diğeriyle aşağıyı gösteren figür; “yukarıda ne varsa aşağıda da o vardır” ilkesini, yani parça ile bütün arasındaki kopmaz bağı anlatmıyor mu?

Masanın üzerindeki kafatası, tütsü kabı ve 1909 tarihli Waite referanslı kitaplar; Emadi’nin pratiğinin yer alan bireysel hafıza, derin kazı ve travma temizliği kavramlarına gönderme olabilir mi? Başının üzerinde süzülen sonsuzluk işareti (∞),Sufi düşüncedeki akışkanlığı ve yaşamın bitmek bilmeyen devinimini simgesel devamı mı?

Leyla Emadi Hemhal
Leyla Emadi Hemhal

Sanatçı burada, zıt kutupları birbirine kırdırmak yerine, tıpkı sergideki o tahterevalli metaforu gibi, her iki ucu da sahiplenerek kurulan o dinamik dengeyi mi ortaya koymuş?

Günün sonunda, büyücüyü de zihnime kazıyıp MERKUR’ün kapısından Nişantaşı sokaklarına dönerken; kendi keskinliklerimi ve zıtlıklarımı da sevebileceğimi düşünüyorum. Bu denge evreni bir sonuç değil, hemhalimiz tam da bunun içinde…

Günlük Hayatın Hikâye Anlatıcısı Ryan Gander

David Lynch: Görünenin Altında Kalan

Sanat Piyasasının Krizler Çağındaki Büyüleyici Dansı