Müziği pusula, yolculuğu anlatım biçimi yapan Tony Gatlif; Cezayir’den Endülüs’e, Sulukule’den Camargue’a uzanan benzersiz bir sinema dünyası bıraktı. 77 yaşında hayatını kaybeden yönetmeni, hafızada kalan filmleriyle hatırlıyoruz.
Bir Tony Gatlif filmini hatırlarken çoğu zaman önce hikâye gelmez akla. Bir gecenin ortasında yükselen flamenco, İstanbul’dan Midilli’ye uzanan bir vapur yolculuğu, Romanya kırsalında kurulan kalabalık bir sofra ya da Camargue’ın rüzgârında koşan beyaz atlar kalır geriye. Gatlif’in sinemasında coğrafya dekor değil, müzik ise hiçbir zaman yalnızca eşlikçi değildir. İkisi de hikâyenin kendisi kadar belirleyicidir.
Belki de bu yüzden filmleri, klasik anlamda “yol filmleri” olarak tanımlandığında eksik kalıyor. Gatlif için yolculuk bir yere ulaşmaktan çok, insanın tanıdığı dünyanın dışına çıkmasıyla ilgiliydi. Kahramanları başka bir şehre, ülkeye ya da topluluğa girerken seyirci de onlarla birlikte alışkanlıklarından biraz uzaklaşır. Filmlerinin sonunda büyük cevaplardan çok, yeni bir müzik dinleme, başka bir yere gitme ya da bildiğimiz bir coğrafyaya farklı gözle bakma isteği kalır.
Bunda kendi hayatının da payı vardı. Michel Dahmani adıyla Cezayir’de doğan yönetmen, 13 yaşında Fransa’ya kaçtıktan sonra polis tarafından yakalandığında geri gönderilmekten korkarak kendisini “Tony Gatlif” diye tanıtmıştı. Gatlif, çocukken ayakkabı boyadığı günlerde dinlenmeye gittiği Cezayir’deki bir parkın adıydı. Yıllar sonra bu tesadüfi seçimi hayatının dönüm noktalarından biri olarak anlatacaktı.
Türkiye de bu kişisel haritanın beklenmedik duraklarından biri oldu. 1990’da Latcho Drom için Sulukule’de yaklaşık 15 gün kaldı; mahallede çektiği görüntüler filmin Türkiye bölümüne girdi. Rebetikoyla ise daha önce, 1983’te Türkiye’ye yaptığı bir seyahatte tanışmıştı. O gün duyduğu müzik tam 34 yıl sonra Djam‘ın çıkış noktası olacaktı.
Gatlif’in dünyasına yeniden girmek için en iyi yol da bu nedenle hayat hikâyesinden değil, filmlerinden geçiyor.
İçindekiler
Latcho Drom – 1993
IMDb: 8,1
Tony Gatlif filmografisinden yalnızca bir film seçilecekse, Latcho Drom güçlü bir başlangıç. Hindistan’dan başlayan yolculuk Mısır, Türkiye, Romanya, Macaristan ve Fransa üzerinden İspanya’ya kadar uzanıyor. Roman topluluklarının yüzyıllar içinde katettiği coğrafyayı takip eden Gatlif, bunu geleneksel bir belgesel diliyle yapmıyor. Uzmanlar, açıklamalar ve uzun röportajlar yerine şarkılar, danslar, yüzler, gündelik hayat ve değişen manzaralar var.
Filmin en etkileyici tarafı, müziğin ülkeden ülkeye nasıl biçim değiştirdiğini duyabilmek. Bir melodi başka bir sınırın ötesine geçtiğinde başka enstrümanlarla, başka bir dil ve ritimle yeniden doğuyor.
Türkiye bölümü ise bugün ayrıca değerli. Gatlif’in 1990’da Sulukule’de yaptığı çekimler, artık aynı haliyle var olmayan bir mahalle kültürünün görsel hafızasına da dönüşmüş durumda.
Filmden Sonra: Bir belgesel izlemiş olmaktan çok, uzun bir yolculuktan dönmüş gibi hissedebilirsiniz. Ve muhtemelen film biter bitmez müziklerini yeniden dinleme isteği duyacaksınız.

Gadjo Dilo – 1997
IMDb: 7,6
Genç Stéphane, ölen babasının yıllarca dinlediği bir kasetteki Roman şarkıcıyı bulmak için Romanya’ya gider. Birkaç isim ve bir melodiden başka elinde pek bir şey yoktur. Aradığı şarkıcı onu bir Roman köyüne götürür; fakat bir süre sonra arayışın kendisi önemini kaybetmeye başlar. Stéphane dilini bilmediği insanların evlerine, sofralarına, düğünlerine ve müziğine dahil olur. Romain Duris’nin kariyerinin erken dönemindeki performansına Rona Hartner’ın olağanüstü enerjisi eşlik eder. Gatlif burada seyahat anlatılarındaki alışılmış bakışı tersine çevirir. “Yabancı kültürü” keşfeden Avrupalı kahramanın gözünden bakıyor gibiyizdir ama filmin yabancısı aslında Stéphane’ın kendisidir. Zaten “gadjo”, Roman olmayan kişiyi ifade eder.
Filmden Sonra: Neşeyle hüznün tuhaf biçimde birbirine karıştığı bir hisle bitireceksiniz filmi Ve bazen bir yeri anlamanın dilini konuşmaktan çok, sofrasına oturmakla mümkün olabileceğini düşünerek.

Vengo – 2000
IMDb: 7,3
Endülüs’ün sıcağında geçen bir kan davası… Kâğıt üzerinde Vengo‘nun hikâyesi böyle özetlenebilir. Oysa film bunun çok ötesinde. Gatlif’in kamerası bir aile hesaplaşmasını anlatırken sürekli başka yerlere kayar: gitar çalan ellere, dans eden bedenlere, gecenin karanlığında toplanmış kalabalıklara. Flamenco burada bir performans değil, gündelik hayatın dili gibidir. Filmdeki müzikal dünya da alışıldık bir soundtrack’in çok ötesine geçer. Endülüs’ün flamenco geleneği ile Mısırlı Sufi müzisyenlerin sesleri aynı evrende buluşur. Film ilerledikçe olay örgüsünden çok ritmi takip etmeye başlarız.
Filmden Sonra: Bir Endülüs gecesinin içinden çıkmış gibi bir his yaşayacağınız kesin; biraz yorgun, biraz büyülenmiş ve iyi bir flamenco kaydı bulma isteğiyle.

Exils – 2004
IMDb: 6,7
Romain Duris ve Lubna Azabal’ın canlandırdığı Zano ile Naïma, Paris’ten ayrılıp ailelerinin yıllar önce terk ettiği Cezayir’e gitmeye karar verirler. Gatlif burada göç hikâyelerinin bildik yönünü değiştirir. Kahramanları Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya değil, Avrupa’dan ailelerinin geride bıraktığı yere doğru ilerler. Fransa’dan İspanya’ya, Endülüs’ten Cezayir’e uzanan yol boyunca müzik de coğrafyayla birlikte değişir; elektronik ritimler giderek yerini flamencoya ve Kuzey Afrika seslerine bırakır. Gatlif’in kendi Cezayir geçmişinin de filmde kendine yer bulması Exils‘i daha kişisel kılar. Yönetmen bu filmle 2004 Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü kazandı.
Filmden Sonra: Tuhaf bir ağırlık hissine hazırlıklı olun. Exils, “ev” dediğimiz yerin gerçekten neresi olduğunu düşündüren filmlerden.

Transylvania – 2006
IMDb: 6,6
Asia Argento’nun canlandırdığı Zingarina, kendisini terk eden müzisyen sevgilisini bulmak için Fransa’dan Transilvanya’ya gider. Yanında arkadaşı Marie vardır; karşılarında ise kışın ortasında düğünleri, pazarları, yolları ve müzisyenleriyle bambaşka bir Romanya. Aradığı adamı bulduğunda film bitmez; aslında tam tersine, gerçek yolculuk o noktada başlar.
Transylvania Gatlif’in coğrafyayla en güçlü bağ kuran filmlerinden. Romanya’yı kartpostal görüntülerinin uzağından, soğuğu neredeyse hissedilen köy yollarından ve kalabalık kutlamaların içinden gösteriyor. Asia Argento’nun kontrol edilmesi güç enerjisi de bu dünyaya şaşırtıcı biçimde uyuyor.
Filmden Sonra: Kaybolmanın her zaman kötü bir şey olmadığını fark edebilirsiniz. Ve pek tabi kışın Romanya’ya gitme konusunda beklenmedik bir merak da cabası.

Korkoro – 2009
IMDb: 7,2
Gatlif’in renkli, müzikli ve hareketli dünyasının en karanlık tarafını görmek isteyenler için Korkoro ayrı bir yerde duruyor. Film, İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransa’daki bir Roman topluluğunun giderek daralan yaşam alanını takip ediyor. Seyahat etme özgürlüğünün yasaklanmasıyla başlayan baskılar, Nazi işgali altında çok daha ağır bir boyuta ulaşıyor.
Gatlif burada yine müziği kullanıyor fakat önceki filmlerdeki özgürlük hissinin yerini giderek yaklaşan tehlike alıyor. Tam da bu yüzden diğer filmlerinde özgürce hareket eden insanların neden “yolda olmayı” bu kadar önemsediklerini daha iyi anlamaya başlıyoruz.
Filmden Sonra: Bir süre sessizlik isteyebilirsiniz. Gatlif’in daha coşkulu filmlerinin ardından izlendiğinde, özgürlük fikrinin onun sinemasında neden bu kadar merkezi olduğunu yeniden düşündüren ağır bir film.

Djam – 2017
IMDb: 7,0
Genç Djam, bozulan bir tekne için gerekli motor parçasını almak üzere Midilli’den İstanbul’a gönderilir. İstanbul’da tanıştığı Avril’le birlikte yeniden Yunanistan’a doğru yola çıkar; İstanbul, Ege ve Midilli film boyunca birbirine bağlanır. Fakat gerçek rotayı belirleyen rebetikodur.
Gatlif bu müziği ilk kez 1983 yılında Türkiye’ye yaptığı bir seyahatte duyduğunu anlatıyor. Rebetikoda sevdiği şey, Doğu ile Batı’nın birbirine karışmasının yanı sıra müziğin taşıdığı melankoli ve başkaldırıydı. Bu karşılaşmanın filme dönüşmesi 34 yıl sürdü.
Bu bilgiyle izlendiğinde Djam başka bir anlam kazanıyor: Yönetmenin yıllarca hafızasında taşıdığı bir melodinin peşinden yeniden Ege’ye dönmesi gibi.
Filmden Sonra: Hafifleyeceğiniz kesin. Bir yaz akşamında Ege kıyısında uzun bir masaya oturmak, rebetiko açmak ve bir süre hiçbir yere yetişme telaşı hissetmeme özlemi de bonus.

Tom Medina – 2021
IMDb: 6,2
Gatlif’in kendi hayatına en fazla yaklaştığı filmlerden biri. Sorunlu genç Tom, mahkeme tarafından Fransa’nın güneyindeki Camargue’a gönderilir. Atlar, boğalar ve uçsuz bucaksız sazlıklarla çevrili bu dünyada kendisine yeni bir hayat kurmaya çalışır. Filmin çıkış noktası doğrudan Gatlif’in gençliğinden geliyor. Yönetmen de Paris sokaklarında yaşadığı dönemin ardından bir eğitimcinin yardımıyla Camargue’a gönderilmişti. Buna rağmen Tom Medina‘ya otobiyografi demeyi reddediyor; yaşadıklarını yalnızca kurmacanın başlangıç noktası olarak gördüğünü söylüyordu.
Camargue da filmde basit bir fon değil. Akdeniz Fransası denince akla gelen Côte d’Azur görüntülerinin oldukça uzağında; beyaz atları, siyah boğaları, gardian kültürü ve rüzgârlı düzlükleriyle bambaşka bir güney çıkar karşımıza.
Filmden Sonra: Şehirden uzaklaşma isteğiyle. Tom Medina, insanın bazen hayatını değiştirmek için yeni bir başlangıçtan çok, tamamen başka bir ritme ihtiyaç duyduğunu hissettiren filmlerden.

Gatlif’ten Geriye Kalan
Tony Gatlif’in filmlerinde güzel oteller, kusursuz rotalar ya da görülmesi gereken adresler yok. Buna rağmen çok az yönetmen seyahat etme arzusunu onun kadar güçlü hissettirebilir.
Çünkü Gatlif’in ilgilendiği şey varılacak yerden çok, yol boyunca insanın üzerine yapışanlardır: İstanbul’da duyulan ve 34 yıl unutulmayan bir melodi; çocukken dinlenilen bir parkın yıllar sonra soyadına dönüşmesi; Sulukule’de geçirilen 15 günün onlarca yıl sonra bir mahallenin hafızasına dönüşmesi…
Onun filmlerinden geriye çoğu zaman tam da bunlar kalır.
Bir şarkı, bir yol ve oraya gitme isteği.
Kapak Fotoğrafı: Andreas Rentz / Getty Images
Mubi’de İzleyebileceğiniz Unutulmaz Türk Filmleri





