Deneyimli usta radyocu ve televizyoncu Ümit Tunçağ söyleşi kitabıyla bizleri müzik dünyasının seksenli yıllarına taşıyor.

Altmışlı yetmişli yıllarda doğan kuşağın muhakkak bir ya da birkaç radyo kahramanı vardır. Hayatımıza damga vurmuş plakları ya da şarkıları ilk kez onların anonsuyla duymuş, dinlemiş ve bağlanmışızdır. Şüphesiz onlardan biri Ümit Tunçağ. Geçenlerde aktif olarak radyo ve televizyon programları yaptığı zamanlarda gerçekleştirdiği söyleşilerin bir kısmını kitaplaştırdığını öğrenince heyecanlandım. Kitabın adı Caz ve Rock Ünlüleriyle Söyleşiler… Kitabı edindikten hemen sonra kapısını çalmak istedim ama o İzmir’de ben İstanbul’da yaşadığımız için kapısını çalamadım, telefonunu çaldırdım. Tüm sorularıma o romantik dönemin zarif insanlarına has bir incelikle yanıt verdi.  

umit tuncag

Bu kitaptaki söyleşiler yaklaşık 25 – 30 yıllık, hatta daha eski olanlar var. Neden bu kadar geç hareket ettiniz?

Doğrusunu istersen gerçekten bu kitabı yayımlamayı aklımın ucundan bile geçirmiyordum. Ama buradaki konuları arkadaşlarıma dost meclislerinde anlatırken onlar da hep “yahu bu söylediklerini bize anlatıyorsun, iyi güzel de bunları bir de kitaba yazsana” diyordu. Aslında o günlerde aldığım birtakım notlar halen duruyordu. 1980’li yılların ortalarından günümüze kadar, sayısı belli değil ama 250’nin üzerinde caz müzisyeni, 50’ye yakın pop müzisyeniyle söyleşiler yapmıştım. Kimi uzun oldu, kimi de ayaküstü söyleşiler. Dediğim gibi hiç aklımda yoktu ama özellikle İzzet Öz ve Yavuz Aydar’ın telkinleri etkili oldu.

Sizi bu söyleşileri derlemeye iten motivasyon ne oldu?

İlk motivasyon aslında beni teşvik edenlerden geldi; onlar da İzzet ile Yavuz. Özellikle onlar “Bu kadar bize anlatıyorsun, sadece bizde saklı kalmasın, dök kâğıda” dediler. Bu da bir motivasyon oldu tabii… Sonra derlemeye başladıkça hoşuma gitti, derken paylaşılacak olması duygusuyla motive oldum.

Ulaşmakta ve sohbet etmekte en zorlandığınız kişiler kimler oldu? Neden?

2005 yılıydı… Ulaşmakta en zorlandığım kişilerin başında tabii ki Keith Jarrett geliyor. Çünkü İKSV ile yaptığı özel sözleşmede, “Kesinlikle yanımda gazeteci, radyocu, televizyoncu birilerini istemiyorum” diye madde koymuş. Devamında da “Eğer biri gelir ve benden böyle bir şey isterse konserimi yapmam, bırakırım” demiş. Ben de bu nedenle kendimi bir rehber gibi gösterip yanına yaklaştım, onunla sohbet kurdum ve söyleşiyi konseri bitirdikten sonra ikna ederek yaptım. O da bana sordu, “Neden şimdi yapıyorsun?” diye. “Ben deli miyim, senin konserini dinlemeden söyleşiye girmek ister miyim?” dedim.