Dizzy Gillespie’den Quincy Jones’a müzik tarihinin efsanelerini kendine hayran bırakan Türkiye’nin ilk solo caz sanatçısı Maffy Falay’ı ölüm yıldönümünde saygıyla anıyoruz.
Asıl adı Ahmet Muvaffak Falay’ı kullanan yok gibi. Zira Falay, çocukluğundan itibaren Mafili olarak tanınır, Maffy’le tüm dünyaya kendini kabul ettirir. 1930 yılında Buca’da doğar. Ziraat mühendisi olan babası ayda yılda bir eve uğradığından çocukluğu annesi, abisi ve iki ablasıyla geçer. Çocukluğundan hatırladığı ilk ev, Karşıyaka’da. İki katlı evin baş köşesinde bir piyano durur. Ablaları piyanonun başına sırayla geçerek Bach’tan, Mozart’tan klasik eserler çalarken abisi mandolinle eşlik eder. Alaturka şarkılar söyleyen annesi ise başka bir odada. Ailede herkes müzikle içli dışlı olunca öğle uykuları bile zor gelir Falay’a. Küçük Mafili, arka odada yatırılırken salondan gelen müzik sesleri onu hayallere daldırır. Uzakları düşlemek çocukluğundan kalma bir alışkanlık gibidir.

BANDO TAKIMINDA KEŞFEDİLDİ
Henüz 1940’ların başında ve kendisi ortaöğretim çağındayken okul sıralarından, müfredattan uzaklığı kendini belli eder. İzmir’in sokaklarını arşınlayan Falay, okuldan da ihtarname alır. Tam da o günlerde annesi, “Ankara’ya gidiyorum, sen biraz babanda kal” deyince kendini Kuşadası otobüsünde bulur. Ömrü boyunca mesafeli bir ilişki kurduğu babası, onu karşıladığı gibi terziye götürür, fiyakalı kıyafetler diktirir. Dikilir dikilmesine ama ruhu sokaktadır.
Bir gün arkadaşlarıyla tavla oynadığı Çolak Ahmet’in kahvehanesinde İzmir’den gelen otobüsten indirilen kutuları görür. Zincirli kutuların içinde ne olduğunu merak edip sorunca sazlar olduğunu öğrenir. “İzmir’den hoca geliyormuş” sözleri duyulur. “Boş boş duracağımıza bari bandoya yazılalım” diyen Falay, hayatını değiştirecek ilk adımı atmıştır bile. Bando takımına girdiği gibi hiç zorlanmadan enstrümanları çalınca şefin dikkatini çeker ve hocası sayesinde üç ayda notalarla dans eder hale gelir.
“AA CAZ ÇALIYOR”
12 yaşında girdiği bando takımında her ne kadar ona trombon verilmiş olsa da Falay’ın gözü trompettedir. Herkes provadan çıktığında o gizli aşkıyla buluşup deniz kenarına iner. Gözlerden uzakta yaşadığı sevdasıyla büyürken bir haber alır Falay. Annesi dönmüş, onu beklemektedir. Falay, bir kez daha küçük valiziyle yollara düşer. Bu kez Kuşadası’ndan İzmir’e. Bu gidiş gelişlerde bozulan düzeni bir kez daha onu sokaklara iter.
İzmir sokaklarında başı boş gezindiği bir gün Fuar’da onlarca insan görür. Yükselen seslere doğru yürür, odaklanmış bir vaziyette. Karşısında 45 kişilik İzmir Şehir Bandosu. Trompetler, klarnetler, davullar derken gözünü alamayan Falay’ı fark eden biri “Ne yapıyorsun burda?” diye sorar. Kendinden emin bir sesle; “O elindekini çalarım ben” der ve başlar. O güne dek ne yaptığından pek de haberi olmayan Falay, karşısındakinin “Aa caz çalıyor” demesiyle tanışır ömrü boyunca tutkun olacağı müzikle.











