Mevsim dönerken sanat rotası da yenileniyor; İstanbul’un sonbahar sergileri farklı disiplinlerden sanatçıların büyüleyici dünyalarına ev sahipliği yapıyor.
Canan Tolon, üçüncü kişisel sergisi “Nakarat”ta izleyiciyi on iki büyük boyutlu soyut resimle karşılıyor. Yan yana, aralıksız dizilen bu tablolar her biriyle aynı ritme katılan; anlamını yavaş yavaş silikleştiren bir tekrarın içine çekiyor. Tolon’un doğa, zaman, bellek ve mimariyle örülü üretim süreci boyayı döküp silerek, kazıyıp yeniden kurarak şekilleniyor. Bu katmanlı yüzeyler yapımın ve yıkımın izlerini taşırken, varoluş ile yok oluş arasındaki ince çizgide salınıyor.
Zamanın katmanları, Sarkis’in yeni sergisi “Edirnekâri Çerçeveli Beş İkona”da birer birer yüzeye çıkıyor. Sarkis’in bu yeni sergisinde belleğin, mekanın ve zamanın izini sürüyor. 19. ve 20. yüzyıla ait Anadolu ve Şam kökenli özgün Edirnekâri çerçeveler, sanatçının parmak izleriyle buluşarak bambaşka bir yüzeye dönüşüyor. Sarkis’in parmaklarını boya aracı olarak kullandığı bu benzersiz teknik, izleyiciyi bakan konumundan dokunmayı hayal eden bir noktaya taşıyor.
Alışılageldik sergi formatlarının dışına çıkan “Baharın Kokusunu Hatırlıyor musun?”, geçmişin nasıl anlatıldığına kişisel hafıza üzerinden bakan çok katmanlı bir yerleştirme, video ve performans programı sunuyor. Performistanbul işbirliğiyle hazırlanan program, Yapı Kredi Kültür Sanat’ın farklı mekanlarına yayılırken kişisel arşivler, sözlü tarih ve aile anılarıyla şekillenen işler aracılığıyla izleyiciyi hafızanın çatlaklarından sızan alternatif anlatılarla buluşturuyor.
Sanatın, toplumsal dönüşümün kalbine yerleştiği bir sahneye davetlisiniz. Suzanne Lacy, Türkiye’deki ilk sergisi “Birlikte / Togæther” ile izleyiciyi dayanışmanın, katılımın ve birlikte öğrenmenin gücüyle tanıştırıyor. Feminist sanatın ve toplum odaklı performans sanatının öncülerinden olan Lacy, uzun yıllara yayılan üretiminde farklı kesimlerden gönüllülerle kimlik, özgürlük, şiddet, ekonomik zorluklar ve yaş alma gibi konular etrafında canlı tablolar kuruyor. Bu sergide, dünyanın dört bir yanında gerçekleşen bu katılımcı performansların duygusal hafızası video enstalasyonlar aracılığıyla müze mekanına taşınıyor.
Savaşın yorgunluğundan doğan yepyeni bir başkent… “Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923-1933” sergisinde Cumhuriyet’in ilk 10 yılında Ankara’nın nasıl planlı bir dönüşümle modern bir şehre dönüştüğüne şahit olabilirsiniz. Yaklaşık 350 özgün fotoğraf, maketler, film kayıtları ve yeni üretilen görsellerle desteklenen sergi; konutlardan mahallelere, planlardan gündelik hayata uzanan hikayelerle bir başkentin kuruluşuna ışık tutuyor ve ziyaretçileri Cumhuriyet’in ilk yıllarına doğru zaman yolculuğuna davet ediyor.
İstanbul’un Sonbahar Sergileri
Åsa Jungnelius– Toprak, Ateş, Su ve Havayla Yazılmış Bir Dize
İsveçli sanatçı Åsa Jungnelius, küratör Elif Kamışlı eşliğinde Türkiye’deki ilk kişisel sergisiyle izleyiciyi malzeme ve insan arasındaki kadim ilişkiye davet ediyor. “Toprak, Ateş, Su ve Havayla Yazılmış Bir Dize”, camın binlerce yıllık yolculuğunu, fonksiyonel objelerden sanatsal anlatılara uzanan bir hat üzerinde yeniden kurguluyor. Sergi salonu, dingin ve yoğun bir peyzaj gibi tasarlanmış. Cam ve mermerden oluşan heykeller, Denizli’deki ustalarla üretilen yeni eserlerle buluşuyor ve malzemeyle temasın kişisel boyutunu sorguluyor. Arkeolojik buluntular, dokuma ipler, cam objeler ve Peo Olsson’un obsidiyen sahalarından kareleri ise bu anlatıya eklemlenerek, zamanı ve mekanı bambaşka bir perspektiften deneyimlememizi sağlıyor.
İstanbul’un Sonbahar Sergileri
British Council Koleksiyonu’ndan Yapıtlar – Ortak Duygular
Sanatın duygularla kurduğu görünmez bağlar, bu kez aynı mekanda buluşanları birbirine yaklaştırıyor. “Ortak Duygular”, British Council Koleksiyonu’ndan seçilen 29 sanatçının yapıtlarını bir araya getirerek 20. ve 21. yüzyıl Britanya sanatına taze bir bakış sunuyor. 1930’lardan bu yana oluşan ve duvarları olmayan müze olarak anılan bu koleksiyon, bugünün dünyasında duyguların dönüştürücü gücüne odaklanıyor. Küratörlüğünü Ulya Soley’in üstlendiği sergi; “Özeni Korumak”, “Tanıdık Yüzler” ve “Hayali Gelecek” bölümleriyle izleyiciyi düşünmeye ve hissetmeye davet ediyor.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin 143 yıllık tarihine ışık tutan “Akademi Zamanı” sergisi, Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulunun 1948–1982 yılları arasındaki dönüşümüne odaklanıyor. Emre Zeytinoğlu, Can Aytekin ve Osman Erden küratörlüğünde hazırlanan sergi; arşiv belgeleri, açıklayıcı metinler ve akademi hocaları ile öğrencilerine ait özgün eserlerle kurumun modernleşme sürecini, sanatsal yönelimlerini ve eğitim tarihini dokümanter bir bakışla izleyiciye sunuyor.
Bu sonbahar bir halıyı dokur gibi fikirleri de ilmek ilmek işleyen bir atölyenin hikayesine eşlik etmeye hazır olun… Salt’ta açılan “90’lardan Beri Halı’dayız”sergisi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Halı Atölyesi’nin yaratıcı muhalefet ve kolektif üretimle örülü dünyasına kapı aralıyor. Yıllar boyunca ortak üretimlerle şekillenen bu atölye, gündelik meselelerle kurduğu bağları ve kuşaklar arası üretim akrabalığını sergiye taşıyor. Arşiv malzemeleri, tanıklıklar, kişisel işler ve kolektif üretimlerden oluşan bu seçki; aynı yöne ayrı pedal, ayrı yöne aynı pedal çevirmeyi öğrenmiş bir topluluğun izini sürmeye davet ediyor.
İstanbul’un Sonbahar Sergileri
18. İstanbul Bienali
Tarih: 20 Eylül – 23 Kasım 2024
Mekanlar: Beyoğlu
Çevikliği ve direnciyle ilham veren kedilerden yola çıkan 18. İstanbul Bienali, üç yıla yayılan özgün programıyla geleceğe dair olasılıkları araştırıyor. İlk ayağı 20 Eylül – 23 Kasım 2025 tarihleri arasında gerçekleşecek bienal; 40’tan fazla sanatçının eserleri, performanslar, film gösterimleri ve konuşmalarla İstanbul’un farklı noktalarını bir sanat haritasına dönüştürecek. Galata Rum Okulu, Zihni Han, Muradiye Han, Galeri 77, Külah Fabrikası, Meclis-i Mebusan 35, Eski Fransız Yetimhanesi Bahçesi ve Elhamra Han gibi mekânlarda hayat bulacak bienal, 2026’daki akademi ve kamusal programlar ile 2027’deki final sergi ve atölyelerle yolculuğunu tamamlayacak.
Sanat, edebiyat ve düşünce dünyasına yön veren köklü bir aile ilk kez aynı sergide buluşuyor. “Şakir Paşa Ailesi’nin 5 Harikası”sergisi, Osmanlı’nın son dönemi ile Cumhuriyet’in ilk yıllarına damga vuran Fahrelnissa Zeid, Aliye Berger, Nejad Melih Devrim, Füreyya Koral ve Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın üretimlerini ilk kez yan yana getiriyor. Siret Uyanık ve Ömer Faruk Şerifoğlu küratörlüğünde hazırlanan sergi, eserlerin yanı sıra aile arşivinden mektuplar, fotoğraflar ve belgelerle Türkiye’nin sanat ve kültür tarihine büyüleyici bir yolculuk sunuyor.
İstanbul’un Sonbahar Sergileri
Folia
Tarih: 21 Eylül 2025 – 1 Mart 2026
Mekan: Abdülmecid Efendi Köşkü
Tarihi bir köşkün odalarından hayali bir bahçeye adım atmaya hazırlanın. “Folia” sergisi, doğanın döngülerini, mevsimlerin ritmini ve insanın hayal gücünü buluşturan büyülü bir yolculuk sunuyor. Selen Ansen ve Eda Berkmen küratörlüğünde, Koç Holding himayesinde gerçekleşen sergi; Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan farklı coğrafyalardan yaklaşık yüz sanatçının üç yüzü aşkın yapıtını bir araya getiriyor. Bahçeciliğin mevsimsel döngüsünden ilhamla sihir, aşkınlık ve ütopya kavramlarını da işleyen Folia, çok duyulu bir deneyim vadediyor.
İstanbul’un Sonbahar Sergileri
Bedri Rahmi Eyüboğlu Müze Evi
Tarih: 27 Eylül – 5 Ekim
Mekan: Bedri Rahmi Eyüboğlu Evi – Kalamış
Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun ölümünün 50. yılında, sanatçının Kalamış’taki evi Kültür Yolu Festivali kapsamında ilk kez ziyarete açılıyor. Ziyaretçiler, eşi Eren Eyüboğlu ile paylaştığı bu tarihi evde iki sanatçının eserleri, mektupları, fotoğrafları ve mozaikleriyle dolu büyüleyici bir atmosfere adım atabilecek. 13.00 – 15.00 ve 17.00 saatlerinde 15 kişiyle sınırlı tutulacak ev turu, 70 dakika sürüyor. Biletinizi Biletinial’dan temin edebilirsiniz.
Minyatürden hat sanatına, ebrudan tezhip ve katı’ya… Geleneksel Türk sanatlarının zarif teknikleriyle hazırlanan bu seçki, İstanbul’un geçmişten bugüne uzanan çok katmanlı ruhunu gözler önüne seriyor. Kültür AŞ koleksiyonundan derlenen “İstanbul’un Yüzü”temalı 20 özgün eser, kentin tarihi ve kültürel zenginliğine bambaşka bir pencereden bakma fırsatı sunuyor.
Yaşamın kaynağı olan su, bu kez sanatın merkezinde. Cendere Su Pompa İstasyonu’nun restorasyonuyla şehre kazandırılan Cendere Sanat Müzesi, “Sudan Sebepler”sergisine ev sahipliği yapıyor. Ezgi Bakçay ve Sena Tural küratörlüğünde hazırlanan sergi, suyun adil paylaşımı olmadan ortak bir geleceğin mümkün olmayacağını hatırlatıyor. 14 sanatçının eserlerinden oluşan bu seçki, suya yalnızca bir kaynak değil; aynı zamanda kültürlerin, inançların ve sanatın taşıyıcısı olan bir emanet olarak bakmaya davet ediyor.
Taşın ağırlığı, kağıdın hafızası ve metalin keskinliği Seydi Murat Koç’un yirmi yıllık sanat yolculuğundan seçilen eserleriyle “Taş Kâğıt Metal”sergisinde malzemenin fiziksel ve simgesel gücünü izleyiciyle buluşuyor. Deha Çun küratörlüğünde hazırlanan sergi, doğa, insan ve şehir arasındaki ilişkileri malzeme üzerinden yeniden düşündürüyor. Her bir iş, yalnızca kullanılan malzemeyi değil; anlamın kendisini de taşıyarak izleyiciyi farklı duyusal ve düşünsel katmanlara davet ediyor.
Haliç Sanat 1 ve 3’te sanatseverleri iki farklı sergi daha bekliyor. Ali Gün Yıldırım’ın “Bu Sayılmaz” adlı kişisel sergisi, sanatçının yarım asırlık çizim serüveninden sonra yeniden doğuş ve iyileşme sürecinde ürettiği büyük boy çalışmalarını konu alıyor. Sergiyi Haliç Sanat 1’de 26 Ekim’e kadar görebilirsiniz. Tan Cemal Genç’in “Çizgi Yağmurları”adlı sergisinde ise çizgiyi evrensel bir düşünme ve ifade biçimi olarak ele alarak doğa, insan ve çağın karmaşasını sade bir dille yorumluyor. Sergi, 26 Ekim’e kadar Haliç Sanat 3’te sanatseverlerle buluşuyor.
Boyanın katmanlarında şiir, çizgilerin arasında melankoli ve coşkunun hakim olduğu Burhan Uygur’un zamansız dünyası, Casa Botter’deki “Solo Botter” sergisinde yeniden hayat buluyor. Levent Çalıkoğlu küratörlüğünde hazırlanan sergi, 1992’de kaybettiğimiz bu sıradışı sanatçının her şeyden ilham alan üretim pratiğini gözler önüne seriyor. Resimlerine gizlediği notlar, dizeler ve şiirlerle hikayelerini katmanlaştıran Uygur; her anın ruhunu yakalayan deneysel yaklaşımıyla izleyiciyi büyüleyici bir görsel şiirselliğe davet ediyor.
Bu sergi daha iyi bir mevsimde açılamazdı! Renklerin titreştiği, ışığın resimlere hayat verdiği büyülü bir evrenden oluşan Vincent van Gogh’un dünyası, Türkiye’nin ilk tam kapsamlı Dijital Deneyim Merkezi’nde bambaşka bir boyuta taşınıyor. “Van Gogh: Işığın İzinde” sergisi, sanatçının umut ve mutluluk arayışını yapay zeka, artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik ve interaktif projeksiyonlarla ziyaretçilere hissettiriyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ tarafından hayata geçirilen bu özel deneyim, klasik sergilemenin ötesine geçerek izleyiciyi Van Gogh’un renkli düşlerine adım atmaya çağırıyor. Dört oda ve dijital koridorda sunulan dijital eserler, sanatla teknolojiyi büyüleyici bir şekilde buluşturuyor.
Deniz Doğruyol, “Bir Kere Oldum, Bin Kere Doğdum” sergisinde papier-mâché yani kâğıt hamuru tekniğiyle hayat verdiği figürlerle Baruthane’nin taş duvarları arasında kişisel bir ritüel alanı kuruyor. Carl Jung’un arketip kuramından ilham alan heykeller; el yazıları, kağıttan tuzluklar ve dilek ağacı gibi yerleştirmelerle birlikte izleyiciyi içsel bir yolculuğa davet ediyor. İBB Kültür ve İBB Miras katkılarıyla gerçekleşen sergi, pazartesi hariç her gün 10.00–18.00 saatleri arasında ücretsiz gezilebiliyor.