Arles’ın Sarısı Haliç’te, Van Gogh Işığın İzinde…
Arles’ın sarısını İstanbul’a taşıyan sergi, Van Gogh’un umudunu bugünün izleyicisine yeniden hatırlatıyor. “Van Gogh Işığın İzinde” sergisi Dijital Deneyim Müzesi’nde.
Güneş, Arles’ın sarısını İstanbul’a ödünç vermiş gibi… İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür AŞ’nin Sütlüce’de, Miniatürk’ün hemen yanında bulunan Dijital Deneyim Merkezi’ne (DDM) yaklaştığınızda Haliç’in rüzgârı yüzünüzde hafifçe geziyor. Altın boynuzun üstünde, altın sarısı güneşin altında bir zamanların Sadabatı’nda adımlarken kendimizi bir zaman tünelinde buluyoruz. 1800’lü yılların sonundan başlayıp sanki 2100’lere uzanıyoruz. Van Gogh: Işığın İzinde, sanatçının karanlıktan güneşe uzanan güzergâhını, bugünün teknolojisiyle yeniden kuruyor. Van Gogh’un çağının ötesinde bir sanatçı olduğunu bir kez daha hatırlatmak için değil de daha çok kendi ışığımızı hatırlamak için sanki…
Tuvalden taşan bir evren hayal edin… Paletin içine girip rengi elinizle karıştırıyor, Yıldızlı Gece’yi pencereden bakar gibi değil, içinden geçer gibi deneyimliyor, ardından sanki başka bir evrene adım atıyor ve bütün imgelerin algoritmalarla yeniden doğuşuna tanıklık ediyorsunuz. Van Gogh’un hayatı boyunca peşine düştüğü ışık, mekânın kendisine dönüşüyor; umut ise bir temanın ötesinde bir hatırlatma oluyor.

Bu yazıda, o ışığın güzergâhında yürüyeceğiz: Dijital Oda’dan başlayıp Van Gogh’un Paleti’ne, oradan sanatçının bilinçaltına, sonra da yapay zekânın hayal gücüne. Yolun sonunda ise… İşte orası size kalmış. Ama öncesinde Kültür AŞ Genel Müdürü Osman Cenk Akın ile gerçekleştirdiğimiz sohbete sizi ortak etmek isteriz.
Işığın Arkasındaki Vizyon
İBB Kültür AŞ Genel Müdürü Osman Cenk Akın, Van Gogh’un resimlerinden daha çok, hayatının kırık dökük ritminden etkilendiğini söylüyor. “Yalnızca 37 yıl yaşıyor” diyor Akın, “ve o kısa ömürde kuzeyin karanlık havasından Güney Fransa’ya kaçıyor. Orada dostluklar, kırgınlıklar, krizler yaşıyor ama sonunda inanılmaz bir üretim ivmesiyle çalışıyor. Her gün bir şey yapıyor sanki. Bence Van Gogh’u özel kılan da bu; çözülemeyen bir giz ve bezginliği üretime dönüştürebilmesi.”

Akın, serginin küratoryel çizgisinin de bu ruhla şekillendiğini ifade ediyor. Orsay Müzesi için hazırlanan VR deneyiminin ilk kez İstanbul’a geldiğini, Dublin’de sergilenen Nohlab işinin burada yeniden yorumlandığını hatırlatıyor. “Sanatı tek bir yerde tutamazsınız” diyor. “İyi işler doğru koşullar sağlandığında şehrin nefesinin bir parçası olur. Haliç kıyısındaki bu merkez de tesadüf değil; burası eski İstanbul’un damarlarıyla bugünün hareketini buluşturan bir kesişim noktası.” İstanbul’un çok merkezli bir şehir olduğunun altını çizen Akın, Fener–Balat hattından Eminönü’ne kadar artan çekim gücünü örnek veriyor ve “Bizim için mesele, kentin hafızasını çağdaş üretimle buluşturmak” diye ekliyor.
Kendi deneyiminde en çok VR odasından etkilendiğini anlatıyor Akın. “Ayağa kalkıyorsunuz, 360 derece dönüyorsunuz, elinizi uzatınca renk size tepki veriyor. Diğer odalarda gördüğünüz şey burada nefes alınan bir atmosfere dönüşüyor. İzleyici pasif tanıklıktan çıkıp sahnenin parçası oluyor” diyor.

Geleceğe dair ipuçları da veren Kültür AŞ. Genel Müdürü, Dijital Deneyim Merkezi’nin projelerinin yalnızca resimle sınırlı kalmayacağını, edebiyat gibi farklı disiplinlerden besleneceğini belirtiyor ve “Zamanları birbirine değdiren projeler yapacağız” diyor. “Çocuklukta okunan hikâyeleri mekâna taşıyacağız, geçmişi bugüne getirirken geleceği de bugün de yaşatacağız. Bu yüzden sergi bir kapanış değil, açılan bir parantez.”
Sözlerini yine Van Gogh’a dönerek tamamlıyor: “Hayattan beziyorsunuz ama o bezginliği üretime veriyorsunuz. İşte mesele bu. Bizim işimiz de o kapıyı ziyaretçiye aralamak.” Akın’ın çizdiği çerçeveyle şimdi serginin katmanlarına, ışığın izini süren odalara adım atalım.
“Sanatı tek bir yerde tutamazsınız. İyi işler doğru koşullar sağlandığında şehrin nefesinin bir parçası olur.”
Dijital Oda: Van Gogh’un Hayatına Dokunmak
Özde Karadağ (Sergi İçerik Direktörü): “Dünyanın kaosa sürüklendiği şu günlerde, insanların çok yorgun olduğunu ve geleceğe dair inançlarının azaldığını hissediyorum. Tam da bu nedenle serginin adı ve deneyim kurgusunu, Van Gogh’un depresif hayat akışı içinde Arles’a gidip ışığı aradığı döneme odaklayarak şekillendirdim. Bu sergi günümüz insanına ‘seni aydınlatacak ışığı aramaktan yorulma’ diyor.”
“Işığın İzinde” yolculuğu Dijital Oda ile başlıyor; sanatçının çocukluğundan son mektuplarına uzanan hikâyesini ve başyapıtlarının ardındaki ilham verici ayrıntıları interaktif biçimde sergiliyor. Bu bölüm adeta bir ısınma turu: Duvarlarda Van Gogh’un mektuplarından alıntılar, erken dönem çizimler ve tabloların ortaya çıkış öyküleri; dijital ekranlarda kronolojik bir akışla ziyaretçiye sunuluyor. Ray üzerinde hareket eden ekranı, seçtiğiniz tablonun yanına doğru getirip durdurduğunuzda o eserle ilgili ayrıntılı bilgiye erişebiliyorsunuz. Duvardaki sarı ışıklı noktalara dokunduğunuzda ise Yıldızlı Gece’nin yıldızlarını kayan yıldızlara dönüştürebiliyorsunuz.

Bu odada, Van Gogh’u “bir insan olarak” hatırlamamız istenmiş. Hayatı bir şekilde -belki de en çok kendiyle- mücadeleyle geçmiş bir insan… Sanatçının Belçika’daki Borinage döneminde madencilerle birlikte, onların koşullarını paylaşarak yaşaması özellikle dikkat çekici. Genç Van Gogh burada vaizlik yaparken kendini işçilerden üstün görmeyi reddeder; bu sıra dışı empati ve adanmışlığın ardından görevine son verilir. Bu onun resme yönelişinde belirgin bir an mıydı bilinmez… (Bana göre resim hep vardı, diğer şeyler onun etrafında gelişti.)
Borinage’daki deneyim, Van Gogh’un emek ve yoksulluk temalarını resmetme duyarlılığını derinleştirir. Sergi içerik direktörü Özde Karadağ, Van Gogh’un varlıklı bir aileden gelmesine karşın emekçilerin dünyasını dert edinmesini “özgün ve etkileyici” bulduğunu vurguluyor. Nuenen’deki köylüleri konu eden Patates Yiyenler bu empatinin en güzel yansımalarından değil mi?

Karadağ, kısıtlı hazırlık süresine karşın sergiyi Van Gogh’un Arles’da “ışığı aradığı” dönemi merkez alan “ışık ve umut” teması etrafında kurduklarını söyleyerek sözlerine şöyle devam ediyor: “Dijital Oda sonraki odalarda daha soyut biçimde deneyimlenecek eserler için bir temel oluşturuyor. Van Gogh’un eserlerine yalnızca bakmak değil, onlarla etkileşime geçmek fikri çıkış noktamızdı. Bu alanda ziyaretçiler küçük oyun ve bulmacalarla etkin bir öğrenme sürecine giriyor.”

Örneğin, dijital bir yapbozda Ayçiçekleri’ni parça parça birleştirirken “küçük dokunuşlarla büyük resmi oluşturmanın” hazzını yaşıyorsunuz. Dijital Oda’dan ayrılıp bir sonraki deneyime geçiyoruz.
Özde Karadağ’dan genç Van Gogh’a mesaj: “Hayatına yalnızca kardeşin Theo gibi seni gerçekten anlayabilecek insanları al.”
Sanal Gerçeklik: Van Gogh’un Paletinde
Virgile Mangiavillano (VR Future’ın Kurucu Ortağı ve Operasyon Direktörü): “Işık, Van Gogh için her zaman bir tutkuydu. Ben Saint-Rémy yakınlarında büyüdüm; Van Gogh’un bir süre kaldığı akıl hastanesini gezdim. Yıldızlı Gece Mayıs 1889’da, odasından gördükleriyle hayal gücünün birleşimi olarak doğdu. Bir kriz döneminde yapılmış olması, acının tam kalbinde bile umudun mümkün olduğunu gösteriyor. Bu eser tek başına hem umudu hem de ışığı simgeliyor.”

Sanal Gerçeklik Odası’nda “Van Gogh’un Paleti” adlı VR deneyimi, sanatçının Auvers-sur-Oise’daki son dönemine odaklanıyor ve paleti merkeze alan hayali bir manzarayı keşfe açıyor. VR gözlüğünü taktığımızda kendimizi 1890 Haziran’ında Dr. Gachet’nin evinde buluyoruz; Marguerite Gachet’nin portresi şövalede, Van Gogh’un ödünç aldığı palet masanın üzerinde. Bir anda palet devasa bir diyara dönüşüyor; renkler arasında ilerliyor, Van Gogh’un son dönem eserlerinin dünyalarına Marguerite’in rehberliğiyle yolculuk ediyoruz.

Bu deneyimde sadece görme değil; dokunma, hareket ve işitme duyuları da devrede. Mangiavillano, Orsay Müzesi için geliştirilen bu çalışmada Van Gogh’un son paletini ultra yüksek çözünürlükte taradıklarını, her bir oyulmuş fırça darbesi ve en küçük renk nüansının dijital ortama taşındığını belirterek, “Ziyaretçinin ellerini merkeze aldık; renklerle doğrudan etkileşime girdiğinde, kimi anlarda ellerini boyalara bulanmış olarak görüyor” diyor. Böylece paletin somut dokusuyla Van Gogh’un renk ve ışık tutkusu ziyaretçiye fiziksel bir deneyim olarak geçiyor. Yaklaşık on dakika süren bu VR yolculuğu Türkiye’de ilk kez İBB Dijital Deneyim Merkezi’nde sunuluyor.
Virgile Mangiavillano’dan genç Van Gogh’a mesaj: “Bir; tutku ve azimle her şey mümkündür. İki; sabit fikirlere kapılma. Ve senin sözünle bitireyim: ‘Kesin olarak hiçbir şey bilmiyorum, ama yıldızlara bakmak bana hayal kurduruyor’.”
Sürükleyici Deneyim: Işığın Peşinde
Nohlab Stüdyo: “Bizi en çok etkileyen, Van Gogh’un gerçekliği ‘göründüğü gibi’ değil, algıladığı gibi aktarması; fırça darbesini dokunsal ve kinestetik bir öğeye dönüştürmesi ve ışığı yalnız parlaklık değil, doğrudan algıyı kuran bir malzeme gibi kullanması. İki boyutlu yüzeyi deneyimsel bir katmana çeviren bu yaklaşım, öz arayışını merkeze alan stüdyo dilimizle buluşuyor.”

VR’nin ardından serginin kalbi sayılabilecek Sürükleyici Deneyim Odası’na giriyoruz. Yüksek tavanlı geniş mekânda duvarlar ve zemin Van Gogh’un dünyasına dönüşmüş durumda. Loş ışıkta odaya adım attığımızda, kendimizi sanatçının bilinçaltında buluyoruz. Nohlab’ın yaklaşık 14 dakikalık fütüristik anlatısı dört bölüm hâlinde ilerliyor: İlk sahnede rüyalar ve kabuslar; ardından genç Van Gogh’un Paris ve Nuenen dönemlerindeki toprak tonları ve köylü figürleri… Sonra ışık ısınıyor; Güney’e, Arles güneşinin altına ilerliyoruz. Duvarlarda birden Ayçiçekleri beliriyor, sarının en sıcak tonlarıyla tarlalar ve bahçeler içinde güneşi takip ediyoruz.

Kısa bir an sessizlik ve renkler koyulaşıyor; Saint-Rémy akıl hastanesinin soğuk duvarları beliriyor. Duvar ve zemindeki titreşen lacivert-mor geçişler, onun çalkantılı ruh hâli olmalı. Derken bir pencere açılıyor: Sanatçının odasından gördüğü manzara. Pencerenin ardında Yıldızlı Gece canlanıyor; lacivert gökyüzünde altın spiraller ağır ağır dönüyor. Yıldızlı Gece’nin bir kriz anında (1889) doğduğunu bilerek izlemek, “acının kalbinde bile umudun” mümkün olduğuna tanıklık etmek demek. Gerçi bu tablo bize geçirdiği tüm o yoğun ve romantik hislerin ötesinde bir fizik ve bilim mucizesi olarak da kendini ispatlamış durumda. Bu oda Nohlab Stüdyo’nun hedeflediği gibi, duyumsama, akış ve ritmin görsel dile dönüştüğü bir deneyimin içinde hissettiriyor.

Görsel şölen doruğa ulaştığında imgeler çözülüyor; yıldızlar ve ayçiçekleri dijital parçacıklara ayrılarak odanın ortasında bir girdapta dönüyor… Bu katmandan diğerine geçiyoruz.
Artırılmış Gerçeklik: Sonsuz Van Gogh Evreni
Sürükleyici anlatının finali Artırılmış Gerçeklik Odası’nda sürüyor. Burada özel geliştirilmiş bir yazılım, Van Gogh’un 2.000’den fazla eserini tarayıp kategorize ederek yüksek boyutlu makine öğrenimi teknikleriyle yeni görseller üretiyor. Dev ekranlarda yapay zekânın “rüyaları” akıyor; Van Gogh’un dilinde ama onun hiç yapmadığı manzaralar ve portreler belirip kayboluyor. Sanki sizi çepeçevre saran bir sanat kapsülü içindesiniz… Bir an tanıdık bir fırça darbesini yakalıyorsunuz… Ardından görüntü dağılıyor bir tarlaya, ardından başka bir yıldıza dönüşüyor.

Nohlab Stüdyo bunu “Van Gogh’un bakışını bugünün hesaplamalı diliyle genişletmek” olarak tanımlıyor. Ortaya çıkan işler “gerçek”, Van Gogh tabloları değil; ama onun görsel dilinde yeni yorumlar ve olasılıklar. Yaklaşık dört dakika sonunda imgeler ışığa karışıyor… Yapay zekanın Van Gogh rüyasından uyanıyoruz. Siyah perdeden geçip bugünün dünyasına çıkacağız sanırken kendimizi sinema ekranının önünde buluyoruz. O halde devam edelim…

Nohlab Stüdyo’dan genç Van Gogh’a mesaj: “Gelecekte eserlerin yalnızca tuvallerde kalmayacak; mekâna yayılan, üç boyutlu ve çok duyulu deneyimlere dönüşecek. Resimlerin yaşayan peyzajlar olarak deneyimlenecek; ses, mekân ve hareketle birleşerek insanların içine gireceği mekânsal anlatılar kuracak.”
Dijital Koridor: Işıklı Bir Veda
Fuat Genç (Medya Sanatçısı): “Van Gogh’un ‘Kendini küçük hissetmeyen, bir zerre olduğunu fark etmeyen insan ne büyük hata yapar’ sözü bugün de anlamlı. Sanırım çoğumuzun sorunu bu: Zerre olduğumuzu unutarak kendimizi büyük hissetmeye çalışıyoruz.”

Deneyimin son adımı Dijital Koridor. Medya sanatçısı Fuat Genç’in “Sinematik Rüyalar” adlı video yerleştirmesinde Van Gogh evrenine yapay zekâ destekli bir film stüdyosunun içinden bakıyoruz. Genç, izleyiciye yalnız “sonucu” değil, yapay zekâyla üretimin “perde arkasını” da hissettirmek istediğini söylüyor. Ekranda sevgili Van Gogh farklı yaşlarda ve mekanlarda birleşip ayrılırken, algoritmanın “düşünme” sürecine tanık oluyoruz.

Koridor duvarının bir bölümünde Van Gogh’un gözüyle yeniden yorumlanmış Haliç haritası yer alıyor. Sahi, Van Gogh İstanbul’a gelseydi resimlerine en çok neyi konu ederdi? Bir başka duvarda ziyaretçilerin hareketleriyle renklerin dans ettiği “Adım Adım Işık”; dijital boyama alanında “Sarının Dansı” var. Parmaklarınızı dijital ekranda gezdirerek kendi Van Gogh tablonuzu boyayabiliyorsunuz. Köşede Yıldızlı Gece’den esinli küçük bir kaydırak çocukların (ve içindeki çocuğu canlı tutanların) yüzünde ve ruhunda tebessüm bırakıyor.

Van Gogh’un kardeşi Theo’ya yazdığı o cümle kulağımızda: “Kesin olarak hiçbir şey bilmiyorum, ama yıldızlara bakmak bana hayal kurduruyor.”
Ziyaret Bilgileri:
“Van Gogh: Işığın İzinde” sergisi Şubat 2026’ya kadar Dijital Deneyim Merkezi’nde, pazartesi hariç her gün ziyaret edilebiliyor.
İstanbul Eylül Ayı Etkinlik Takvimi